İki yıl önce boşanmış bir adamla evlendiğimde hiç şüphelerim yoktu, önyargılarım da. Geçmişinden korkmuyordum; tam tersine, ilişkilerin değerini bilen, ailenin kıymetini anlayan biri olduğunu düşünüyordum. Evliliğimiz sağlam görünüyordu, ta ki bir haber her şeyi altüst edene kadar…
“Yakında Ayşe bize gelecek. Üniversiteye başladı, ilk zamanlar bizimle kalacak. Belki birkaç ay, belki de birkaç yıl. Göreceğiz,” dedi eşim kapıdan girer girmez, sanki bu çok normal bir şeymiş gibi.
O an donakaldım. Dünya başıma yıkıldı. Tek odalı bir ev. İkimiz. Ve şimdi bir de yetişkin bir kız, onun kızı olsa bile. Bunu nasıl normal karşılayabildiğini anlayamadım. Öfke dalga dalga yükseldi içimde.
“Niye bizimle yaşayacak?” diye söze başladım sertçe. “Niye yurt değil? Bütün öğrenciler yurtta kalıyor, bir şey olmuyor! Ben de iki kızla aynı odayı paylaştım, okudum, hayatta kaldım ve üstün başarıyla mezun oldum. O niye istisna olsun?”
Ama eşimin yüzü kıpkırmızı kesidli. Sesi yükseldi, keskinleşti:
“BENİM kızım olduğunu anlıyor musun sen? BİR TANE kızım var! Yıllardır onun hasretini çektim. Yanımdayken yurtta kalacak da, evimin kapısı ona kapalı mı olacak?”
Sonrası bildik tartışma… Kararını çoktan verdiğini, benim fikrimi umursamadığını söyledi. O an anladım ki, verdiğim emekler, bu evlilik için harcadığım her şey hiçe sayılmıştı. Ben bir hiçtim. Söz hakkı yoktu bende. Kendi evimde bile bir eş değil, yalnızca bir kiracıydım.
Evet, Ayşe iyi bir kız. Kibar, uslu, zeki. Onun hakkında hiç kötü konuşmadım. Ama şu küçücük evde iki yetişkine zor yer var, üçüncü nereye sığacak? Nerede uyuyacak? Nerede ders çalışacak? Bundan sonra nasıl yaşayacağız—üçümüz, özel alanımız kalmadan? Benim, bir kadın olarak değil de, misafirmişim gibi hissettiğim o akşamlar nerede kalacak?
Dayanamadım. “Burada yaşamayacak,” dedim ve kapıyı çarparak çıktım. Sokaklarda saatlerce dolaştım, ağladım. Hıçkıra hıçkıra… Bu Ayşe’yle değil, benimle ilgili. Eşimin, benimle konuşmadan bu kadar büyük bir karar almasıyla ilgili. Onun için yalnızca bir mobilya parçası olduğumu, anlıyordum.
Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Aklımda tek bir soru: Seni duymayan biriyle neden beraber olmalı? Kendi rahatını, “Düşüncen umurumda değil,” diyebilen biri için neden feda etmelisin?
Biliyorum ki bu daha başlangıç. İlerisi daha kötü olacak. Hep benimle kızı arasında seçim yapacak. Ve hepimiz kimi seçeceğini biliyoruz. Şimdiden kendi evimde fazlalık gibi hissediyorsam, sonrası ne olur?
Bazen en acı seçim, sevdiğini bırakmaktır. Ama daha acısı, değer görmediğin yerde kalmaktır…




