Meşe Ağacının Altında Bulundular: İki Çocuğun Evlat Edinilme Hikayesi

Bir Meşe Ağacının Altında: İki Çocuğun Evlat Oluşu

“Artık iki yeni çocuğumuz var. Onları ormanda, yaşlı bir meşenin altında buldum. Onları kendi evlatlarımız gibi büyüteceğiz,” dedi Emre’nin sesi boğuk ve derinden geliyordu, sanki suyun altından konuşuyor gibiydi.

Leyla ocak başında donup kaldı. Tencereden fışkıran buhar camları buğulandırıyordu. Buğulu camın ardında, kollarında iki küçük yumak taşıyan bir siluet gördü.

“Ne dedin sen?” diye sordu, yavaşça fincanı masaya bırakarak. “Hangi çocuklar?”

Kapı ani bir hareketle açıldı. Emre mutfağa girdi, dağınık saçları ve ceketinin üzeri çam iğneleriyle kaplıydı. Kollarında eski bir yün battaniyeye sarılı iki erkek çocuğu vardı. Biri yıpranmış bir peluş tavşanı sıkıca tutuyordu, diğeri ise uyuyordu.

“Meşenin altında oturuyorlardı, sanki birilerini bekliyorlardı,” diye fısıldadı Emre, sandalyeye çökerken. “Etrafta kimsecikler yoktu. Sadece bataklığa doğru uzanan yetişkin ayak izleri…”

Leyla yaklaştı. Çocuklardan biri gözlerini açtı—kara ve duru. Alnı sıcaktı, ama bakışları bilinçliydi.

“Ne yaptın sen, Emre?” diye fısıldadı.

Yatak odasından hışırtı sesi geldi. Altı yaşındaki kızları Elif, gözlerini ovuşturarak koridora çıktı. “Anne, bunlar da kim?”

“Bunlar…” Leyla duraksadı.

“Bunlar Doruk ve Efe,” dedi Emre kararlı bir sesle. “Artık bizimle yaşayacaklar.”

Elif yavaşça yaklaştı, boynunu uzatarak. “Onlara sarılabilir miyim?”

Leyla başını salladı. Sözleri boğazında düğümlenmişti.

Günler, durmaksızın akan bir bakım nehrine dönüştü. Çocuklar Elif’ten küçüktü—üç-dört yaşlarında. Yüksek seslerden korkuyor, et yemiyorlardı. Efe sobanın arkasına saklanıyor, Doruk ise uykusunda ağlıyordu.

“Yetkili kurumlara haber vermelisiniz,” dedi hemşire Aylin Hanım, çocukları muayene ettikten sonra. “Belki birileri onları arıyordur.”

“Kimse onları aramıyor,” dedi Emre sertçe. “İzler bataklığa gidiyordu. Bilmemiz gereken tek şey bu.”

“İnsanlar dedikodu yapıyor, Emre. Neden daha fazla ağza ekmek veresin ki? Zaten senin…” Gözleri Leyla’ya kaydı.

“Yeter,” dedi Leyla’nın sesi bir bıçak gibi keskin. “Zaten neyimiz var?”

“Deniz kenarında yaşamıyorsunuz,” diye mırıldandı Aylin, başını çevirerek.

Geceleri Leyla pencerenin önünde dururdu. Karanlıkta çam ağaçlarının tepeleri dalgalanıyordu. Çocuk odasında üçü birden uyuyordu: Elif, iki çocuğu kollarına almış, onları koruyor gibiydi.

“Uyumadın mı?” Emre karısını arkadan kucakladı.

“Aklıma geliyor,” dedi Leyla.

Ne demek istediğini anladı. Dört yıl önce, ormanın kenarındaki bu eve taşındıklarında bir çocuklarını kaybetmişlerdi. Sessizce, neredeyse hiç fark edilmeden. Daha fazla çocukları olmamıştı.

“Eğer sen onları alıp getirebildiysen,” dedi Leyla kocasına dönerek, “benim onları bırakmaya hakkım yok.”

Emre cevap vermedi. Gözlerini ormana dikti, yeni hikâyelerinin başladığı o meşenin olduğu yere.

Bir hafta sonra çocuklar saklanmayı bıraktı. Doruk, Elif’e kumdan kurabiyeler yapmayı öğretti. Efe ise komşunun köpeğini sevmeye başladı.

“Tıpkı sizinkilere benziyorlar,” diye güldü komşu kadın. “Özellikle şu çenesi gamzeli olan. Senin aynın.”

Emre sessiz kaldı. Ama akşam çocukların yanına oturdu ve onlara bir masal anlatmaya başladı. Sesi ormandaki bir dere gibi huzur vericiydi.

Ev daha gürültülü, daha yoğun, ama aynı zamanda daha canlı hale geldi.

Altı yıl geçti. Sonbahar ormanı yeniden renklendirdi. Evi yabani asmalar sardı, bahçede bir iğde ağacı büyüdü.

“Yine alay ediyorlar,” dedi Doruk çantasını fırlatarak. “Bize ‘gerçek değilsiniz’ diyorlar.”

“Burun mu attın?” diye döndü Elif.

“Efecik attı. Sonra akşama kadar ağacın altında oturdu.”

Emre içeri girdi, yağmurdan ıslanmış ceketini silkeledi. “Yine mi kavga ettin?”

“Can Yılmaz’ı dövdüm,” diye başını salladı Doruk. “Soyadımız yokmuş dedi.”

Emre sessiz kaldı. Her sabah çocukları ormandan geçirerek okula götürüyordu. Kışın karların içinden arabayı itiyorlar, baharda çamurda takılıp kalıyorlardı.

“Okul sizi güçlendirir,” dedi sessizce.

“Bu güçlenme değil, eziyet,” dedi Leyla ortaya çıkarak. “Bunu izlemek beni yaralıyor.”

Efe en son girdi, kollarında morluklarla.

“Bir daha yapmayacağım,” diye fısıldadı.

“Yapacaksın,” dedi Emre elini onun başına koyarak. “Eğer birisi sana zarar verirse, kendini koru.”

Akşam ormana gittiler. Yağmur altında, bildikleri patikalarda.

“Ağaç kesiğindeki halkaları görüyor musun?” dedi Emre işaret ederek. “Her yıl bir tane. Ve kabuk korur. Kabuk olmadan ağaç ölür.”

“Ben kabuk muyum?” diye sordu Efe.

“Hepimiz kabuğuz. Ve kökleriz. Birbirimizi tutuyoruz.”

Evde Leyla, Elif’in saçlarını tarıyordu.

“Anne, onları hemen sevdin mi?”

“Hayır. Önce korktum. Sonra endişelendim. Ama sonra anladım: Onlar hep bizimErtesi sabah güneş doğarken, ağaçların arasından süzülen ışık, bu garip ama birbirine sıkı sıkıya bağlı ailenin yüzlerini aydınlattı ve kimsenin anlatamayacağı bir hikâyenin sadece başlangıcı olduklarını fısıldadı.

Rate article
Lifequest
Meşe Ağacının Altında Bulundular: İki Çocuğun Evlat Edinilme Hikayesi