İki Yetim ve Bir Mutlu Yuva — Kaderin Her Şeyi Yerli Yerine Oturtuşu
Nergis ve Lale, sessiz bir köye giden otobüsteydiler. Durakta indikten sonra biraz yürüdüler ve sonunda adrese ulaştılar. Avluda bir şenlik havası vardı, masalar kurulmuş, doğum günü hazırlıkları yapılıyordu. Kapının önünde durdular ve hemen bir adam çıkageldi.
“Kızlar, bize mi geldiniz?” diye gülümseyerek sordu. “Kimi arıyorsunuz, güzeller?”
“Murat Bey’i soruyorduk,” diye cevapladı Lale.
“Benim,” dedi adam şaşkınlıkla kaşlarını kaldırarak. “Belediyeden misiniz? Yoksa…”
“Hayır,” dedi Lale, Nergis’e baktı. “Bu arkadaşım Nergis. Nergis, fotoğrafı gösterir misin?”
Nergis, özenle saklanmış bir fotoğraf çıkarıp adama uzattı. Murat uzun süre resme baktı, sonra gözlerini Nergis’e çevirdi. Yüzündeki ifade değişiyordu.
“Bu sizin kızınız,” diye fısıldadı Lale.
Murat donup kaldı.
“Kızım mı?..”
Bu hikâye, bu karşılaşmadan çok önce başlamıştı. Tamamen farklı iki kız, Nergis ve Lale, yetimhanede tanışmışlardı. Aynı gün oraya düşmüşler ve hemen birbirlerine yapışmışlardı. İkisi de büyüklerin ve hayatın acımasızlığı yüzünden yetim kalmıştı.
Lale’nin annesi, maddi sıkıntı çekmese de eğlence düşkünü biriydi — gürültülü partiler, şüpheli ilişkiler… Babasını hiç tanımamıştı ama nafakasını düzenli ödüyordu. Akrabaları kızı almayı reddedince, annesinin ölümünden sonra elinde kalan tek şey, virane bir ev ve yetimhanenin yolu olmuştu.
Nergis ise büyükannesiyle yaşıyordu. Annesi doğum sırasında ölmüş, babasına gelince… Büyükannesi onu tanıyordu ama hiç aramamıştı. Adam yeni bir aile kurmuştu ve kimse onun bir kızı olduğundan habersizdi. Büyükannesi vefat edince, Nergis de yetimhaneye düşmüştü.
Yetimhanede aynı odayı paylaşmışlardı. Hemen kaynaşmışlar, ama diğer çocuklarla hiç anlaşamamışlardı. Sık sık birbirlerini korumuşlar, sık sık kavga etmişlerdi. Bu onları daha da yakınlaştırmıştı.
Yetimhaneden ayrıldıktan sonra birlikte bir ev tutup meslek lisesine yazıldılar. Tam o sırada akıllarına bir fikir geldi — babalarını bulmaya çalışmak.
Lale’nin babası resmi kayıtlarda vardı. Nergis’inki ise daha zordu. Ama eski fotoğraflar ve arkalarına yazılan notlar sayesinde bir isim bulmuştu. Sonrası internet, soruşturmalar, adresler… Ve şimdi kaderin önlerine çıkardığı yola gidiyorlardı.
Önce Lale’nin babasını buldular. Yüksek bir duvarın ardındaki büyük bir evdi. Kapıyı çaldıklarında soğuk bir karşılık aldılar:
“O burada değil. Gidin.”
İş yerinde de şansları yaver gitmedi. Saatler sonra çıkageldi. Ama konuşma kısa ve acımasızdı:
“Seni istemiyorum. Nafakayı ödüyordum. Bir ailem var, sen bir hataydın. Hayatıma karışma.”
Bu sözlerin ardından Lale ona kızgınlıkla küfretti ve ağlamaya başladı.
“Tamam, şimdi sıra sende,” diyerek gözyaşlarını sildi. “Hadi, senin babana gidelim.”
Adresi kolayca buldular. Avluda bir kutlama hazırlığı vardı. Murat Bey neşeli bir ruh halindeydi. Fotoğrafı görüp “Bu sizin kızınız” sözlerini duyunca yüzü önce karardı, sonra şaşkınlığa döndü.
“Sen… annene pek benzemiyorsun. Ama… bir şeyler var. Ahmet! Hemen büyükanneyi çağır!”
“Kim gelmiş?” diye bir genç çıkageldi.
“Koş, çağır büyükanneyi!”
Yaşlı bir kadın belirdi, ama dinç ve neşeli biriydi.
“Yine ne oldu Murat?”
“Anne, sakın korkma… Bu… benim kızım. Senin torunun.”
“Aman Allahım! Gerçekten mi? Ne büyük sevinç! Kızlar, içeri girin. Niye dışarda bekliyorsunuz? Bugün benim 70. yaş günüm!”
Nergis ve Lale’yi kucaklayarak karşıladılar. Büyükanne hemen eski fotoğrafları çıkardı ve hiçbir şüphe kalmadı — yüz hatları, bakışları, hatta yanaktaki ben bile aynıydı.
“Test yaptıralım mı?” diye mırıldandı Nergis.
“İstersen yaparız. Ama ben biliyorum, sen bizdensin. Lale de öyle. Bir torun güzel de iki torun daha güzel! İkiniz de bizim olacaksınız.”
Lale yeniden ağlamaya başladı.
“Ağlama yavrum,” dedi büyükanne. “Bugün bayram. Murat’ın eşi beş yıl önce vefat etti, evde tek başımayım. Şimdi siz geldiniz. Yemekten sonra her şeyi anlatın. Amcalarla tanıştıralım, Murat’ın dört kardeşi var. En küçükleri Ahmet.”
Kutlama unutulmaz oldu. Gülüyor, sarılıyor, anılar tazeliyorlardı. Murat tekrarlayıp duruyordu:
“Nasıl bilemedim?..”
“Demek kader böyleymiş,” diyordu büyükanne. “Bak şu Selim’in Lale’ye baktığına. Sanırım yakında bir düğünümüz daha olacak.”
Ve öyle de oldu. Bir yıl sonra Selim ve Lale evlendiler. Nergis, bir kardeş gibi yanlarında kaldı. Murat, ikisi için de gerçek bir baba oldu. Büyükanne ise hep şöyle derdi: “Bir anda iki torun birden buldum. Bu kader, işte!”
Bazen kader, her şeyi yerli yerine oturtur. Acıdan geçerek olsa da…




