Leyla mutfakta oturmuş, pencereden dışarı bakıyordu. Sonbahar rüzgârı yaprakları savuruyordu. Düşünceleri birden kızı Ayşe’nin neşeli çığlığıyla bölündü: “Anne, sevin! Ben evleniyorum! İlyas’la başvurduk, bir ay sonra düğünümüz var!” Leyla donakaldı. “Kızım, ciddi misin? Bu nasıl bir ani karar? Bana bir şey anlatmamıştın ki!”
Ayşe, gözleri mutlulukla parlayarak, İlyas’ın onu ansızın nikâh dairesine sürüklediğini anlattı. “Önünden geçiyorduk, elimi tuttu ve ‘Nüfus cüzdanın yanında mı? Hadi gidiyoruz!’ dedi. Hiç tartışmadım bile,” diye güldü. Leyla hâlâ şaşkınlık içinde, “Yarın İlyas ve annesi kız istemeye gelecek,” diye mırıldandı. Kızına bakarken onun nasıl bu kadar çabuk büyüdüğünü anlamaya çalışıyordu. “Hazırlanmalıyız,” diye düşündü, içi bir yandan sevinç, bir yandan endişeyle doluydu.
Ertesi sabah Leyla erkenden kalktı. Sofrayı hazırlamalı, kendini toparlamalıydı. Her gün misafir gelmiyordu. Elmalı keki fırına sürerken düşüncelere daldı. İlyas’ı seviyordu: Ciddi, Ayşe’den beş yaş büyük, bir yıldır kendi araba tamir atölyesini yönetiyordu. Babasız, annesi tarafından büyütülmüş, çalışkan ve güvenilir biriydi. Ama Leyla’nın aklı geçmişe gitti, kendi hayatının hiç de hayal ettiği gibi olmadığını düşündü.
Yirmi yıl önce Leyla, genç bir kızdı ve Ahmet’e âşıktı. Şehir kulübündeki bir dans gecesinde tanışmışlardı. Ondan biraz büyük, kendinden emin, gözlerinde ışık olan bir adamdı. Gecenin yarısına kadar gezerler, Boğaz’da sandal gezintileri yapar, yeni biçilmiş çimen kokusunu içlerine çeker. Leyla kendini dünyanın en mutlu insanı sanardı. Ama hamile olduğunu anladığında her şey değişti. Annesi ona kızdı ama destek oldu. Ahmet haberi duyunca evlenmeyi kabul etti. “Aile olacağız,” dedi ve Leyla inandı.
Leyla doğum hazırlıkları yaparken Ahmet iş için başka şehre gitti. Para lazımdı, hele bir de bebek yoldayken. Ara sıra gelir, ona büyük gelen paralar bırakır, sonra yine giderdi. Kaynanası, iyi kalpli bir kadındı, gelinini ilk günden sevmişti. Leyla ve Ayşe’yi hastaneden almak için geldiklerinde Ahmet ortada yoktu. Annesi ve kaynanası çiçeklerle gelmişti ama kaçamak bakışları Leyla’yı huzursuz etti. İşi çıkmıştır diye düşündü ama kalbi kötü bir şeyler seziyordu.
Kızına bakmaya daldığı için Ahmet’in ısrarıyla kaynanasının evinde kaldı. Bir gün odasını toplarken divanın altına sıkışmış bir mektup buldu. Eşinin el yazısıydı: “Anne, Leyla’ya nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama başım belada. Arkadaşımın doğum gününde bir kızla tanıştım. Hamile, daha on yedi yaşında. Abisi ve babası bana ültimatom verdi: Ya evleneceğim ya da… Evlenmeyi seçtim. Laf gelmesin. Leyla’ya sen söyle. Boşanmak gerekiyor. Ayşe’ye ve ona para göndereceğim, kızımı reddetmiyorum.” Leyla’nın nefesi kesildi, gözyaşları yanaklarından süzüldü.
Bu ihaneti nasıl atlatmıştı? Annesi ve kaynanasının desteğiyle. Kaynanasının “Kal” ısrarlarına rağmen kendi ailesinin yanına taşındı. “O buraya yeni ailesiyle gelirse dayanamam,” dedi. Ama kaynanası onlardan kopmadı. Her gün gelir, Ayşe’ye hediyeler getirir, sanki oğlunun suçunu telafi ederdi. “Sen benim kızımsın,” derdi. “Ayşe de gözümün nuru.” Leyla, kaynanasının torununa olan sevgisini görünce ona kızmadı.
Ama kaynanasının sağlığı yavaş yavaş bozuldu. Üç gün gelmeyince Leyla koşup ona gitti. Kadın, Leyla’nın elini tutarak itiraf etti: “Bir buçuk yıldır hastayım. Ahmet yüzünden utandım. Bana söz ver, öldüğümde bile onu çağırma. Evimi ve birikimlerimi Ayşe’ye bıraktım.” Leyla sözünü tuttu. Kaynanasını Ahmet’siz gömdüler.
Üç yıl sonra Leyla’nın annesi de vefat etti. Geriye on üç yaşındaki Ayşe ile yalnız kaldı. Kızı akıllı, uslu, derslerinde başarılıydı ve bu Leyla’nın tek avuntusuydu. Zaman geçti ve bir gün apartmanın önünde Ahmet’le karşılaştı. Değişmişti: Yorgun gözlerle, eski kendinden emin hali kalmamıştı. “Leyla, merhaba,” dedi, zoraki bir gülümsemeyle. O ise heyecanını belli etmemeye çalışarak durdu.
“Ayşe nasıl? Para getirdim, borçlarımı böyle öderim. Hayat kolay değil,” diyerek cebini yokladı.
“Biz iyiyiz,” diye soğuk cevapladı Leyla. “Annen hasta olduğunda bile seni görmek istemedi. Senin gelmeni yasakladı.”
Ahmet, kızını görmek istediğini mırıldandı ama Leyla çoktan apartman kapısına yönelmişti. Sonra komşular anlattı: Karısı onu aldatmış, çocuk kendisinden değilmiş. Karısı, sevdiği adamla kaçmış, Ahmet bir daha evlenmemişti.
Leyla anılarının arasından kendine geldi. Kekin mis kokusu mutfağı sarmıştı. Sofrayı hazırlarken pencereden baktı. “Zaman ne çabuk geçiyor,” diye düşündü. “Ayşe artık gelin oluyor. Daha dün saçlarını örüyordum, şimdi evleniyor.” Pencereden İlyas’ın Ayşe’yi arabadan indirip annesine destek olduğunu gördü. “Ne kadar saygılı,” diyerek gülümsedi.
“Anne, tanıştırayım, bu İlyas”Anne, tanıştırayım, bu İlyas’ın annesi, Melek Hanım,” diye heyecanla ekledi.




