Deniz Kenarında Miras: Aileler Nasıl Yabancılaşır?

Deniz Kenarında Miras — Akrabalar Yabancılaşınca

— Ayşe, ağabeyim Orhan aradı, — dedi Mehmet, mutfağa girerken. — Marina’yla birlikte cumartesi bize uğrayacaklarmış. Sadece ikisi, eşler olmadan. Ciddi bir şey konuşmak istiyormuş.

— Acaba ne hakkında bu kadar ciddi konuşacaklar, hatta eşleri ve çocukları olmadan? — diye şüpheyle baktı Ayşe. — Hayır, boşuna tahmin etme. Biliyorum ne olduğunu. Miras meselesi. İki ay geçti — nihayet hazırlar.

Mehmet sessizce başını salladı. Hala Lale’nin, şehir merkezindeki daireyi ve Bozcaada’daki yazlığı onlara, Ayşe’ye ve kızları Dilara’ya bıraktığı andan beri bunu hissediyordu. Dört yıl boyunca hasta olan halamızla ilgilendiler. Diğer akrabalar ise sadece yazın yazlığa gelir, yaşlı kadın oraya biraz hava almak için götürülmesini istediğinde hepsi “meşgul” olurdu.

Cumartesi günü tam saat dörtte Orhan ve Marina kapıda belirdi. Lafı dolandırmadan oturma odasına geçtiler.

— Yazlık hakkında konuşmaya geldik, — diye direkt konuya girdi Orhan. — Daireyi geçelim, sizin olsun. Ama yazlık… Bütün bu süre onunla biz ilgilendik.

— Hayır, — soğuk bir tonla karşılık verdi Ayşe. — Siz ilgilenmediniz. Orada tatil yaptınız. Kullandınız ama yardım etmediniz. Hem, hala sizi çağırdığında bir kez bile gelmediniz.

— Kim uğraşacaktı onunla? Bizim çocuklarımız, torunlarımız, işlerimiz var! — diye atıldı Marina.

— Ama şimdi hak iddia ediyorsunuz, — dedi Mehmet. — Garip, değil mi?

— Hiç yazlığa götürdünüz mü onu? — diye alaycı bir tavırla sordu Marina.

— Bizim yazlığımız yoktu, ama iki kez ona kaplıca tatili aldık, — sakin cevapladı Ayşe. — Üstelik vasiyette biz varız. Bu ortak mülk. Satacağız.

— Ciddi misiniz? — diye güldü Orhan. — Yıkılmak üzere olan bir evdeki birkaç metrekare için ailenizle kavga mı ediyorsunuz?

— Eğer yıkıntıysa, neden bu kadar tutunuyorsunuz? — diye karşılık verdi Mehmet sakince.

Ertesi gün telefon çaldı.

— Ne yaptın sen, Mehmet?! Vedat’la yazlığa eşyalarımızı almaya geldik — kapıların kilitleri değişmiş!

— Evet. Hem bahçe kapısının, hem de evin. Önceden haber vermeliydiniz. Cumartesi Ayşe’yle birlikte gideceğiz — uğrayın. Eşyalarınızı alırsınız. Ama daha erken değil.

Telefonu kapatınca Mehmet eşine döndü.

— Oraya koşacaklarını nasıl anladın?

— Sen kendi akrabalarını tanımıyor musun? Kilitleri değiştirmeseydik, oradaki son çiviye kadar her şeyi götürürlerdi.

Yazlığı sattılar. Kendi eski dairelerini de satarak, denizin hemen yanındaki yeni bir binada üç odalı bir daire aldılar. Plaja araba ile on dakika mesafedeydi.

Kızları Dilara, hala Lale’nin şehirdeki dairesinde kalıp ikinci sınıfta okumaya devam etti. Mehmet limanda iş buldu, Ayşe ise yakındaki bir okulda öğretmenlik yapmaya başladı. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Ama öyle olmadı.

Mart ayından itibaren telefonları susmak bilmedi. Yıllardır unutulmuş akrabalar, bir anda “yakınlarını” hatırladı. İlk arayan Marina oldu:

— Bizi yazlıktan ettiniz, gidecek yerimiz kalmadı. O yüzden temmuzda size geleceğiz. Tüm ailemiz ve Orhan’ın torunu da bizimle.

— Marina, biz kimseyi davet etmedik. Burası yaşadığımız yer, pansiyon değil. Tatil yapmak istiyorsanız, önceden yer ayırtın.

— Bodrum’daki otel fiyatlarını gördün mü?!

— Görmedim. Ama bütçenize uymuyorsa, daha uygun bir yerde tatil yapın. Buraya gelmeyin. Misafir kabul etmiyoruz.

— Yani eşinin anne-babasını kabul ettin, ama öz kardeşini mi etmiyorsun?!

— Onlar Ayşe’nin ailesiydi. Eğer bizim anne-babamız hayatta olsaydı, onları da geri çevirmezdik. Ama beş yetişkin ve çocuklar iki haftalığına — hayır, teşekkürler.

— Göreceksin bak! Yapayalnız kalacaksınız — kimse sizi hatırlamayacak!

— Merak etme. Taşınalı beri o kadar çok “akraba” türedi ki, iki ev daha doldurabiliriz. Hepsi bizi mayıs-eylül arasında hatırlıyor. Geri kalan zaman — sessizlik.

Artık en değerli buldukları şey, o sessizlikti.

Rate article
Lifequest
Deniz Kenarında Miras: Aileler Nasıl Yabancılaşır?