Sınırları Tanımayan Kayınvalide ve Olayların Akışı

Eskiden derler ya, “Kör olası kaynana” diye. Ama Elif’in hikâyesi farklıydı.

Gece geç saatte evine döndü Elif. Başı ağrıyor, yorgunluktan gözleri düşmüştü. İçeri adımını atar atmaz, mutfaktan gelen o tanıdık ve artık içini daraltan sesi duydu:

“Demek geldin!” dedi alaycı bir tonla Hatice Hanım, kaynanası. “Hava çoktan karardı. Kocanı, evini böyle mi unutursun?”

“Proje yetişiyordu, geciktik,” diye cevapladı Elif, üstünü çıkarırken.

“Proje mi? Oğlum aç, bulaşıklar birikmiş, ev toz içinde. Buna mı diyorsun sen kadınlık?”

Elif sessizce başını sallayıp odasına geçti. Ama mutfağa dönerken, koridorda durdu. Hatice Hanım ile Hakan’ın konuşması duyuluyordu. Duyduklarına inanamadı.

“Hakan, derim ya, Zeynep—arkadaşımın kızı—şimdi o başka. Akıllı kızdır, iyi aileden. Hem seni beğeniyor,” diyordu kaynana fısıldayarak. “Senin evli olduğun da umrunda değilmiş. Sonuçta bu evlilik sonsuza kadar mı sürecek?”

Elif’in nefesi kesildi. Yüzü ateş gibi yandı. Bağırmak, bir şeyler fırlatmak istedi ama kendini tutup banyoya girdi.

Birkaç dakika sonra çıktığında duvara tutunuyordu. Hakan koşarak yanına geldi:

“Elif, iyi misin?”

“Bir şey yok. Sadece stres yaptım.”

“Hastalık numarası yapıyor,” diye atıldı Hatice Hanım. “Belli ki dikkat çekmek istiyor.”

Elif ses çıkarmadı ama sabah daha kötü hissetti. Ambulans, hastane, testler… Bir saat sonra Hakan’a döndü:

“Korkulacak bir şey yok. Sadece… hamileyim. Biraz huzura ve sevgiye ihtiyacımız var.”

Hakan onu sıkıca sardı, gözlerinden mutluluk yaşları aktı. Ama sevinçleri uzun sürmedi.

Eve döndüklerinde Hatice Hanım hâlâ oradaydı—ve daha da kötüsü, susmaya niyeti yoktu.

“Senin çocuğun olduğuna emin misin?” diye buz gibi sordu kaynana, Elif dışarı çıktığında.

“Anne, aklını mı kaçırdın?” diye kükredi Hakan.

“Her gece geç saatlere kadar dışarıda. Seni nasıl kandırdığını görmüyor musun?”

Koridorda Elif, duyduklarıyla donup kaldı. Daha fazla dayanamadı. Odaya girdi ve sertçe konuştu:

“Artık kendimi savunmayacağım. Burası senin evin—ben gidiyorum. Hakan, seçimini yap: Ya benimlesin ya da burada kalırsın. Ama artık aşağılanmayı kabul etmeyeceğim. Anne olacağım ve çocuğumu sevgiyle büyüteceğim, nefretle değil.”

“İyi yapıyorsun! Gitsin,” dedi Hatice Hanım zaferle.

Ama Hakan annesinin yanında durmadı. Ona yeni tanıştığı biri gibi baktı.

“Bunu senin için mi çekiyorum sanıyorsun? Hayır anne, ben Elif’i seviyorum. Sana ise acıyorum. Herkesi kendinden uzaklaştırdın. Dört kez evlendin—hiçbiri sürmedi. Şimdi de bana nasihat vermeye kalkıyorsun? Olmaz. Ben gidiyorum. Ailemi Elif’le kuracağım. Hayatıma karışma.”

Arkasını döndü ve çıktı:

“Elif! Seyahat valizimiz nerede?”

Bir yıl geçti. Yeni mahallenin parkında üç kişi yürüyordu: Hakan, Elif ve kollarında uyuyan küçük Kerem. Yeni bir ev almışlardı—ikisi de eşit emek vermişti. Zor ama mutluydular.

“Hava soğuyor,” dedi Hakan. “Eve mi gidelim?”

“Evet. Kerem uyanacak yakında.”

Tam o sırada Elif bir şey fark etti. Biri, ağaçların arkasından onları takip ediyordu.

“Hakan, biri bizi izliyor.”

Hakan aniden durdu:

“Anne! Yeter artık bu saklambaç oyunları!”

Ağacın arkasından Hatice Hanım çıktı. Ama tanınmaz haldeydi. Çökmüş, solgun, gözlerindeki ışık sönmüştü.

“Ben… affedin. Sadece torunumu görmek istedim. Bir kez olsun…”

“Normal gelebilirdin. Adresimizi biliyorsun,” dedi Hakan sertçe.

“Gelemedim. Utandım. Artık… anladım. İkinizi de affedin beni. Elif… kötülük olsun diye yapmadım. Onun hayatını mahvedeceksin sanıyordum. Ama yanılmışım…”

Elif susuyordu. Kafasında hâlâ o eski sesler çınlıyordu. Ama karşısında artık o korkunç kadın değil, af dileyen bir anne duruyordu.

“Eve gidiyoruz. İstersen bizimle gelebilirsin. Hakan izin verirse.”

“Anne, sorun değil. Ama artık karışma. Eleştirme, müdahale etme.”

“Yemin ederim. Sadece sizi, Kerem’i görmek istiyorum. Başka bir şey değil…”

Bu kez Elif kin tutmadı. Birlikte yürüdüler. Kerem uyuyordu, Hatice Hanım hafif bir gülümsemeyle bebek arabasını itiyordu. Geçmiş geride kalmıştı.

Çünkü en katı yürekler bile sevmeyi öğrenebilir.

Rate article
Lifequest
Sınırları Tanımayan Kayınvalide ve Olayların Akışı