Sanırım bizim ailede her şey her zaman doğru, sakin ve güvenliydi. Benim tek oğlum Kaan. Gerçek babası onu daha üç yaşına basmadan terk etmişti. İkinci eşim Mehmet ise ona gerçek bir baba oldu — onu büyüttü, yetiştirdi, her şeyinde yanında durdu. Mehmet’le biz başka çocuk yapmadık, bu yüzden tüm sevgimiz, umudumuz Kaan’ın üzerindeydi. O da iyi, akıllı, terbiyeli bir çocuk olarak büyüdü. Hiçbir annenin yüzünü kara çıkartmayacak biriydi. Ta ki hayatına o kız girinceye kadar.
Zeynep. Onu ilk kez markette görmüştüm, daha eve getirmeden önce. Kasiyerle küçük bir şeyler yüzünden tartışıyordu. O an içimden geçirmiştim: “İşte böyle kızlarla başlar bütün sorunlar.” Kendini beğenmiş, sert, soğuk. Evime gireceğini asla düşünemezdim.
Kaan bana onu sevgilisi olarak tanıttığında şok oldum. Anladım ki aramıza girmeye çalışacak. Yanılmadım. O günden sonra oğlum eve daha seyrek gelmeye başladı. İşlerinden, yorgunluktan bahsetti. Aile kutlamalarına onsuz katıldı. Konuşmaya çalıştığımda gözlerime bakmadı, konudan kaçındı. Onu kaybediyordum. Hiçbir şey yapamadım.
Sonra her şey altüst oldu.
Yazdı, yeğenimin doğum gününü kutluyorduk. Bahçede sohbet ederken kız kardeşim gülerek, “Ne zaman torun bekliyoruz? Kaan çoktan evlendi, artık zamanı geldi!” dedi. Donup kaldım. Yanlış duymamıştım — “evlendi” demişti. Meğer altı ay önce Kaan ve Zeynep yurtdışında nikâh kıymışlar. Yüzük yok, tören yok, fotoğraf yok. Ve bensiz. Sessizce, gizlice, sanki ben artık hayatında yokmuşum gibi.
İçim acıdı. Hiçbir şey söyleyemedim, kalkıp içeri girdim. Sonra aradı. “Üzmenizi istemedim,” dedi. “Zaten Zeynep’i sevmediniz, neden hepimizin gününü mahvedeyim ki?” Sanki nikâhtan değil de yeni bir elektrik süpürgesi almaktan bahsediyordu. Sesini dinlerken kendi oğlumu tanıyamadım.
Bir yandan anlıyorum. Çatışma istemedi. Kolayına geldi. Ama aile rahatlık meselesi değildir. Hislerdir. Önemli anları paylaşmaktır. Beraber olmaktır. O ise bunları hep arkamdan yaptı. Oysa bir zamanlar karanlıktan korktuğunda elini ben tutardım. “Senin kalbinden geçeni alacağım” derdi. Neler de çabuk değişiyor…
Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Kaan’a kızgın değilim. O benim oğlum. Onu seviyorum ve hep seveceğim. Ama onun seçtiği kadını asla affedemeyeceğim. Nikâhından değil, onu benden sessizce çalıp aldığı için. Bir uçak biletiyle aile bağlarını sildiği için.
Çatışmadan kaçtığını sanıyor ama aslında işleri daha da zorlaştırdı. Bizi yakınlaştırmayı deneyebilirdi. Şimdi aramızda bir duvar var. Nefret değil, soğukluk. Kayıtsızlık. Ve bu çok daha acı.
Zaman geçecek. Belki onun için, torunlarım için kabulleneceğim. Ama kalbim bir daha eskisi gibi ısınmayacak. Çünkü anladım ki artık oğlumun hayatının bir parçası değilim. Ve bu acıyı hiçbir “merhaba” bastıramayacak.
Bugün şunu öğrendim: Sevgi, sessiz ayrılıklarla değil, birlikte atılan çığlıklarla beslenir.




