Ayşe banyoyu temizlerken, kapı birden açıldı ve içeri öfkeden yüzü bembeyaz kesilmiş Ali girdi.
“Ne yaptın sen?” diye bağırdı, kapıyı hızla çarptı.
Ayşe hemen doğrulup koridora çıktı.
“Ne oldu?” diye sordu, şaşkınlıkla ona baktı.
“Neden ona gittin?” diye Ali yüzüne karşı kükredi.
“Kime?” Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
“Fatma’ya! Sana karışmamanı söylemiştim!”
“Ali, neler oluyor, anlamıyorum?”
Ona anlattın mı? Bizim hakkımızda?” Ali’nin alnından terler damlıyor, nefesi kesik kesikti.
“Evet, anlattım. Üstelik beni anladı, inanır mısın? Mutluluğumuza engel olmayacağını söyledi. Bak, dünyalar gibi bir gelinlik bile seçtim!”
“Gelinlik mi? Düğün mü?” Ali acı bir kahkaha attı. “Ayşe, aklını mı kaçırdın sen?”
“Sana teşekkür edeceksin diye düşünmüştüm,” dedi safça. “Seni bu işkenceden kurtardım. Bana hep onun zayıf olduğunu, terk edersen yıkılacağını söylerdin. Meğer ne kadar güçlüymüş. Seni kendi serbest bıraktı.”
Ali yavaşça koltuğa çöktü, sonra aniden ayağa kalktı ve Ayşe’ye ilk kez görüyormuş gibi baktı.
“Sen anlamıyorsun…” diyebildi sadece, çantasını kapıp kapıyı arkasında açık bırakarak çıktı.
Fatma’dan ayrılamazdı. Ne şimdi, ne de hiçbir zaman. Çünkü cebinde beş kuruş kalmadığı, en dibe vurduğu günlerde ona el uzatan Fatma’ydı. Ona iş, ev, araba, statü veren oydu. Arkadaşıyla ucuz bir apartman dairesinde yaşarken hayalini kurduğu her şeyi Fatma sağlamıştı.
Bir zamanlar basit bir satış temsilcisiydi, çay kaşığıyla hesap yaparak geçinirdi. Kızlar ilgi gösterirdi ama hep bir eksik vardı—ya kiralık odalarda yaşıyorlardı ya da banliyö trenlerinde hayat geçiriyorlardı. O ise lüksün, başarının tadını çıkarmak istiyordu.
Sonra bir gün, ücretsiz deneme dersi için girdiği spor salonunda Fatma’yı gördü. Zarif, bakımlı, özgüvenli. Kendisinden on yaş büyüktü ama karşı konulmaz bir çekiciliği vardı. Üstelik parası da vardı—kendi işini yürütüyordu.
Kasten onunla sık sık karşılaşmaya başladı. Sonunda bir gün Fatma ona iş teklif etti—maaşı eskisinin iki katıydı. Sonra ev, sonra araba, derken her sabah İstanbul’un en pahalı semtindeki dairesinde uyanıyor, onun arabasına biniyor, onun şirketinde çalışıyordu. Her şey onun için hazırdı. Sadece “evet” demesi yeterliydi.
Fakat rahat yaşam, onu nankör biri haline getirdi. Daha fazlasını hak ettiğini düşündü. İşte o zaman hayatına Ayşe girdi—genç, enerjik, özgür. Gizlice buluşuyorlardı. Ayşe Fatma’dan haberdardı ve onun ayrılmasını istiyordu. Ali ise sürekli erteliyordu.
Ta ki Ayşe hamile olduğunu söyleyene kadar. O gün ortadan kayboldu, telefonlarına cevap vermedi. Ayşe ise Fatma’ya gitti.
Ama Fatma ağlamadı, kıyamet koparmadı. Sadece sakinle dinledi ve teşekkür etti.
“Eğer çocuğunuz olacaksa, babanın yanında olmalı,” dedi. “Size engel olmayacağım.”
Ali eve döndüğünde bavullar kapının önündeydi. Fatma anahtarları uzattı ve mutluluk diledi. Ali, Ayşe’nin uydurduğunu, bir tuzak olduğunu mırıldandı. Ama kimse dinlemedi. İşsiz, evsiz, arabasız kalmıştı.
O gece bir öğrenci yurdunda yer buldu. İki hafta sonra bir mobilya mağazasında “satış danışmanı” olarak işe başladı—aslında müşterilere koltuk modellerini anlatmaktan başka bir iş yapmıyordu. Ayşe’yi engelledi, son mesajında “Kendi işini kendin hall”Birkaç ay sonra, Fatma’nın şirketinin reklam panolarında yeni ortağının fotoğrafını görünce, hayatının en büyük hatasını yaptığını anladı.”




