Kazanç İçin Gitti, Eve Döndü, Bakın Ne Buldu!

Mehmet, Polonya’dan memleketi Konya’ya geç saatlerde döndü. Her zamanki gibi ilk iş annesinin evine uğradı. Hatice Hanım oğlunu sıkı sıkı sarıldı:

“Ne kadar zaman geçti a evladım! Çok özledim seni. Ee, iyi para kazandın mı?”

“Her zamanki gibi,” diye gülümsedi Mehmet. “Yol boyunca düşündüm: evim boş dururken neden kiracı olayım? Kredi çeksem de kendi evim olsun daha iyi.”

“Haklısın,” diye onayladı annesi. “Yaşın yirmi yedi oldu, artık yuva kurma vakti. Sonra çoluk çocuk… Başını sokacak bir damın olmazsa olmaz.”

İki ay sonra Mehmet yeni yapılan bir sitelerde tek odalı bir daire aldı, içini kendi zevkine göre döşedi. Anahtarları güvenlik için annesine bırakıp tekrar yurtdışına çalışmaya gitti.

Ama sınırı geçer geçmmez, Hatice Hanım anahtarları kızı Esra’ya verdi. Esra, Mehmet’ten birkaç yaş büyüktü, düzenli bir işi yoktu, sürekli borç içinde yaşar, zengin bir kocaya kapağı atmak hayaliyle gezerdi.

“Biraz otursun, para biriktirir, düzene girer,” diye düşündü annesi. “Ne zararı olur ki?”

Ama boşuna umutlanmıştı. Dört ay içinde Esra düzeleceğine borcunu daha da büyüttü. Taşınma vakti geldiğinde, kilitleri değiştirip Mehmet dahil kimsenin onu çıkaramayacağı hale getirdi.

Mehmet döndüğünde anahtar kapıyı açmayınca şok oldu.

“Bu nasıl iş?” diye mırıldandı ve doğru annesine gitti.

Hatice Hanım kekeledi, Esra’yı içeri aldığını ama kilitleri değiştirdiğini bilmediğini söyledi. Mehmet öfkeden köpürdü:

“İçeri alman bir şey, ama kilitleri mi değiştirecek? Peki, şimdi çıkmak istemiyor mu?”

“Bana gelsin dedim,” diye savundu annesi. “Ama kabul etmedi…”

Ertesi gün Mehmet polisi çağırdı. Kapıyı açtılar. Ablası hakkında şikâyetçi olmadı ama aralarındaki konuşma sert geçti.

“Annemde kalırdın,” diye soğukkanlılıkla çıkıştı Esra. “Zaten sen yine gideceksin. Benim de bir hayatım var.”

“Bunu yapmak için ev almadım,” diye kesip attı Mehmet. “Sevgililerini kira evine götür. Kendi işine gir, borçlarını kapat.”

“Sen karışma! Önce sen evlen de öyle akıl ver!”

Eşyalarını toplayıp gitti Esra. Kardeşlerinde iletişim koptu. Mehmet üzülmedi, çünkü Esra’nın aileden tek istediğinin para olduğunu çoktan anlamıştı.

Aylar geçti. Hatice Hanım’ın bir bahçesi vardı. Mehmet izinliyken annesine yardım etmeye gitti ve orada Esra ile karşılaştı.

“Merhaba kardeşçiğim,” diye alaycı bir gülüşle Esra. “Vicdanın mı sızladı, patates mi eşeleyeceksin?”

“Söyle bakalım, sen niye geldin? Yine para mı lazım?”

“Anne bana daire aldı,” diye hiç utanmadan açıkladı Esra. “Emeğimin karşılığı.”

“Ne? Hangi daire?”

“Yeni sitelerde iki odalı. Mobilyalı. Kredili. Anne kendi üzerine yaptırdı.”

Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu. Yurtdışında inşaatta ter döküşünü, birikimlerini hatırladı… Esra’ya ise altın tepside sunulmuştu.

Hiçbir şey söylemedi. Bahçe işlerini bitirip gitti ama yüreği burun buruna kalmıştı.

Bir hafta sonra Esra ona yazdı. Balkon kapısı bozulmuştu, tamir etmesini istedi. Mehmet kabul etti; merak etmişti bu “sarayı” görmeyi. Daire sıradan bir yerdi, kendisininkinden farksızdı.

“Menteşesi çıkmış,” diye değerlendirdi Mehmet. “Parça sipariş etmek lazım.”

“Sen et. Anneden al paranı,” diye umursamazca savurdu Esra.

“Dalga mı geçiyorsun? Anne sana daire aldı, döşedi, sen ufacık bir parayı bile vermeyecek misin?”

“Kıskanıyorsun işte. Anne beni daha çok seviyor. Tamam, çıkabilirsin!”

Mehmet tek kelime etmeden çıktı. Aynı gün numarasını engelledi. Artık ne aramalarını ne de yüzünü görmek istiyordu.

“İçlerinden nasıl geliyorsa öyle yaşasınlar,” diye karar verdi. “Ben yerimi biliyorum. Bir daha kimseye anahtar emanet etmeyeceğim.”

Hayat bazen insana en yakınlarının bile güvenilmeyeceğini öğretir. Kendi ayaklarının üstünde durmayanlar, başkalarının iyiliğini istismar etmekten çekinmez. İnsan, elindekilerin kıymetini bilmeli ve hak etmeyenlere fırsat vermemeli.

Rate article
Lifequest
Kazanç İçin Gitti, Eve Döndü, Bakın Ne Buldu!