Kayınvalidem Hayat Boyu Kızlarını El Üstünde Tuttu, Şimdi Yaşlılığında Ona Ben Bakıyorum

Kaynana hayatı boyunca kızlarını gözünde tüttürdü. Yaşlılığında ona bakacak olansa ben oldum.

Kaynanamın üç çocuğu var. Kocam, Emre, en küçükleriydi. Görünen o ki ona hep fazlalık gibiydi. Tüm sevgisini iki büyük kızına, Ayşegül ve Fatma’ya vermişti. Onlar için her şeyi yapardı: ev tadilatı, torun bakımı, alışveriş, borç ödeme… Sanki biz, Emre’yle ben, yoktuk.

Sekiz yıllık evliliğimizde bir kez bile yardımını görmedik. Ne hediye, ne telefon, ne ziyaret. Aile kutlamalarına, torunların doğum günlerine, hatta kaynanamın kırkıncı yılına bile çağrılmadık. Konuştuğunda soğuk ve kısa cevaplar verirdi, eğer konuşacak vakit bulursa.

Oğlumuz doğduğunda, belki torun buzu eritir diye umut ettim. Olmadı. Kaynana onu görmeye bile gelmedi. Telefonda, “Yazık, kız değil,” dedi ve kapattı. O an Emre’nin gözlerindeki kırgınlığı unutamam. Sonra kabullendi. Sadece benim ailem destek oldu bize. Onlar torunlarını aldılar, iki vardiya çalıştığımızda, yiyecek konusunda, manevi destekte, her konuda yanımızdaydılar.

Kaynana bizim için çoktan yabancı biri oldu. Bayramlarda mesaj atar, başka da iletişim kurmazdık. Sanki bu sayfa çoktan kapanmıştı.

Ta ki hastaneye düşene kadar. Doktorlar korkunç bir teşhis koydu: hareket yetisini kaybedecek, sürekli bakıma ihtiyacı olacaktı. Emre, duyar duymaz işini bırakıp ona koştu. Döndüğünde tanınmaz haldeydi: öfkeli, perişan, içten içe kırılmış. Hayatında ilk kez bağırarak konuşmuştu.

Taburcu olduktan sonra gün boyu bakım gerekiyordu. Kızları hemen toplandı ve karar verdiler ki bu görev bize düşecekti. Biri “bebek var” dedi, diğeri “İstanbul dışında oturuyorum, toplu taşıma zor” diye bahane buldu. Bizim de bir çocuğumuz olduğunu, çalıştığımızı, hiçbir zaman kaynanayla yakın olmadığımızı kimse düşünmedi.

“Bakarsanız, ev sizin olsun” teklifi, bir sadaka gibiydi. Özellikle de tüm mal varlığını zaten kızlarının üzerine yapmışken. Yazlık Ayşegül’e, arabası Fatma’ya geçmişti, “bakım bedeli” diye. Şimdi birden, artakalan her şeyi alan oğullarını hatırladılar. Emre reddedince, vicdansızlıkla suçladılar, “annenin soyadını taşımaya layık değilsin” diye bağırdılar.

Ben yoruldum. Kaynanama acıyorum, evet. Ama o bana yabancı. Yıllarca bizi yok sayan birine bakmaya hazır değilim. Kocam kendisi değil artık; vicdan azabı yiyor. Ama senin varlığını bile unutan birine karşı ne borcun olur?

Dedi ki, eğer kız kardeşleri annelerinin bakımını hak ettiğini düşünüyorsa, üç odalı evini satıp profesyonel bir bakıcı tutsunlar. Parasıyla katkı sağlayabilir, ama hayatıyla değil. Çünkü bizim bir hayatımız var. Kendi sağlığımız, huzurumuz.

Yaşlılık güzel değil, biliyorum. Ama neden bunun bedelini hep geri plana atılanlar ödemek zorunda? Bu “kuzucukları” kaynanam hastayken neredeydi? Neden şimdi kenarda durup, benim gibi yabancı bir kadına her şeyi bırakıp bakıcı olmamı bekliyorlar?

Biliyorum, birçokları yargılayacak. “Yaşlıları bırakılmaz, aile seçilmez” diyecekler. Ama bu hikâyede her şey çok karmaşık. Çok fazla acı, çok fazla haksızlık var.

Ve en önemlisi…
Çok geç artık.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Hayat Boyu Kızlarını El Üstünde Tuttu, Şimdi Yaşlılığında Ona Ben Bakıyorum