50. Evlilik Yıldönümünde Kocam Beni Asla Sevmediğini İtiraf Etti

Evinin 50. yıldönümünde kocası, onu hiç sevmediğini itiraf etti…

Sofrayı hazırladım, mumları yaktım, onun en sevdiği fırınlanmış tavuğu koydum ortaya. Her şey filmlerdeki gibi olmalıydı – yarım asırlık birliktelik, altın yıldönümü, beraber geçirilmiş bir ömür. Elli yıllık evlilik demek; mutluluklar, aile kutlamaları, çocukların büyümesi, tatiller, kavgalar ve barışmalar demekti. Her şeyi atlatıp dimdik ayakta kaldığımızı sanıyordum. Birbirimizi sevdiğimize emindim. En azından ben öyleydim.

Akşam için yalnız kalmayı planlamıştık. Çocuklar ve torunlar kutlamalarını, mesajlarını yollamışlardı ama biz sadece sessizliği tercih ettik. Beraber yaşlanmanın ötesinde, hâlâ ‘biz’ olduğumuzu hissetmek istedim.

Mehmet karşımda oturuyordu. Yüzü sakin görünüyordu ama gözlerinde bir tuhaf ifade vardı. Duygulandığını düşündüm. Elli yıl kolay değildi sonuçta. Kadehi kaldırıp gülümseyerek dedim ki:

— Mehmet, bu yıllar için sana teşekkür ederim. Seni düşünmeden bir hayat hayal edemiyorum.

Başını öne eğdi. Sonra öyle bir sessizlik oldu ki, göğsüme biçare bir ağırlık çöktü. Cevap vermedi. Sustu. Sonra gözlerini kaldırdı ve daha önce hiç görmediğim bir şey vardı bakışlarında: Derin bir hüzün, suçluluk, acıdan fazlası…

— Sevil, sana söylemem gereken bir şey var. Yıllardır içimde sakladığım…

Kalp atışlarım durdu. Korktum. Aklımdan yüzlerce ihtimal geçti – hastalık mı? Ciddi bir şey mi?

— Bunu sana çok daha önce söylemeliydim. Cesaret edemedim. Ama artık anladım ki, gerçeği hak ediyorsun. Ben… hiçbir zaman seni sevmedim.

Zamanın durduğunu hissettim. Nefesim kesildi, ellerim titredi, gözlerim doldu. Ona bakakaldım, hiçbir şey anlamıyordum. Bir an “Şaka yapıyorum” diyeceğini bekledim. Ama şaka değildi.

— Ne dedin sen?.. — fısıldadım, yanağımdan süzülen yaşı hissederken. — Nasıl böyle bir şey diyebilirsin? Elli yıl… Elli yıl beraber yaşadık.

— Sana saygım sonsuz. İyi, kindar olmayan bir kadınsın. Ama evliliğimiz bir hesapla oldu. O zamanlar doğru gelmişti. Gençtik, herkes böyle yapıyordu. Canını yakmak istemedim. Sonra çocuklar oldu, rutin başladı, yıllar geçti. Sadece… yaşadım işte.

Yüzüme bakmadı. Cesaret edemedi.

Hayatımızın temeli sandığım kelimeler bir yanılsamaya dönüştü. Beraber yediğimiz kahvaltılar, uzun yürüyüşler, gecenin bir vakti mutfakta buluşmalar… Artık hepsi bir başkasının hikâyesi gibiydi. Onun annesinin cenazesinde yan yana durmuş, torunlarımızın doğumunu kutlamış, Antalya’ya tatile gitmiştik. Bunların hiçbirinde sevgi yok muydu?

— Niye şimdi söylüyorsun bunu bana? — sesim titriyordu ama konuşmaya devam ettim. — Niye on yıl, yirmi yıl önce değil?

— Çünkü artık dayanamıyorum. Yalan söylemek ağır geliyor. Senin de bir yalanla yaşamanı istemiyorum. Hak ettiğini düşündüm. Geç olsa bile.

O gece yatağa uzandım ve uzun süre tavana baktım. O, kanepede uyudu. İlk defa, elli yılın ardından onu tanımadığımı hissettim. Daha kötüsü, yanında kim olduğumu da bilmiyordum artık.

Sonraki günler ondan kaçtım. İçim acı ve kızgınlıkla doluydu. Konuşmaya çalıştı, her şeye rağmen ailesi olduğumu, ayrılamadığını, onsuz nasıl yaşayacağını bilmediğini söyledi.

— Sevil, sevmesem bile en yakınım sendin. Seni bırakamazdım, — dedi bir akşam, sessizce.

Bu sözler, açık yaraya yapıştırılan bir yara bandı gibiydi. İyileştirmiyor ama acıyı hafifletiyordu. Şimdi bu gerçekle nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Nasıl aynı masaya oturacağım. Ertesi sabaha nasıl uyanacağım.

Ama şunu biliyorum: Bu elli yıl sadece onun yalanı değil. Aynı zamanda benim gerçeğimdi. Benim hayatım. Anneliğim. Sevmem. Karşılığında sevgi değil de sadece varlık olsa da… İçimde yalnızlık olsa da dışarıda yaşadım, sevdim, inşa ettim, inandım.

Affedip affetmeyeceğimden emin değilim. Ama asla unutmayacağım. Belki bir gün kabullenirim. Çünkü ne kadar acı gelse de, hayatım onun itirafı değil. O benim yıllarım. Benim kalbim. Benim hikâyem…

Rate article
Lifequest
50. Evlilik Yıldönümünde Kocam Beni Asla Sevmediğini İtiraf Etti