KENDİ, YABANCI AMA YAKIN BÜYÜKANNEM

— Büyükanne, sen bir büyükanne daha olabilir misin?

— Ne diyorsun sen, Fidan’cığım? Anlamadım.

— Bak büyükanne, mahalledeki her çocuğun büyükannesi var. Kiminin bir, kiminin iki, benimse tam dört tane. İki tanesi benim kanımdan, bir tanesi annemin, bir tanesi de babamın. Ama Alper’in hiç yok. Ona çok üzülüyorum.

— Yani onun da büyükannesi olmamı mı istiyorsun?

— Ay büyükanne, ne diyorsun sen? Seni vermek değil, paylaşmak istiyorum. Böylece ona da gözleme yaparsın, kış gelmeden yün atkı örersin.

— Ah benim gönül yaram… Alper’in bir büyükannesi vardı, Nadire Teyze. Onunla çocukluğumdan beri dosttuk. Ayrılmaz ikimiz. Ama o bir kazada… Öldü işte. Tam da Alper doğduğu günlerde.

— Büyükanne, niye ağlıyorsun?

— Zor işte, yavrum. Alper’in annesini hastaneden almak için dedesiyle yola çıkmışlardı. Sabah erkenden… Sonra karşılarına bir kamyon çıktı. Şoför direksiyon başında uyumuş… Çarpıştılar. İkisi de gitti. Ah, ne acı…

— Büyükanne… Ağlama. Ben yine de Alper’i çağıracağım buraya. Senin gözlemelerini çok seviyor. Yılbaşı için ona çorap da örersin, olur mu?

— Tabii ki örerim. Ama Fidan, sakın ona bir şey söyleme. Annesi anlatmadıysa, bir sebebi vardır. Sır saklamasını bilirsin, değil mi?

— Bilirim, büyükanne. Söz veriyorum.

— İşte benim akıllı kızım. Hadi git artık, öğle yemeği yakın.

Koşarak bahçeye çıktım, ip atlamaya başladım. Erkekler Selim’in evinin önünde kimin daha uzağa tüküreceği yarışı yapıyordu. Selim kazanıyordu belli ki, gülüyordu; Kerem’le Alper suratını asmıştı.

— Çocuklar! Boş eve birileri taşınıyor! Gelip bakalım!

— Son gelen domuzun kuyruğu olur!

Bir anda yerimizden fırladık, koşa koşa yandaki sokağa gittik. Ev iki yazdır bomboş duruyordu. Ama bugün koca bir kamyon, içinde adamlar eşya taşıyordu. Yanlarına gittik. Şişko bir amca şapkasını çıkardı, terli alnını kaşıdı:

— Çocuklar, burada nereden su içebilirim?

— Evden getiririm ben!

— Çeşmeden de olur!

— Gösterir misiniz?

— Hadi, gösterelim. Kim getirdiniz buraya?

— Yaşlı bir hanımefendi. Büyükanne. Ona iyi davranın, tamam mı? Artık kimsesi yok. Ben de bu kadar biliyorum.

— Biz iyiyiz! Yarın tanışmaya gelebilir miyiz?

— Tabii ki, gelin.

Dağıldık, ama Alper kaldı. O büyüyünce şoför olmak istiyordu. Benzin kokusunu bile severdi. Evin önündeki elma ağacına tırmandı, sessizce izledi.

Tam o sırada ağacın altından bir ses:

— Affet oğlum. Rahatsız etmek istemem ama, kalacak yerim yok. Anahtarlarımı kaybettim. Pencereye tırmanıp kapıyı açabilir misin bize?

Alper dondu kaldı, sonra başını salladı.

— Benim adım Alper. Size yardım ederim. Ama amcalar beni kaldırsın.

Ağaçtan atladı, karşısında güler yüzlü, küçücük bir büyükanne duruyordu.

— Peki Alper’ciğim, içli börek mi severAlper büyükannesinin elini tuttu ve içeri girdiler, artık onun da sıcak bir yuvası vardı.

Rate article
Lifequest
KENDİ, YABANCI AMA YAKIN BÜYÜKANNEM