Bugün günlüğüme yazmak istiyorum çünkü içimde biriktirdiklerim artık taşıyamayacağım kadar ağır. “Niye çocuk yaptınız ki, şimdi onlarla ilgilenmeye vaktiniz yok?” diye sormak geliyor içimden. Torunlarıma bakıp kendi hayatımı feda etmeye niyetim yok.
Artık susmaktan yoruldum. Her şey yolundaymış gibi davranmaktan, hep yardıma hazır, sabırlı, iyi kalpli bir nine rolü oynamaktan bıktım. Ama gerçek şu ki, daha fazla dayanamıyorum. Altmış yaşındayım. Evet, emekliyim. Peki bu, hayatımın artık sadece başkalarının çocukları etrafında dönmesi gerektiği anlamına mı geliyor?
“Başkalarının” diyorum çünkü torunlar benim çocuklarım değil. Bu yolu bir kez zaten yürüdüm. İki oğlum oldu, ikisini de büyüttüm. Onlara her şeyimi verdim: enerjimi, sinirimi, sağlığımı, paramı. Hastalandıklarında, huysuzlandıklarında, gece ateşlendiklerinde hep ben ilgilendim. O yıllarda hiç düşünmedim onları bir nineye ya da komşuya bırakmayı. Her şeyi tek başıma üstlendim çünkü doğrusu buydu. Çünkü onları doğurmak, büyütmek, emek vermek benim seçimimdi.
Şimdi çocuklarım büyüdü. Her birinin ailesi, işi, kendi dünyaları var. Ve benim her an hazır olmam gerektiğini düşünüyorlar. Tırnaklarını yaptırmaya gideceklerse torunlarıma bakmam, aniden sinemaya gitmeye karar verdilerse kreşten benim almam, doktora götürmem gerektiğini düşünüyorlar. Bazen de sadece yorgun oldukları için. Peki ya ben?
Ben de yoruluyorum. Benim de bir hayatım var. Arkadaşlarım, alışkanlıklarım, hobilerim var. Tiyatroya gidiyorum, arkadaşlarla buluşup sohbet ediyoruz, akşamları börek yapıp film izliyorum. Sonunda kendime zaman ayırabiliyorum. Canlıyım. Yaşamak istiyorum.
Ama çocuklarım, özellikle büyük oğlum Murat, bunu görmüyor. Geçen gün torunum Efe’yi alıp, sormadan bile bırakıverdi:
“Anne, zaten evdesin. Bir iki saat idare ediver.”
Oysa ben arkadaşım Selma’ya gidecektim. Altı aydır görüşmemiştik. Elinde kahve fincanı, şaşkın şaşkın durdum. Oğlum montunu giyip “önemli bir işi” olduğunu söyledi, hiç özür dilemeden, müsait miyim diye sormadan çıkıp gitti. Sanki torunum bir eşya, emanet bırakılacak bir şeydi.
Torunlarımı sevmediğimden değil. Vallahi seviyorum onları. Tatlılar, komikler, mis gibi bebek şampuanı kokuyorlar. Ama ne zaman isterlerse onlarla ilgilenmek zorunda değilim. Planlarımı iptal etmek, hayatımı onlara adamak zorunda değilim.
O gün Efe’yle oturup akşam ne pişireceğimi düşünürken küçük oğlum Can aradı. Çocukları olacağını söyledi. Sevindim tabii, ağladım. Ama içimde bir endişe belirdi. Şimdi iki taraftan da mı çağırılacağım? Biri birinci torun, diğeri ikinciyle mi uğraşacağım? Ne yapacağım o zaman? Haftanın günlerini mi paylaşacağım?
Telefonu kapattıktan sonra koltuğa çöktüm, düşündüm. Kaderim bu mu gerçekten? Emeklilik hayatın sonu değil, sadece yeni bir evresi. Neden çocuklarımın uygun gördüğü için ücretsiz bir bakıcıya dönüşmek zorundayım?
Murat’a bu seferlik yardım edeceğimi, ama bir daha olursa önceden anlaşmamız gerektiğini söyledim. Bakıcı ya da zorunluluk olmadığımı, benim de işlerim olduğunu anlattım. Küstü. “Bencilsin” dedi. Ama kendi hayatını yaşamak isteyen bencil mi olur?
Yirmi beş yıl izin yapmadan çalıştım. Çocuk büyüttüm, kredileri ödedim, onlara kitap almak için kendime ayakkabı almadım. Pişman değilim, ama şimdi özgürce nefes almak istiyorum. Sabahları mama ve bezle değil, kahvem ve kitabımla uyanmak istiyorum. Nine olmak istiyorum, hizmetçi değil.
Zaman değişti. Kadınlar daha cesur, daha dürüst oldu. Dinlenme hakkımız, özel alanımız, isteklerimiz var. Yardım etmeyi reddetmiyorum, ama “her şeyi sen yap” demek değil bu. Gönülden geldiğinde destek olmak, “zorunluluk” diye üstlenmek değil.
Eğer çocuk yetiştirmek seni zorluyorsa, belki de onu niye dünyaya getirdiğini düşünmelisin. Ben kendime yardımcı doğurmadım. Kendi kararlarının sorumluluğunu alabilen bağımsız bireyler yetiştirdim.
Evet, nine olacağım. Ama hafta sonları, müsait olduğum zamanlarda. Ben teklif ettiğimde. Ve asla kendimi unutmadan.
Biliyor musunuz? Hiç suçluluk hissetmiyorum. Uzun zamandır ilk kez kendi yerimde olduğumu hissediyorum. Hayat, başkalarının beklediklerini yapmaktan ibaret değil. Kendine de kulak vermelisin. Bugün bunu öğrendim.




