Gerçeklerle Yüzleşen Bir Akşam: Zamana Yetişemeyenler Hikayesi

“Hiçbir şeyi yetiştiremiyorsun işte!”: Bir akşam, Meryem’in gözlerini tüm gerçeğe açtı

— Levent’le Nilüfer bizi davet etti, — dedi Efe akşam yemeğinde, karısına bile bakmadan. — Yarın gidiyoruz.

— Belki bir şeyler pişirsem? Elmalı turta mesela? Boş elle gitmek ayıp olur, — diye önerdi Aslı.

— Gerek yok. Nilüfer çok iyi yemek yapar, — diyerek elini salladı kocası. — Şarap ve meyve yeterli.

Aslı başını salladı ama içi kaynadı. Evet, bir şef değildi belki, zamanı da yoktu—küçük oğlu, her şey onun üstündeydi. Ama yine de elinden geleni yapıyordu, yemek de hazırlıyor, temizlik de. Sadece bunu fark etmeye kimsenin ihtiyacı yoktu.

Nilüfer’i sadece bir kez görmüştü, bir iş yemeğinde, o da kısaca. Şimdi ise emirle gidiyorlardı, üstelik başkalarının eşlerinin daha iyi olduğuna dair imalarla.

Cumartesi akşamı Aslı giyindi, saçlarını yaptı—insanların arasına çıkmak güzeldi. Oğlunu anneanesine bırakıp yola koyuldular.

Nilüfer ve Levent’in evi gerçekten kusursuzdu. Her yer parlıyordu, rahat ve huzurluydu, tavuk ve taze poğaça kokusu geliyordu. Aslı gizlice etrafa baktı—onların da çocuğu vardı ama ne bir oyuncak, ne de yerde bir kırıntı vardı. Nilüfer ise sanki kuaförden yeni çıkmış gibi görünüyordu.

— Eviniz çok şirin! — diyerek nezaket gösterdi Aslı.

— Ve tertemiz, — diye ekledi Efe. — Bizim ev gibi değil. Aslı, işte örnek alınacak kadın bu!

Herkes güldü, Aslı hariç. Kalbine bir şey saplanmıştı. Gülümsemesini sildi ve dudaklarını sıktı. Hemen gitmek istedi ama nezaket izin vermedi.

Sofrada sohbet rahat ilerliyordu, ta ki Efe, Nilüfer’i övmeye başlayana kadar: yemekleri harika, mükemmel görünüyor, kocasının gömleklerini ütülüyor.

— İşte karı dediğin böyle olur! — diye haykırdı. — Keşke benim de böyle biri olsa!

— Ya ben? — dayanamadı Aslı.

— Yok canım, sen de fena değilsin… ama Nilüfer bir başka. Alınma.

Aslı kalkıp banyoya gitti. Kapıyı kilitledi ve ağladı. Karşılaştırıyordu. Aşağılıyordu. O ise her şeyi onun için yapıyordu.

Masaya döndüğünde her şey yolundaymış gibi yaptı.

Ama bu sefer Nilüfer araya girdi.

— Efe, eğer bu kadar beğeniyorsan beni, Levent’ten örnek alabilirsin. O, ben spor salonuna, güzellik uzmanına ya da alışverişe giderken oğlumuzla ilgileniyor. Sen ise Aslı’yı her şeyle tek başına bırakıp sonra şikayet ediyorsun.

Efe duraksadı, sonra şaka yapmaya çalıştı:

— Yani… herkes mükemmel olamaz.

— Aslı da mükemmel olabilirdi belki, eğer her şeyi tek başına yüklenmeseydi, — diye devam etti Nilüfer. — Belki biraz yardım etseydin, eviniz de düzenli olurdu, kendine de vakit ayırabilirdi.

— Bu ne, bana karşı mı birleştiniz? — diye öfkelendi Efe. — Sadece bir iltifat ettim!

— Hayır, karını aşağıladın. Sürekli. Nilüfer’e iltifat etmek, Aslı’yı küçük düşürmek için bahane değil, — diye sertçe konuştu Levent. — Onun ne hissettiğini anlamıyorsun bile.

— Aslı, söyle onlara! — diye döndü karısına Efe. — Anlat, her şey yolunda diye.

Ona baktı. Gülümsedi ama gözleri boştu.

— Hayır, Efe. Hiçbir şey yolunda değil. Beni sürekli aşağılıyorsun. Bıktım artık.

— Şimdi de bana karşı mısın?! — diye hışırdadı. — Hadi gidelim buradan. Rezillik bu.

— İstersen ara beni, — diye fısıldadı Nilüfer, Aslı vedalaşırken.

Taksici Efe bağırmaya başladı. Eve gelince devam etti. Bu sefer suçlamalarla: “Seni bana karşı kışkırttılar! Bizim aramızda sorun yoktu!”

Ama Aslı bağırmadı. Savunma yapmadı. Sadece ertesi sabah için hazırlanıyordu—boşanma davasını açacağı o ana.

Bir ay sonra çalışmaya başlamıştı. Oğlunu anaokuluna yazdırmışlardı. Derin bir nefes aldı. Daha iyi hissetmişti. Kimse onu başkalarıyla kıyaslamıyordu. Kimse suçlamıyordu. Artık evdeki sessizlikten korkmuyordu. Sessizlik boşluk değil, özgürlüktü.

Rate article
Lifequest
Gerçeklerle Yüzleşen Bir Akşam: Zamana Yetişemeyenler Hikayesi