KENDİ, YABANCI, AMA TANIDIK BÜYÜKANNEMIZ

“KENDİNİN, YABANCININ, AMA ÖZ NİNESİ”

— Nine, bir kez daha nine olabilir misin?

— Ne diyorsun Leyla, kafamı karıştırıyorsun. Anlamıyorum.

— Şöyle anlatayım nine, herkesin apartmanda bir ninesi var. Kiminin bir, kimi iki, bense dört taneye sahibim. İki tane kendi ninem, biri annemden, biri babamdan. Ama Alper’in hiç yok. Ona çok üzülüyorum.

— Yani onun da ninesi mi olmamı istiyorsun?

— Ay nine, ne diyorsun sen! Seni vermek değil, paylaşmak istiyorum. Ona da gözleme yapmanı, kış için sıcacık bir atkı örmeni…

— Ah benim gül yüzlü kuzum… Alper’in bir ninesi vardı, Nadire. Çocukluğumdan beri arkadaştık. Ayrılmaz ikiliydik. Ama o trafik kazasında… Tam da Alper doğduğu gün.

— Nine, niye ağlıyorsun?

— Zor geliyor yavrum. Hasta haneden yeni anne olmuş kızlarını almaya gidiyorlardı dedesiyle. Sabahın köründe yola çıkmışlardı. Karşılarına koca bir tır çıktı… Şoför uyuyakalmış. Çarpıştılar… Ah, ne acı…

— Nine… Ağlama. Ben yine de Alper’i çağıracağım. Senin gözlemelerini çok seviyor. Yılbaşı için ona çorap örersin, olur mu?

— Tabii ki örerim. Ama Leyla, ona bir şey anlatma. Annesi söylemediyse, bir sebebi vardır. Sır saklamayı bilirsin değil mi?

— Bilirim nine, söz veriyorum.

— Aferin kızım. Hadi koş çocuklara, öğle vakti geldi.

Bahçeye koştum, ip atlamaya başladım. Erkekler Sercan’ın evinin önünde kimin daha uzağa tüküreceği yarışı yapıyordu. Sercan kazanıyordu tabii—yüzündeki gülümsemeden anlaşılıyordu, Tolga ile Alper somurtuyordu.

— Çocuklar! Boş eve biri taşınıyor! Hadi gidip bakalım!

— Son gelen eşek oğlu eşek!

Bir anda hepimiz fırladık, yan sokaktaki boş eve koştuk. İki yıldır kimse oturmuyordu orada. Ama şimdi kocaman bir kamyonet duruyordu, adamlar eşya taşıyordu. Yaklaştık. Şişko bir amca şapkasını çıkardı, terli alnını kaşıdı:

— Çocuklar, su içecek bir yer var mı?

— Ben evden getiririm!

— Çeşmeden içebilirsiniz!

— Gösterir misiniz?

— Hadi gösterelim. Kim getirdiniz buraya?

— Yaşlı bir kadın. Nine. Ona iyi davranın, tamam mı? Kimsesi kalmamış. Bildiğim bu kadar.

— Biz iyiyiz! Yarın tanışmaya gelebilir miyiz?

— Tabii, bekleriz.

Dağıldık, ama Alper orada kaldı. O büyüyünce şoför olmak istiyordu. Benzin kokusunu bile severdi. Evin önündeki elma ağacına tırmandı, sessizce izledi.

Tam o sırada ağacın altından bir ses geldi:

— Affet oğlum. Rahatsız etmek istemem ama kalacak yerim yok. Anahtarlarımı kaybettim. Pencereye tırmanıp bize kapıyı açabilir misin?

Alper dondu kaldı, sonra başını salladı.

— Adım Alper. Size yardım ederim. Ama amcalar omuz versin.

Ağaçtan indi, küçücük, güler yüzlü bir ninenin yanında durdu.

— Peki Alperciğim, neyle börek seversin?

— Vişneli. Bir de peynirli!

— Aklımda tutarım. Birkaç güne arkadaşlarını çağır, börek yapacağım.

Pencereden içeri girdi, kapıyı açtı. Ev tozlu ve bomboştu. Bir yerden gömleğini yırtmıştı—içi burkuldu. Annesi kesin kızacaktı. Ama nine dikerim dedi. Ve dikti de—sanki yeni gibiydi.

O günden sonra Alper’in bir ninesi oldu. Yabancıydı, ama özdü. Ona eldiven ördü, masal okudu, çaya davet etti. Hatta Alper’in annesi bile ziyarete geliyordu. Derken bir gün, nine Leyla hastalandı.

Alper’le birlikte ona çorba pişirdik. Ben ocağı yaktım, o patates soydu. Tolga üşüyünce sobayı bile yaktı. Tabii büyükler yardım etti, ama Alper nineyle en çok ilgilenen oydu. Sonuçta bu onun ninesiydi.

Artık onun da bir ninesi var. Kendi ninesi. Belki yabancıydı, ama şimdi gerçekten öz…

Rate article
Lifequest
KENDİ, YABANCI, AMA TANIDIK BÜYÜKANNEMIZ