Üzgünüm, Böyle Olduğu İçin

**Günlükten Bir Sayfa**

“Ah, bu nasıl oldu?” diye içimden geçirirken, banyo kapısının önünde durdum.

“Emre, her şeyi aldığına emin misin? Tekrar kontrol etmene gerek yok mu?” diye seslendim.

“Leyla, yeter! Her şeyi topladım, bavulu bile gördün,” dedi duşun sesinin arasından. Ama sesi… titredi mi? Yoksa bana mı öyle geldi?

“Bavulu gördüm. Ama içine ne doldurduğunu görmedim,” diye mırıldandım, bir adım geri çekilirken.

“Leyla, kahve yapabilir misin? Kıvamında. Süt olmasın,” dedi sakinleşmiş bir tonla suyun sesi kesilirken.

Mutfağa geçtim, cezveyi sessizce çıkardım. Su doldurdum, öğütülmüş kahveyi ekledim, bir tutam tuz… Onun sevdiği gibi. Kahve makinesi var ama Emre hep benim yaptığım kahveyi içer. “Sen ne kadar özenlisin,” demişti dün gece, işten geç gelmiş, yemeği büyükannemin alışkanlığıyla havluya sarıp sıcak tuttuğumu görünce.

Son zamanlarda hep geç kalıyordu… İşteymiş. Kariyer yapıyormuş. Terfi hazırlığındaymış. Ben de sessizce destek oluyordum. Yemek yapıyordum, ütülüyordum, sabrediyordum.

“İşte bu, tanrıların içkisinin kokusu!” dedi Emre, mutfağa girip ıslak saçlarını alnından atarak. Masaya oturdu, fincanına uzanırken…

“Leyla, bugün bir kargo gelecek. Araba kılıflarını sipariş ettim. Alabilir misin? Kapıda ödeme yapacaksın,” dedi, kahvesine bir şeker atarken.

“Tabii. Her zamanki gibi,” dedim, karşısına otururken.

“Seyahat tam da zamanında çıktı,” diye devam etti iç çekerek. “Ama reddedemem. Anlarsın ya, belki de tek fırsat bu. Kıdemli yönetici… Hafife alınacak bir şey değil.”

“Aynen… Böyle bir pozisyon için şehir şehir dolaşacağını düşünmemiştim,” dedim.

“Patronun kaprisleri. Neyse, yarım saatim var, biraz telefondan işe bakarım.”

Kalktı, diğer odaya geçti. Fincanını toplamadı bile. Neyse… Bırak. Zaten gergin.

Fincanı almak için uzandığımda telefonum titredi… Mesaj. Açtım.

*”Leyla, Emre yalan söylüyor. Seyahat filan yok. Merve Demir’le İtalya’ya gidiyor. İş işten geçmeden durdur onu. Bu, kendi hayatını mahvedecek.”*

Burcu. Onun küçük kız kardeşi.

Kafada bir şey tık diye yerine oturdu. Merve’yle mi? Yok artık… Şaka mı? Ama Burcu böyle şeylerle şaka yapmazdı. Yalan da söylemezdi.

Gözlerimin önü karardı. Hava beton gibi ağırlaştı. Zor nefes alıyordum. Zorlukla ayağa kalktım, kendime bir su doldurdum… Sonra tekrar çöktüm.

Bağırmak, kırıp dökmek, hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Ama aklımda tek bir şey vardı: *”Neden?”*

Öfkeyi yığıp bir kenara attım. Kalkıp yüzüne vurmak, maskesini yırtmak, her şeyi ortaya dökmek istedim… Ama yapmadım. Bunu hak etmiyordu.

Gitsin istediği yere gitsin. Benim de bir sürprizim olacak. Kavga etmeyle değil, harekete geçerek…

Banka uygulamasını açtım. Ortak hesapta bir milyon iki yıtlık para vardı. Şaşırtıcı şekilde, orada bile işini görmüştü – üç yüz bin lira eksikti. Üstelik benim paramdı. Projelerden kazandığım, geceler boyu çalışıp biriktirdiğim paralar. O ise… benim birikimimle ilk aşkını tatile götürüyordu.

Merve’yi biliyordum. Emre anlatmıştı, Burcu da bir ara bahsetmişti. Lise aşkı, fırıldak. Onu iki kez bırakmıştı – bir seferinde babasına kaçmış, bir başka sefer yüksek mevki sahibi birine. Şimdi mi dönmüştü? Emre de yine kanmıştı. Ve yine yalan söylüyordu.

Dürüst olamaz mıydı? “Leyla, başkasını seviyorum. Üzgünüm.” dese… Evet, canımı yakar ama bu kadar iyiğlik olmazdı. O ise sıçan gibiydi. Parayı çekmiş, seyahat yalanını uydurmuş, bavulu toplamış…

Peki. Kalan parayı ben çekeceğim. Bugün. Kuruşuna kadar. Sonra boşanma. Eşyalarını kuryeyle ailesine yollayacağım.

Takvimime baktım – yarın öğlen önemli bir online sunumum vardı. Eğer güzel geçerse, izne çıkabilirim. İtalya’ya değil… Porto’ya, mesela. Ya da hiç gitmediğim bir yere.

“Leyla, çıkıyorum, yola erken çıkayım dedim,” dedi mutfağa girerken, kravatlı, düzgün giyinmiş.

“Görüşürüz. İyi yolculuklar,” diye kabaca mırıldandım, fincanı sımsıkı kavrayarak.

“Nedir bu ton?”

“Öyle geldi işte.”

“Seni özleyeceğim…”

“Zamanın olacağını sanmıyorum.”

“Kapıya kadar gelmeyecek misin?”

“Bulaşıkları yıkasam daha iyi.”

“Tamam, gidiyorum.”

“Güle güle.”

Kapı çarpıldı. Emre bir daha asla geri dönemeyeceğini bile fark etmemişti. Yarın kapıların kilidini değiştirecektim.

Sandalyeye çöktüm. Hıçkırıklar boğazımı sardı. Acıydı… Küçük düşürüldüğüm, aldatıldığım için. Hain.

Telefon tekrar titredi. Burcu’dan mesaj:

*”Leyla, nasılsın?”*

Gözlerimi sildim, numarasını çevirdim.

“Burcu, nereden biliyorsun?”

“Merve’nin bir arkadaşı anlattı. Yine Emre’ye musallat olmuş. O da kanmış. Leyla, özür dilerim, böyle olduğu için…”

“Uyardığın için teşekkürler. Ben durdurmadım.”Yarın her şey değişecek ve ben, bu yükten kurtulduğum için derin bir nefes alacağım.”

Rate article
Lifequest
Üzgünüm, Böyle Olduğu İçin