Kalbin Durduğu Yer: Köye İlk Yolculuk

“Kalbinin Durduğu Yer — Köye İlk Sefer”

— Daha fazla dayanamıyorum! — diye haykırdı Aylin, çantasını kanepenin üstüne fırlatarak. — Deniz kenarına gitmek istiyorum! Bütün gün fok gibi güneşin altında yatıp, gece boyunca sabaha kadar diskoda dans etmek. Müzik, kokteyller ve işle ilgili tek bir düşünce bile olmasın!

Mehmet gülümsedi. Onun bu coşkulu çıkışlarına öyle alışmıştı ki. Aylin öyle sıradan bir kız değildi: sert mizaçlı, alaycı, bazen dikenli ama her zaman gerçek. Rol yapmaz, maskesini takmazdı — onunla olmak hem kolay hem de eğlenceliydi. En önemlisi, ona karşı sahte davranmak zorunda hissetmiyordu.

Birkaç ay önce tanışmışlardı ve o günden beri Mehmet kendini daha rahat soluk alıyor gibi hissediyordu. Ne garip sessizlikler ne yapmacıklık — sadece sıcaklık ve her an yanında olmak istediği biriyle olduğunu bilmenin huzuru.

— İşte ne oldu yine? — diye sordu yumuşak bir sesle, yanına yaklaşarak.

— Herkes canıma tak etti artık! “Aylin şunu yap, Aylin bunu yap!” Sanki başka isim yokmuş gibi. Bugün müdürü neredeyse tersliyordum! Kendimi tutmasaydım, kovulmuştum bile…

— Demek ki gerçekten tatil vakti geldi, — güldü Mehmet. — Deniz olmasa bile bir yere kaçabiliriz.

— Nereye? En fazla bir gün izin alabilirim. Bir günlük tatilin ne anlamı var ki?

— Hadi köye gidelim, babaanneme. Oradaki hava öyle temiz ki, bir yürüyüşle bile rahatlarsın. Bir de börekler var! Fırından yeni çıkmış…

— Köye mi? — Aylin’in gözleri irileşti. — Ciddi misin? Hiç köyde bulunmadım ben.

— Nasıl hiç?

— İşte öyle. Bütün akrabalarım şehirli. İnekleri bile sadece süt kutusunun üstünde gördüm.

— O zaman kesin gitmelisin! Nasıl bir yer olduğunu hayal bile edemezsin. Dere, tandır, geceleri yıldızlar, ateş başı sohbetler…

— Ah, Mehmet, keşke senin enerjini alabilsem. Doğrusu, babaannenle şimdiden mücadele etmeye hazır değilim.

— Yazık. Benim babaannem altın gibidir. Önce sana börek yedirir, naneli çayını içirir — onu hemen seversin.

— Madem börek diyorsun… — Aylin gülümsedi. — Tamam, o zaman. Tek şartla — eğer hoşuma gitmezse, bana yeni bir gardrop alacaksın. Çünkü babaannenin ikramlarından sonra eskisine sığmam.

O gülüyordu, Aylin ise hâlâ gülmesi mi yoksa endişelenmesi mi gerektiğine karar veremiyordu.

Yol pek de kolay değildi. Son kilometrelerde araçları bozuk toprak yolda sarsıla sarsıla ilerledi. Ama Mehmet sakindi. Aylin ise pencereden dışarı bakıp eğri büğrü ahırlar, gübre yığınları ve yabancı görünce saldıracak kazlar görmeyi bekliyordu.

Ama hiçbiri öyle değildi. Köy büyük, bakımlı, birkaç sokaklı, marketleri ve asfalt yolları olan bir yerdi. İnekler bile henüz görünmüyordu. Onların yerine çıplak ayaklı çocuklar, düzgün saçlı kadınlar ve kapı önünde muhabbet eden adamlar vardı.

Babaanneleri onları ömür boyu bekler gibi karşıladı. Aylin’i öz torunuymuş gibi kucakladı, telaşla masaya oturttu. Masaysa dopdoluydu: mercimek çorbası, mantı, pastırma, börekler, hoşaf…

Aylin şaşkına dönmüştü. Neredeydi o surat asıp yemekte sessiz kalacak köy babaannesi? Çocukluğundan beri içini ürperten o köy hayatı neredeydi?

Mehmet’in gözleri parlıyordu. Tam da böyle olacağını biliyordu.

Yemekten sonra Aylin’i dere kenarına götürdü. Burası masal gibiydi. Su berrak, çoclar suda oynuyor, erkekler mangal yapıyor, kadınlar yemekleri seriyordu. Kimse kavga etmiyor, kimse acele etmiyordu. Sadece kahkahalar, rüzgâr ve duman kokusu…

Akşam Aylin yastığa kafasını koyar koyaz uykuya daldı. Sabah güneşin ışıklarıyla uyandı — babaannenin perdeleri ince, neredeyse şeffaftı. Üstüne bir hırka geçirip dışarı çıktı ve donup kaldı.

Önünde gökyüzü pembeye boyanıyor, güneş ufuktan yeni yükseliyordu. Uzaktan ineklerin sesleri, kuşların şarkıları geliyor, çiğ, ot ve kekik kokusu etrafa yayılıyordu. Bütün toprak dinginlikle nefes alıyordu. Aylin terliklerini çıkarıp çiğle ıslanmış çimlere bastı. Öylece durdu, sessiz. Ruhu arınıyordu.

— Kayboldun sandım, — dedi Mehmet arkadan.

— Uyandım… Çıktım. Burada çok sessiz, çok huzurlu… Hiç bu kadar huzur hissetmemiştim.

— Beğendin mi?

— Çok. Bir daha gelir miyiz?

— Tabii. Defalarca geliriz.

Aylin ona sıkı sıkı sarıldı. İçi mutlulukla dolmuştu. Artık deniz kenarına gitmek istemiyordu. Biliyordu ki huzuru, ilhamı burada bulmuştu. Ve daha pek çok kez geri dönecekti — yeniden nefes aldığı yere…

Rate article
Lifequest
Kalbin Durduğu Yer: Köye İlk Yolculuk