Pişmanlıkla Geri Dönen Bir Erkeği Affetmeli mi? Yeni Bir Başlangıca Hazır Değilim

Bir erkeği, boynu bükük bir şekilde geri döndüğünde affetmeli miyim? Şu anki gibi yaşamak istemiyorum, ama ona geri dönmeye de hazır değilim.

Murat’la evliliğimiz on dört yıl sürdü. Çok şey atlatmış, birçok şey inşa etmiştik sanki. İlk üç yılda boşanmaların daha sık olduğunu, sonrasında azaldığını okumuştum. Biz, görünüşe göre, istisnaydık. Sıradan bir hikâye gibiydi: kocam daha genç bir kadın için beni terk etti. Ama benim için bu bir yıkımdı. Hayatım, ayağımın altındaki buz gibi çatladı ve kendimi boşluğa düşerken buldum.

Murat bana neredeyse çocukken evlenme teklif etmişti. Ben sıradan bir aileden gelen bir kızdım, o ise etkili, varlıklı bir ailenin tek oğluydu. Ailemiz bize yardım etti—şehrin göbeğinde lüks bir üç oda bir ev hediye ettiler. Hemen evlendik. İlk başta çocuk sahibi olamadık, umudumu yitirmeye başlamıştım ki, sonra bir oğlumuz oldu, iki yıl sonra da bir kızımız. Rüya gibi yaşıyordum: sıcak bir yuva, aile, çocuklar. Her şey gerçekti.

Sonra o çıktı ortaya. İş yerine yeni gelmişti—tatlı, yardımsever, kurban gözleriyle ama bir galibin yürüyüşüyle. Bir anda Murat beni, çocuklarımla birlikte evden attı. Öylece. “Böylesi daha iyi,” dedi. Daireyi kendi üzerine aldı, nafaka ödedi—şeklen. Ama eğitimsiz, tecrübesiz, iki çocukla nasıl yaşayacaktım?

Anneannemin eski evinde ailem bize kucak açtı. Dar, zor ve korkunç günlerdi. Yeniden nefes almayı öğreniyordum. Tasarruf etmeyi, çamaşırları elde yıkamayı, bebek arabasıyla marketlere koşturmayı ve kendimi paralarcasına çalışmayı öğrendim. Yavaş yavaş toparlandım. Güçlendim. Kabullendim.

Bir yıl geçti. Bir gün telefon çaldı. Murat’tı. “Özür dilerim,” dedi. Yanılmış. Kaybettiğinin farkında değilmiş. Sanki dün ayrılmışız gibi konuşuyordu. Buluşmak istedi. Uzun süre reddettim, ama sonunda görüştük. Şehrin kenarında, ucuz bir kafede—bir zamanlar birbirimizin gözlerine bakarak şarap içtiğimiz yerlerden değil.

Ve biliyor musunuz, karşımda artık o durmuyordu. Bakımlı, kendinden emin, gururlu Murat değildi. Omuzları çökmüş, gözleri şiş, bir haftalık sakalıyla öylece oturuyordu. İçi boşalmıştı. Onu hayatımdaki erkek yapan her şey kaybolmuştu. Anlattıkları da yeni değildi: kadın para, hediye, seyahat istemişti. İşini batırmış, rakiplere bilgi sızdırmıştı. Ve gitmişti. O ise yalnız kalmıştı.

Ağladı. Diz çöktü. Bizim onun ailesi olduğumuzu, çocukları ve beni sevdiğini söyledi. Korktum, yıkılacakmışım gibi hissettim. Ama olmadı. Ona baktım ve hiçbir şey hissetmedim. Ne acıma, ne keder, ne de sevgi. Sadece bir hiçlik.

Ona dedim ki, “Kendini gülünç duruma düşürme.” Öfkeden değil, sadece yorgunluktandı. Artık bu gürültüyü duymak, onun acınası bakışlarını görmek istemiyordum. Bağırsa da umurumda değildi. Sokaklarda bağıran insanlar vardır, kimse oralı olmaz ya. İşte öyle hissettim. İlk kez ondan özgür olduğumu anladım.

Ama evde bir boşluk vardı. Yalnızlıktan değil, cevapsız sorular yüzünden. Annemle ve arkadaşlarımla düşüncelerimi paylaştım. Arkadaşlarım kesindi: bir kez ihanet eden, yine eder. Onunla görüşmemem gerektiğini söylediler. Annem ise, tam tersine, sevindi. Çocukların babaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Kadın olarak her şeyi bırakmamam gerektiğini. Ailenin önemli olduğunu, kalbim sussO anda anladım ki, artık ne geçmişe ne de ona ait bir geleceğe ihtiyacım vardı, sadece kendi yolumda yürümem gerekiyordu.

Rate article
Lifequest
Pişmanlıkla Geri Dönen Bir Erkeği Affetmeli mi? Yeni Bir Başlangıca Hazır Değilim