«Ben Bebek Bakıcısı ya da Hizmetçi Değilim»: Kızıma Torunumla Zaman Geçirmek Zorunda Olmadığımı Söyledim ve Benim de Kendi Planlarım Var Dedim.

Her şey en güzel olayla, torunumun doğumuyla başladı. Sevgi dolu bir anne ve nine olarak hemen yardımına koştum: geceler boyu uyumadım, küçük kızla parklarda dolaştım, minicik kıyafetleri ütüledim, meyve püreleri hazırladım, banyosunu yaptırdım. Bunun benim görevim olduğunu, kızıma ve ailesine seve seve verebileceğim bir destek olduğunu düşündüm. Kendi annelik günlerimdeki yorgunlukları hatırladım, o zamanlar bana da destek gerekmişti.

Ama zamanla yardımlarım bir zorunluluk haline geldi. Kızım ve damadım beni ücretsiz bir hizmet gibi görmeye başladı. Önce birkaç saatliğine, sonra bir akşam için, en sonunda da tüm hafta sonu torunlarına bakmamı istediler. Sürekli duyuyordum: “Anne, Elif’le kalır mısın, biz kursa gidiyoruz,” “Anne, evdesin ya, anaokulundan sen alıver,” “Anne, spor salonuna gideceğiz, bizi kurtar.”

Ben de kurtarıyordum. Çünkü ne yapabilirdim ki? Çocuğu anaokulunda bırakamazlardı. Sonra fark ettim ki, geçici olarak yardım etmem, kalıcı bir sorumluluğa dönüşmüştü. Onların planlarında artık ben yoktum. Kendi programlarını yapıyor, benim de buna uymamı bekliyorlardı.

Geçenlerde bardağı taşıran son damla oldu. Kızım aradı, iş yemeği olduğunu, Elif’in de hafif öksürdüğü için anaokuluna gitmeyeceğini söyledi. Damat, arkadaşlarıyla balığa gitmiş, o da iş yemeğini kaçıramazdı. Hiç ses çıkarmadım, hazırlandım ve torunumu aldım. Çünkü ne olursa olsun, o benim torunum, onu seviyordum. Ama içimde birikmiş olan öfke, adaletsizliğe isyan ediyordu.

Sonra bugün, her şeyi değiştiren olay yaşandı. Kızım neşeli bir sesle arayıp, eşi Kerem’le birlikte iki haftalığına Antalya’ya uçacaklarını söyledi. Sevindim, “Elif’i de götürüyor musunuz?” diye sordum. Aldığım cevap beni yere serdi:
“Tabii ki hayır. Sen onunla kalırsın artık. Uçak bileti aldık, her şey dâhil otel ayarlandı.”

Hepsi bu. Bir soru yok, bir ricada bulunma yok. Sadece bir emir. Acaba boş muydum, kendi planlarım var mıydı, hiç düşünmediler. Belli ki emeklilerin ne hayatı olur ne de istekleri. Sadece torunlarla ilgilenmek ve yemek yapmak varmış.

Telefonu elime aldım ve sakin ama kararlı bir sesle:
“Ayşe, ben bakıcı değilim. Hizmetçiniz de değilim. Siz yetişkin insanlarsınız, bir çocuğunuz var—bu sizin sorumluluğunuz. İkinizde tatil yapmak istiyorsanız, ya Elif’i de götürürsünüz ya da başka birini bulursunuz. Benim de planlarım var—arkadaşım Gülay’la birlikte kaplıcaya gitmeyi düşünüyordum. Bir aydır rezervasyonumuz hazırdı.”

Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu. Sonra çığlıklar başladı. Kızım bana bencil olduğumu, berbat bir nine olduğumu, “bütün normal nineler torunlarıyla vakit geçirmek için can atar”ken benim sadece kendimi düşündüğümü söyledi. “Zaten senin ne işin var, televizyon karşısında oturup duracaksın ya!” dedi.

Artık kendimi savunmaktan yoruldum. Ben zorunlu değildim. Sevdiğim için yardım ediyordum, borçlu olduğum için değil. Ama sevgi sömürüye dönüşünce sınır koymak gerekiyordu.

Evet, emekliyim. Ama bu, hayatımın bittiği anlamına gelmez. Planlarım, isteklerim, yorgunluklarım, sağlığım var. Neden kimse bana sormadan, iki hafta boyunca bir çocukla tek başıma durup dinlenmeden ilgilenmek isteyip istemediğimi düşünmedi? Neden başkalarının tatili için kendimi feda etmek zorundaydım?

Torunumu seviyorum. Ama artık bu sevgimin beni sömürmeleri için bir bahane olmasına izin vermeyeceğim. Bunun için kızımla kavga etmem gerekiyorsa, öyle olsun. Gerçek aile saygı demektir. Çıkar ilişkisi değil.

Uzun zaman sonra ilk kez “hayır” dedim. Ve omuzlarımdan bir yükün kalktığını hissettim. Çünkü ben bakıcı değilim. Hizmetçi değilim. Ben bir anneyim. Ve ben—kendi hayatı olan bir kadınım.

Rate article
Lifequest
«Ben Bebek Bakıcısı ya da Hizmetçi Değilim»: Kızıma Torunumla Zaman Geçirmek Zorunda Olmadığımı Söyledim ve Benim de Kendi Planlarım Var Dedim.