Başını Eğip Dönen Erkeği Bağışlamak Doğru mu?: Şu Anki Hayatımı Değiştirmek İstiyorum, Ama Ona Dönmeye Hazır Değilim

On dört yıl boyunca Volkan’la evli kaldım. Çok şey atlattık, çok şey inşa ettik sanki. Hatta okumuştum, boşanmaların çoğu ilk üç yılda olurmuş, sonrasında daha azmış. Biz herhalde istisnaydık. Klasik bir hikâye gibi görünüyordu: kocam genç bir kadına gitti. Ama benim için bu bir yıkımdı. Hayat, ayaklarımın altındaki buz gibi çatladı ve ben hiçliğe düştüm.

Volkan bana neredeyse çocukken evlenme teklifi etmişti. Ben sıradan bir aileden gelen basit bir kızdım, o ise nüfuzlu, varlıklı bir ailenin tek oğluydu. Ailemiz yardım etti—bize şehrin göbeğinde lüks bir 3+1 ev hediye ettiler. Hemen evlendik. Önce çocuk sahibi olamıyorduk, umudumu kaybetmeye başlamıştım ki bir oğlumuz, sonra iki yıl sonra bir kızımız oldu. Bir rüyada yaşıyordum: sıcacık bir ev, aile, çocuklar. Her şey gerçekti.

Sonra o çıktı. İşe yeni gelmişti—tatlı, yardımsever, kurban gözleriyle ama zafer yürüyüşüyle. Bir anda çocuklarla beni evden attı. Öylece. “Daha iyi olacak” dedi. Daireyi kendine bıraktı, nafakayı ödedi—sözde. Peki ya ben? Diplomasız, tecrübesiz, iki çocukla nasıl yaşayacaktım?

Annemler bizi babaannemin eski evine aldı. Dar, zor, korku dolu günlerdi. Yeniden nefes almayı öğreniyordum. Tasarruf etmeyi, çamaşırı elde yıkamayı, bebek arabasıyla market koşturmayı ve kendimi tüketene kadar çalışmayı öğrendim. Yavaş yavaş toparlandım. Güçlendim. Kabullendim.

Bir yıl geçti. Bir anda—telefon çaldı. Volkan. “Affet beni,” dedi. Yanılmış. Neyi kaybettiğini bilmiyormuş. Sanki dün ayrılmışız gibi konuşuyordu. Buluşmak istedi. Uzun süre reddettim, sonunda görüştük. Şehrin kenarında, ucuz bir kafede—bir zamanlar göz göze gelip şarap içtiğimiz yerlerden değil.

Biliyor musunuz, karşımda artık o yoktu. O bakımlı, kendinden emin, gururlu Volkan değildi. Omuzları çökmüş, gözleri şiş, bir haftalık sakalıyla öylece oturuyordu. İçi boşalmıştı. Onu hayatımdaki erkek yapan her şey gitmişti. Anlattıkları da yeni değildi: o kız para istemiş, hediyeler, seyahatler. İşini batırmış, rakiplere bilgi sızdırmış. Sonra gitmiş. O da yapayalnız kalmış.

Ağladı. Diz çöktü. “Biz onun ailesiyiz,” dedi, “çocukları ve seni seviyorum.” Kırılacağımdan korktum. Ama olmadı. Ona baktım ve hiçbir şey hissetmedim. Ne acıma. Ne acı. Ne de aşk. Sadece kayıtsızlık.

“Daha fazla kendini rezil etme,” dedim ona. Öfkeden değil, sadece yorgunluktan. Artık gürültüsünü duymak, o acınacak bakışlarını görmek istemiyordum. Bağırsa da umrumda değildi. Sokakta bağıran insanlar vardır—kimse dönüp bakmaz. İlk kez ondan özgür olduğumu hissettim.

Ama evde bir boşluk vardı. Yalnızlıktan değil, cevapsız sorulardan. Düşüncelerimi annemle ve arkadaşlarımla paylaştım. Arkadaşlarım kesindi: “Bir kez ihanet eden yine eder.” Onunla görüşmemem gerektiğini düşünüyorlardı. Annemse sevindi. “Çocukların babaya ihtiyacı var,” dedi. “Bir kadın olarak her şeyi bırakma. Aile önemli, kalbin susmuş olsa bile.”

Herkesi dinledim ama cevap bulamadım. Bir ay geçti. Hâlâ babaannemin evindeyim. Kendim pişiriyorum, nasıl yaşayacağıma kendim karar veriyorum. Volkan daha sık para gönderiyor, içkiyi bıraktı. Hâlâ geri dönmemi istiyor. Değiştiğini göstermeye çalışıyor. Ben de hayatıma bakıyorum ve anlıyorum ki—böyle kalmak istemiyorum. Ama ona da dönemem.

Çocuk değilim. Yirmili yaşlarda da değilim. Ama tıkanmış gibiyim. Adım atmaktan korkuyorum. İleri—bilinmeyene. Geri—ihanete. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Her akşam, çocuklar uyuduktan sonra pencereye bakıyor ve kendime soruyorum: Keşke gerçekten ne istediğimi anlayabilsem. Keşke yeniden hissetmeyi öğrenebilsem…

Rate article
Lifequest
Başını Eğip Dönen Erkeği Bağışlamak Doğru mu?: Şu Anki Hayatımı Değiştirmek İstiyorum, Ama Ona Dönmeye Hazır Değilim