İki Öksüz ve Mutlu Bir Yuva: Kaderin Dokunuşu

İki Yetim ve Bir Mutlu Yuva – Kaderin Şakacı Bir Dokunuşu

Elif ve Ayşe, sessiz bir kasabaya giden otobüste yan yana oturuyorlardı. Durakta indikten sonra biraz yürüdüler ve adrese ulaştılar. Bahçede bir hareketlilik vardı, masalar kuruluyor, doğum günü hazırlıkları yapılıyordu. İki kız bahçe kapısında durur durmaz, içeriden güler yüzlü bir adam çıktı.

“Kızlar, bize mi geldiniz? Kimi soruyorsunuz bu güzel gününde?” diye sordu adam, şen bir gülümsemeyle.

“Mehmet Bey’i arıyoruz,” dedi Ayşe.

“Mehmet benim,” diyerek şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı adam. “Belediyeden misiniz?”

“Hayır,” dedi Ayşe, Elif’e bakarak. “Bu arkadaşım Elif. Elif, fotoğrafı gösterir misin?”

Elif cebinden dikkatle katlanmış bir fotoğraf çıkarıp adama uzattı. Mehmet uzun süre fotoğrafa baktı, sonra gözlerini Elif’e çevirdi. Yüz ifadesi aniden değişti.

“Bu senin kızın,” diye fısıldadı Ayşe.

Mehmet donup kaldı.

“Kızım mı?..”

Her şey yıllar önce başlamıştı. İki farklı kız, Elif ve Ayşe, bir yetimhanede tanışmıştı. Aynı gün gelmişlerdi ve hemen kaynaşmışlardı. İkisi de yetimdi, büyüklerin kararları ve hayatın acımasızlığı yüzünden.

Ayşe’nin annesi, hayatını eğlenceye adamış, çalkantılı bir kadındı. Babasını hiç görmemişti, ama düzenli olarak nafaka gönderiyordu. Akrabaları ise onu yanlarına almayı reddetmişti. Annesi öldüğünde, geriye sadece küçük bir daire ve yetimhane yolu kalmıştı.

Elif ise büyükannesiyle yaşıyordu. Annesi doğum sırasında hayatını kaybetmiş, babası ise… Büyükannesi onu tanıyordu ama hiç aramamıştı. Babası yeni bir aile kurmuştu ve kimse onun bir kızı olduğundan haberdar değildi. Büyükannesi vefat edince, Elif de yetimhaneye düşmüştü.

Yetimhanede aynı odayı paylaşmış, diğer çocuklarla pek anlaşamazken birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmışlardı. Birlikte kavga eder, birlikte gözyaşı dökerlerdi. Bu, aralarındaki bağı daha da güçlendirmişti.

Yetimhaneden ayrıldıktan sonra bir ev tutup meslek lisesine kaydoldular. Tam da o sırada aklılarına bir fikir geldi: Babalarını bulmaya çalışmak.

Ayşe’nin babasını bulmak kolaydı – sosyal hizmetler kayıtları vardı. Elif için ise iş daha zordu. Ama eski fotoğraflar ve arkalarına yazılan notlar sayesinde ismini öğrenmişti. Sonrasında internet, soruşturmalar ve adresler… Ve nihayet kaderle yüzleşme vakti gelmişti.

İlk durak Ayşe’nin babasıydı. Yüksek duvarlı bir evdi. Kapıyı çaldıklarında soğuk bir cevapla karşılaştılar:

“O burada değil. Gidin.”

İş yerinde de şansları yaver gitmedi. Adam saatler sonra çıkageldi. Konuşma kısa ve acımasızdı:

“Seni istemiyorum. Nafakayı ödedim. Benim bir ailem var, sen bir hataydın. Hayatıma karışma.”

Bu sözler üzerine Ayşe adama küfür edip ağlamaya başladı.

“Tamam, şimdi sıra sende,” dedi gözyaşlarını silerek. “Hadi senin babanın yanına gidelim.”

Adresi bulmaları uzun sürmedi. Bahçede bir kutlama hazırlığı vardı. Mehmet Bey neşeliydi. Fotoğrafı görüp “Bu senin kızın” cümlesini duyunca yüzü önce karardı, sonra şaşkınlığa dönüştü.

“Annene pek benzemiyorsun ama… bir şeyler var. Mehmet! Ninemi çağır!”

“Kim bu?” diye sordu içeriden çıkan bir genç.

“Koş, çağır!”

Yaşlı ama dinç bir kadın belirdi.

“Yine ne oldu Mehmet?”

“Anne, sakın şaşırma… Bu… benim kızım. Senin torunun.”

“Aman Allah’ım! Sahi mi? Ne büyük sevinç! Kızlar, buyurun içeri. Niye dışarıda bekliyorsunuz? Bugün benim 70. yaş günüm!”

Elif ve Ayşe kucak dolusu sevgiyle karşılandı. Nine hemen eski fotoğrafları çıkardı ve şüpheye yer kalmadı – gözler, yüz hatları, hatta bir ben bile aynıydı.

“Test yaptırsak mı?” diye mırıldandı Elif.

“İstersen yaparız. Ama ben zaten biliyorum ki sen bizdensin. Ayşe de öyle. Bir torun iyidir, iki torun daha iyi! İkiniz de bizim olacaksınız.”

Ayşe yeniden ağlamaya başladı.

“Ağlama kızım,” dedi nine. “Bugün bayram. Mehmet’in eşi beş yıl önce vefat etti, evde tek başımayım. Şimdi siz geldiniz. Hadi yemek yiyip anlatın her şeyi. Mehmet’in dört kardeşi var, en küçükleri Osman.”

Kutlama harika geçti. Kahkahalar, sarılmalar, hikayeler… Mehmet sürekli tekrarlıyordu:

“Nasıl bilemedim ki?..”

“Demek ki böyle olacakmış,” diyordu nine. “Bak, Murat Ayşe’ye nasıl bakıyor. Sanırım yakında bir düğünümüz daha olacak.”

Ve öyle de oldu. Bir yıl sonra Murat ve Ayşe evlendi. Elif de onlara katıldı, birer kardeş gibi oldular. Mehmet ikisine de gerçek bir baba oldu. Nine ise şöyle diyordu: “Bir vuruşta iki torun buldum. Bu kaderin işi!”

Bazen kader her şeyi yerli yerine oturtur. Acılardan geçse bile…

Rate article
Lifequest
İki Öksüz ve Mutlu Bir Yuva: Kaderin Dokunuşu