Kızım Bana Sırtını Döndü… Sadece Düğününü Ödeyemediğim İçin

Salonun ortasında, avuçlarımı göğsüme bastırarak duruyordum. Biricik kızım Aylin, nişanlısıyla birlikte içeri girdiğinde yüzünde gördüğüm ifade tanıdık değildi. Gözlerindeki hayal kırıklığı ve öfke, bana yabancı gelen bir soğukluk katmıştı sanki. O an anladım: karşımda artık kızım değil, yabancı biri duruyordu.

“Anne, bunu anlaman lazım,” dedi Aylin, sesi öfkeden titriyordu. “Bu, hayatımın en önemli günü. Nasıl bana hayır diyebilirsin?”

Sözlerim boğazımda düğümlendi. Yardım etmek isterdim, ama gücüm yoktu.

“Aylin, canım kızım,” diye zorlukla mırıldandım. “Durumumu biliyorsun. Emekli maaşımla zar zor geçiniyorum. Bu kadarını karşılayamam…”

Birden alevlendi.

“Karşılayamaz mısın? Peki biriktirdiğin paralar nerede? Küçüklüğümden beri kenara koyman gerekenler? Hiç mi geleceğini düşünmedin?”

Aylin ve nişanlısı Emre, görkemli bir düğün hayal etmişlerdi. İstanbul’un göbeğinde bir salon, yüzlerce misafir, yüz bin liraya elbise, canlı müzik, fotoğraf çekimleri… Bir rüya gibiydi, ama benim rüyam değil. Gücümün yetmeyeceği bir rüya.

“Aylin… Senin için hayatımı verdim. Baban gittiğinde henüz on yaşındaydın. Tek başıma seni büyüttüm—yardımsız, desteksiz, dinlenmeden. Senin için her şeyden vazgeçtim, kendimden bile.”

“Şimdi de benden vazgeçiyorsun. Tam da sana en çok ihtiyacım olduğu anda,” diye soğuk bir tonla konuştu. “Sağ ol anne. Her şeyi anladım.”

O günden sonra bir daha aramadı. Mesaj attım, telefon açtım—cevap yok. Ya sessizlik, ya da ruhsuz, kısa bir “tamam”dan fazlası değildi.

Sonra düğün günü geldi. Davet edilmemiştim. Komşumun gösterdiği sosyal medya paylaşımlarından öğrendim. Muhteşem bir elbise, altın süslemeler, kalabalık bir davetli listesi… Ben ise evde, tek başıma, soğumuş bir çayın karşısında oturuyordum.

Fotoğraflara bakarken içim parçalandı. Kıskançlıktan değil, acıdan. Bir ömür verdiğim kızım, tek bir “yapamam” dememe rağmen beni hayatından silmişti.

Uykusuz geceler aklıma geldi. Hasta olduğunda başında beklediğim geceler. Yeni okul çantası alabilmek için ek işler yaptığım günler. İngilizce kursu için kenara attığım paralar. Kendime ilaç almayıp, onu tiyatroya götürdüğüm anlar… Şimdi? Artık gerekmiyordum. “Düğün parasını veremeyen anne”, anne değildi.

Emre de ortadan kaybolmuştu. Bir kez bile sormadı. Sanki onların yeni, parlak hayatlarında rahatsız edici bir lekeydim.

Bir yıl geçti. Hâlâ yalnızım. Bazen şehirde görüyorum—Aylin ve Emre, mutlulukla parlıyorlar. Yanlarına gidip “Seni seviyorum, hep yanındayım” demek istiyorum. Ama gözlerindeki o soğuk bakıştan korkuyorum. Çünkü bir kez yıkmıştı beni.

Para her şey değil, biliyorum. Ama ona göre en önemli şeymiş gibi göründü. Hâlâ cevabını bulamıyorum: Nasıl oldu da bir “hayır”, yirmi beş yılın tüm “evet”lerini sildi?

Bana diyorlar ki: “Bir gün aklı başına gelecek.” Ya gelmezse? Ya hayatının en önemli anında onu yalnız bıraktığıma inanmaya devam ederse?

Ne kadar zamanım kaldı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Onu sevmeyi asla bırakmayacağım. Artık kızım olmak istemese bile. Bana sırtını dönmüş olsa bile.

Ama geceleri, yatağımda gözlerim tavana dikiliyken tek bir soru zihnimi kemiriyor: Anne sevgisi gerçekten karşılıksız bir armağan mıdır? Yoksa bir gün, kayıtsızlıkla tükenir mi?

Rate article
Lifequest
Kızım Bana Sırtını Döndü… Sadece Düğününü Ödeyemediğim İçin