Ben Bakıcı veya Ev İşi Yapıcı Değilim: Torunla Vakit Geçirmek Zorunda Değilim ve Kendi Planlarım Var Dedim

Her şey en güzel haberle başladı: torunumun doğumuyla. Sevgili bir anne ve nine olarak, hemen yardıma koştum: geceleri uyumadım, küçükle gezintilere çıktım, minicik kıyafetleri ütüledim, püreler pişirdim, banyolar hazırladım. Bunun benim görevim olduğunu, yardımım olduğunu, kızıma ve ailesine seve seve verdiğim sıcaklığım olduğunu düşündüm. Kendim de bir zamanlar anneliğin ilk aylarının o yorucu girdabında olduğumu hatırladım—ve bana destek olacak kimse yoktu.

Ama zamanla yardımlarım bir angaryaya dönüştü. Kızım ve damadım beni ücretsiz bir hizmet gibi görmeye başladı. Önce birkaç saat kalırdım, sonra akşamları, derken hafta sonları boyunca. Giderek daha sık duyuyordum: “Anne, Defne’yle kalır mısın, kursa gidiyoruz,” “Anne, sen evdesin zaten, anaokulundan alıver,” “Anne, spor salonuna gideceğiz, yardım et.”

Ve yardım ettim. Çünkü ne yapabilirdim ki? Çocuğu anaokulunda bırakamazlardı. Sonra fark ettim ki bu “geçici destek” sürekli bir zorunluluk haline gelmişti. Onların planlarında artık ben yoktum. Kendi programlarını yapıyorlar—benim ayak uydurmam bekleniyordu.

Geçenlerde bardağı taşıran son damla yaşandı. Kızım arayıp, iş yemeği olduğunu, Defne’nin de hafif öksürdüğü için anaokuluna gitmeyeceğini söyledi. Damadın arkadaşlarıyla balığa gittiğini, kendisinin de iş için bu partiyi kaçıramayacağını anlattı. Sustum, toparlandım, torunumu aldım. Çünkü ne olursa olsun, o benim torunum, onu seviyordum. Ama içim adaletsizlikle kaynıyordu.

Bugün ise her şey daha da kötüleşti. Kızım neşeli bir sesle arayıp, Tolga’yla birlikte iki haftalığına Antalya’ya uçtuklarını söyledi. Sevindim, sordum: “Peki Defne’yi de götürüyor musunuz?” Cevap beni yıktı:

“Hayır, tabii ki. Sen kalırsın artık. Uçak bileti aldık bile, her şey dahil otel.”

Hepsi bu. Hiçbir soru, hiçbir rica. Sadece bir emir. Boş vaktim olup olmadığını, bir planım olup olmadığını sormak bile akıllarına gelmemişti. Belli ki emeklilerin ne hayatı, ne de istekleri olabilirmiş. Sadece torunlar ve mutfak.

Telefonu elime aldım ve sakin ama kararlı bir şekilde dedim ki:

“Aslı, ben bakıcı değilim. Sizin hizmetçiniz de değilim. Siz yetişkin insanlarsınız, bir çocuğunuz var—bu sizin sorumluluğunuz. İkiniz tatil yapmak istiyorsanız, ya Defne’yi yanınızda götürürsünüz ya da başka birini bulursunuz. Benim de planlarım var—arkadaşımla Emine’yle kaplıcaya gitmeyi düşünüyorduk. Bir ay önce rezervasyon yaptırmıştık.”

Telefonun öbür ucunda sessizlik oldu. Sonra çığlıklar başladı. Kızım bana bencillik ettiğimi, kötü bir nine olduğumu, “normal bütün nineler torunlarıyla vakit geçirmek için can atar”ken benim sadece kendimi düşündüğümü haykırdı. Hem zaten—ne yapıyordum ki, televizyon mu izliyordum?

Ama artık açıklama yapmaktan yoruldum. Zorunda değildim. Sevdiğim için yardım ediyordum, zorunlu olduğum için değil. Ama sevgi sömürüye dönüştüğünde sınır koymak gerekir.

Evet, emekliyim. Ama bu hayatımın bittiği anlamına gelmiyor. Planlarım, isteklerim, yorgunluklarım, sağlığım var. Kimse sormadı—iki hafta boyunca, mola vermeden, uykusuz kalarak bir çocukla baş başa kalmak isteyip istemediğimi. Neden başkalarının tatili için kendimi feda etmeliyim?

Torunumu seviyorum. Ama artık sevgimin sömürülmesine izin vermeyeceğim. Bunun için kızımla kavga etmem gerekiyorsa, olsun. Gerçek aile saygıdır. Tüketim ilişkisi değil.

İlk kez uzun zamandır “hayır” dedim. Ve omuzlarımdan bir yükün kalktığını hissettim. Çünkü ben bakıcı değilim. Hizmetçi de değilim. Ben bir anneyim. Ve kendi hayatıma dair hakkı olan bir kadınım.

Rate article
Lifequest
Ben Bakıcı veya Ev İşi Yapıcı Değilim: Torunla Vakit Geçirmek Zorunda Değilim ve Kendi Planlarım Var Dedim