Kızıma Taşındım, Pişman Oldum

Selma Hanım uzun yıllarını Kocaeli’nin eski bir mahallesindeki şirin iki odalı evinde yalnız geçirdi. Ev sıcacıktı, komşuları güler yüzlüydü, her köşesi tanıdıktı. Yaş ilerledikçe daha çok evde vakit geçirir oldu, bahçede dolaşırdı, genci yaşlısı herkes onu tanırdı. Genç yaşta domuzu kaybetmişti ama şikayet etmezdi. Kızı Ayşe’yi büyüttü, okuttu, evlendiğinde de ev almasına yardım etti.

Ayşe ile eşi iyi geçiniyorlardı, oğulları Ali’yi büyütüyorlardı. Selma Hanım ise onları genelde bayramlarda ve doğum günlerinde görüyordu. Gönül koymuyordu – gençlerin kendi hayatı var diye düşünürdü. Ta ki damat başka bir kadın için Ayşe’yi terk edene kadar… Damat gitti, geriye Ali’yi ve bir sürü ödenmemiş faturayı bıraktı.

Önce Ayşe dayandı, sonra yıkıldı. Para yetişmiyordu, Ali’nin okul masrafları vardı, bir de üstüne kendisi de giyinmek, kendine bakmak istiyordu. Bir arkadaşı “Anneannen evini satsın, size taşınsın” diye akıl verdi. “Hem yalnız kalmaz, hem size yardımı dokunur” dedi. Ayşe fazla düşünmedi – annesini ikna etti. “Aramızda ne paylaşamayız ki? Aile işte” dedi. Ali’ye bakacak biri olurdu, ev parasıyla da eğitim masrafları karşılanırdı.

Selma Hanım tereddüt etse de sonunda kabul etti. Evi sattı, parasını kızına verdi, eşyalarını toplayıp taşındı. İlk zamanlar her şey yolunda gitti – yemek yaptı, çamaşır yıkadı, temizlik yaptı, torununu okuldan aldı. Hatta bahçede dolaşıp komşulara “İşte çocuklar sahip çıkıyor” diye anlatıyordu. Komşu kadınlar dinliyor, içlerinden kendilerine de böyle evlatlar nasip olsun diye geçiriyorlardı.

Ama birkaç ay geçti geçmedi, neşe yerini hüzne bıraktı.

Ayşe boşandıktan sonra asabileşmişti. Bütün öfkesini annesinden çıkarıyordu. Sanki kocasının ihanetinden Selma Hanım sorumluydu. Önce sözlü sataşmalar başladı: “Köfte isterken niye mercimek çorbası yapıyorsun?”, “Yine her şeyi öyle toplamışsın ki bulamıyorum!” Sonra ilgisizlik, bağırışlar, kapı çarpmalar… “Misafirim varken odandan çıkma” dedi bir gün. İşte o an anladı Selma Hanım – bu evde artık ne anneydi ne de hane halkı. Fazlalıktı.

Ali de annesini görüp büyükannesine soğuk davranmaya başladı. Ağzına geleni söylüyor, sonraları selamı bile kesmişti. Sanki bu davranış bulaşıcıydı.

Oysa Selma Hanım torununun hayatına anlam katacağını düşünmüştü. Birlikte kitap okuyacaklar, parka gidecekler, derslerini konuşacaklardı. Ama yerine bomboş bir ev ve her akşam boğazına düğümlenen bir yumru kaldı.

Sessizce ağlıyordu. Kimseye açılamıyordu. Ancak ara sıra bahçeye çıkıp eski tanıdıklarına içini döküyordu. Ve her seferinde şunu tekrarlıyordu: “Kızlar, benim hatamı yapmayın. Kendi evinizde yalnız olun, ama başkasının evinde fazlalık olmayın.”

Şimdi Selma Hanım bir kiracı gibi yaşıyor. Söz hakkı yok. Yararlı olabileceği her şey tükenmiş. Ev parası eriyip gitmiş. Yardımları değersizleşmiş. Geriye sadece taşınırken getirdiği yorganıyla küçük odası kalmış.

Artık övünmüyor, gülümsemiyor. Sadece camdan dışarı bakıp eski günleri hatırlıyor – Ayşe’yle beraber gözleme yaptıkları, kahkahalarını dinlediği, torununun saçlarını okşadığı günleri… O zamanlar gerçek bir aileydiler. Şimdi ise sadece duvarlar ve yabancı bakışlar var.

Nasıl oldu bu? Neden? Selma Hanım bilmiyor. Belki kızında bir sorun vardır. Belki de atasözünde denildiği gibi “Arayı hoş tut, dost olarak kal” sözü doğrudur. Ayrı yaşarken sıcak ve saygılıydılar. Bir çatı altında yaşamaya başlayınca her şey yok oldu.

Ve her gün kendine aynı soruyu soruyor: Bütün bir ömür, yardımlar, sevgi… Karşılığı bu mu olmalıydı? Yoksa kendisi mi “işe yaradığını” sanarak kendini kandırdı?

İşte böyle acı bir hikaye. Sessiz. Kavgasız. Ama çığlıktan beter bir acıyla…

Rate article
Lifequest
Kızıma Taşındım, Pişman Oldum