Oğlunu Yanına Aldı – Hepsi Sadece Bir Rüyaydı…

Şu oğlunu yanına aldı—ve hepsi bir rüyaydı…

Aylin, Can’la yerel bir kulüpteki dans gecesinde tanışmıştı. Adam, bir anda dikkatini çekmişti—uzun boylu, ince, gülüşü yüzünden eksik olmayan, gözleri ışıl ışıl bir kızdı. Bütün gece yanından ayrılmamış, sonrasında da evine kadar eşlik etmeyi teklif etmişti.
“Yarın akşam gelsem, biraz gezer miyiz?” diye sormuştu vedalaşırken.
“Gel,” diye fısıldamış Aylin, kalbi hızla çarpmıştı.

İşte böyle başlamıştı onların hikâyesi. Köyde dedikodu hızla yayılır—herkesin haberi oldu: Aylin’in bir taliplisi varmış. İnsanlar fısıldaşıyordu:
“Yakında düğünleri olacak. Peşinde deli gibi dolaşıyor. İyi çift, ikisi de sağlam karakter.”

Can çok geçmeden evlenme teklif etti. Köyün tamamını davet ettikleri bir düğünle yollarını birleştirdiler. Genç çift, Can’ın inşa ettiği evde yaşamaya başladı—adam her işin üstesinden gelirdi, çocukluğundan beri babasıyla inşaatlarda çalışmıştı. Çok geçmeden bir oğulları oldu. Her şey yolundaydı. İlk zamanlar…

Ama zamanla Can komşuların yanında daha çok vakit geçirmeye başladı—birine yardım ettiği, bir şeyler tamir ettiği bahanesiyle. Çoğu zaman ona içki ikram ediyorlardı. Bol bol. Önceleri masum bir şeymiş gibi görünüyordu, ama yavaş yavaş alışkanlığa dönüştü.
“Can, artık başkalarının evinde gezme,” diyordu Aylin. “Her akşam sarhoş halde görmekten usandım.”
“Ne var bunda, insanlarla oturdum işte. Zaten evde her işi de yapıyorum.”

Oğulları büyüdü, Aylin işe başladı, çocuğunu anneannesine bırakıyordu. Can ise “yardım etmeye” devam ediyordu. Ama gün geçtikçe eve daha kötü hallerde geliyordu. İlişkileri kırılmaya başladı. Sürekli kavga ediyorlardı. Bir defasında bir hafta ayrı kaldılar, ama oğlu için onu affetti. Düzeleceğine söz verdi. Ve bir süreliğine her şey iyi gitti. Ta ki yine aynı şeyler olana dek.

Aylin defalarca ayrılmayı düşündü. Ama oğlu babasını seviyordu. Can ayıkken onunla vakit geçiriyor, ona bir şeyler öğretiyor, oynuyor, birlikte işler yapıyorlardı. Oğlu için katlanıyordu Aylin. Ve hâlâ umut ediyordu: Belki aklı başına gelirdi. Belki evlendiği o şefkatli adam geri dönerdi.

Ama yıllar ve yorgunluk etkisini gösterdi. Can keyifsizleşmeye, halsizleşmeye başladı.
“Bir doktora gidelim,” diye ısrar ediyordu karısı.
“Boşver. Dinlenirsem geçer. Daha gencim ben.”

Yatağından kalkamaz hale gelince ancak doktora gitti. Teşhis korkunçtu. Doktor başını sallamıştı:
“Niye bu kadar geç kaldınız? Korkuyorum, vaktimiz çok az…”

Aylin son ana kadar onunla ilgilendi. Acı, çaresizlik, gözyaşları—hepsi birbirine karışmıştı. Ve sonra Can yoktu artık. Bütün köy onu son yolculuğuna uğurladı. Onun içki düşkünlüğünü sevmeyenler bile ona bir insan ve usta olarak saygı duyuyordu.

Kırkıncı günde Aylin bir rüya gördü. Kocası gölgelerin arasında duruyordu ve dedi ki:
“Nasıl gidiyor bensiz hayat? Keyfine bakabildiğin kadar… Ama unutma: Oğlunu yanıma alacağım.”

Soğuk terler içinde uyandı. Çocuk odasına koştu. On iki yaşındaki Deniz sessizce uyuyordu. Bu rüyayı kimseye anlatmadı. Ama o günden sonra oğlunu daha bir korumaya başladı. Kontrol ediyor, endişeleniyor, en küçük şey için bile telaş yapıyordu. Kocası bir daha rüyasına girmedi. Rüya sanki unutulmuştu… ama o huzursuzluk içinde kaldı.

Altı ay sonra Deniz okuldan dönmedi. Araba. Bir kaza. Onu kaybetti.

Aylin dayanamadı—acı göğsünü parçalıyor, boğazını sıkıyor, uykusunu kaçırıyordu. Cenazeden sonra neredeyse hiç konuşmadı. Aylar sonra ancak yeniden nefes almaya başladı. Sonra—yavaş yavaş—hayata döndü.

İki kızı olan bir dul erkekle evlendi. İyi bir anne olmaya çabaladı, sonra ortak bir oğulları oldu. Her şey yoluna girmiş gibiydi. Ama kalbi bir daha asla eski haline dönmedi. Deniz sonsuza dek içinde kaldı. İlk oğlu. Babası tarafından alınıp götürülen. Bir zamanlar onun her şeyi olan adam.

Şimdi Aylin’in torunları var. Geliyorlar, oynuyorlar, bahçede koşuşuyorlar. Ve o gülümsüyor. Ama geceleri Deniz’i gördüğünde ağlıyor. Çünkü artık inanıyor. Kehanet dolu rüyalar—vardır. Ve belki de o rüyalarda bizi uyarırlar. Ama değiştirmek—neredeyse imkânsızdır. Geriye kabul etmek kalır. Ve yaşamak… devam etmek…

Rate article
Lifequest
Oğlunu Yanına Aldı – Hepsi Sadece Bir Rüyaydı…