Boşanma Olmayacak

Elli yaşına gelmiş olan Serhat Bey, saçlarındaki birkaç beyaz telin dışında hâlâ dinç görünüyordu. Ancak içinde bir kıvılcım yanmaya başlamıştı. Ve bunun tek sebebi vardı: Elif. Onu, eski bir dostunun ders verdiği üniversite bölümüne uğradığı bir gün tesadefen görmüştü. O an önemsiz bir soru sormak için girmişti, ama o gün hayatı değişecekti.

Pencerenin yanında duruyordu, güneş ışığıyla oynayan altın sarısı saçları, canlı yeşil gözleri, zarif duruşuyla bir peri gibiydi. Serhat, uzun yıllardır böyle bir heyecan duymamıştı. Elif ona gençliğin ta kendisi gibi geliyordu. Aslında sadece sıradan bir üniversite öğrencisiydi, ama o an bunu düşünecek hâli yoktu. Büyülenmişti.

Eşi Ayşe Hanım’la otuz yıllık bir evlilikleri vardı. İki çocuk, bir yuva, sayısız anı… Ama Elif’i gördüğü anda bunların hiçbiri aklında kalmadı.

Elif ise bu olgun adamın ilgisinden hiç rahatsız olmuyor, hatta teşvik ediyordu. Mütevazı bir ailede büyümüş, şans eseri üniversiteye girebilmiş ve büyük şehirde kalmak istiyordu. Serhat da ona bu kapıyı açabilecek biriydi.

“Yaşlı adam işte!” diye gülüyordu oda arkadaşı Deniz. “Aklını mı kaybettin? Onunla nasıl yaşayacaksın?”

“Öyle mi sandınyaan!” diye karşılık verdi Elif. “Dinç, parası var, bana âşık. Bakarsın yakın zamanda evleniriz bile.”

Serhat gerçekten aşık olmuştu. Şefkatli, cömert, ilgiliydi. Ama tek bir kelime bile etmedi boşanmaktan. Elif bekledi, umutlandı. Planı basitti: Serhat’ın çocukları çoktan evlenmişti, eşi sağlıklıydı, sakin bir hayatları vardı. Üzerine bir de parası… Her şey düğüne gidiyor gibiydi. Ta ki Serhat yorulmaya başlayana kadar. Genç bir sevgilinin hızına yetişemiyordu. Haftada bir buluşmak, o yeterdi ona. Geri kalan zamanda evinde huzur, çorba ve sevgili Ayşe’si vardı.

Elif talep etmeye başladı:

“Niye beraber yaşamıyoruz? Senin başka bir dairan var ya!”

“Kiracılar var,” diye yalan söyledi. Aslında daire boştu, Ayşe’yle tadilat yapmayı planlıyorlardı. Ama orayı aşk yuvası yapmaya niyeti yoktu.

“O zaman yenisini kiralayalım! Erkek adam mısın sen?”

Tartışmalar arttı. Derken bomba patladı.

“Hamileyim, Can,” dedi Elif (evet, ona böyle hitap ediyordu). “Mutlu musun?”

Serhat donakaldı. Ona ayrılığı söylemek için iş gezisinden erken dönmüştü. Şimdi ise bir çocuk…

“Ama sen korunduğunu söylemiştin…”

“Yüzde yüz değil ki! Senin sevinceğini düşünmüştüm…”

Sevinmedi. Şaşkına döndü. Ama yine de kaldı. Çocuk doğdu, bir erkek: Emir. Serhat destek oldu: para, ilgi, ziyaretler… Ama Elif daha fazlasını istiyordu.

“Böyle gölgede kalmaktan bıktım! Ya karına söyleyeceksin, ya ben söyleyeceğim!”

Karar veremeden Elif işi kendi eline aldı. Birkaç gün sonra eşi karşısına dikildi:

“Meğer senin bir çocuğun varmış ve evlenecekmişsin, öyle mi?”

“Ayşe, öyle değil… Dinle beni…”

“Baştan söyleyeyim, boşanmıyorum,” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Otuz yıllık ailemi, bir öğrenci uğruna yıkmam.”

Serhat rahatladı. Ayrılıktan kurtulduğu için değil, Ayşe’nin hâlâ bu evliliği kurtarmak istediğini duydu.

“Seni seviyorum, Ayşeciğim. Affet beni. Delilikti, ne olduğunu anlamadım…”

“Ama çocuğun suçu yok,” diye ekledi Ayşe. “Onu alacağız. O kadınla da tamamen ilişkini keseceksin. O zaman affediyorum. Gerçekten.”

Serhat kulaklarına inanamadı. Ama Ayşe her zamanki gibi hesaplı hareket etmişti. Elif, bebek yorgunluğuna, yalnızlığa dayanamayıp, Serhat’ın teklifini sevinçle kabul etti:

“Emir bizimle yaşasın istiyorum. Sen de üniversiteye, kendi hayatına dönebilirsin.”

“Tamam,” dedi kayıtsızca. “Sonra bana bir şey deme ama.”

Vesayet işlemleri çabucak halledildi. Baba çocuğu tanıdı, anne itiraz etmedi. Emir, onlara taşındı. Ayşe ona baktı, mesafeli ama sevecen. Serhat zamanla her şeyin düzeleceğini umuyordu. Bir yıl geçti.

Sonra gök gürültüsü gibi bir haber geldi:

“Boşanmak istiyorum,” dedi Ayşe, iş gezisinden döndüğü gün. “Başka birini tanıdım. Onunla mutluyum.”

“Nasıl yani?”

“Mehmet. Başka şehirde yaşıyor ama bana taşınacak. Sen de dairanda kal. Adil olsun.”

“Ama sen…”

“O zaman inanmıştım. Ama aşk emirle olmuyor. Affet beni.”

Gitti. Emir’i ve geçmişi ona bırakarak. Serhat Elif’e dönmeyi denedi, ama o sadece güldü:

“Sen hakkını aldın, Canım. Ben de özgürlüğümü. Şimdi nasıl istersen öyle yaşa. Benim düğünüm yakında.”

Yüzünde yalnızlığın ağırlığıyla, ama sevdiği bir çocukla kaldı. Ne eşi, ne sevgilisi… Belki de adalet böyle bir şeydi.

Rate article
Lifequest
Boşanma Olmayacak