Zor Anımda Yanımda Olmayan Kardeşimle Bağlarımız Koptu

— Merhaba, Zeynep!— dedi Neşe, telefonu açarak neşeli bir sesle. “Bu hafta sonu size gelebilir miyiz? Uyar mı?”

— Merhaba…— cevap buz gibiydi. “Hayır, uymaz.”

— Nasıl yani?— şaşkınlıkla mırıldandı Neşe.

— Aynen öyle,— diye kısa kesti Zeynep.

— Bana kızgın mısın? Anlamıyorum…

— Hâlâ soruyor musun? Yaptıklarından sonra seni tanımak bile istemiyorum!— diye bağırdı Zeynep öfkeyle.

— Ne yaptım ki? Neden bahsediyorsun?

Kardeşler, Konya’nın bir köyünde büyümüştü. Zeynep, büyük kardeş, okuldan sonra köyde kalmış, teknik lise bitirip muhasebeci olmuştu. Yerel iş adamı Murat’la evlenip bir ev yaptırmış, oğlu Emir’i dünyaya getirmiş ve aile işine yardım ediyordu.

Küçük kardeş Neşe ise hep şehir hayalini kurmuştu. Üniversite için Ankara’ya gitti, orada kaldı, bir market zincirinde satış temsilcisi oldu. Fabrika işçisi Ercan’la evlenip kiralık bir iki odalıda yaşadılar. Tam iki yıl sonra kızları Elif doğdu.

Mesafeye rağmen kardeşler iletişimini sürdürdü. Elif bir yaşına gelince, Neşe sık sık Zeynep’in yanına gitmeye başladı. Temiz hava çocuğa iyi geliyordu, üstelik ablasının desteği de fena olmazdı. Bazen bir hafta sonu, bazen de bir ay boyunca kalıyordu.

Zeynep her seferinde onları sevinçle karşılardı. Ev genişti, Elif de sessiz, uslu bir kızdı. Zamanla Neşe, kızını ablasında bırakmaya başladı—önce birkaç gün, sonra bir hafta, yazın ise tam bir ay. “Ercan’la biraz vakit geçirmek istiyoruz,” diyordu. Zeynep itiraz etmedi. Evden çalışıyordu ve rahatsız olsa da yardım ediyordu.

Neşe ise bu misafirperverliğin karşılığını vermiyordu. Küçük dairesinde Zeynep’in ailesine yer yoktu, şehre geldiklerinde otel tutuyorlardı. Neşe ise her zaman vakit bile ayıramıyordu. Ya kuaföre gitmişti, ya da meşguldü. Bazen sadece bir saat uğruyorlardı—o kadar.

Ama Zeynep bunu düşünmemeye çalışıyordu. Önemli olan çocukların anlaşmasıydı. Kardeşi mükemmel olmasa da, sonuçta kan bağı vardı.

Emir büyüdü, üniversiteye başvuracaktı. Ailesi eğitim masraflarını karşılamaya hazırdı. Fakat başvuru gününden bir gün önce Zeynep ağır hasta oldu—yüksek ateş, halsizlik. Murat oğlunu şehre götüreceğini söyledi ama işi yüzünden yardım edemeyecekti.

Zeynep son çare olarak kardeşini aradı:

— Neşeciğim,— diye fısıldadı zayıf bir sesle. “Yarın Emir’e şehirde yardım edebilir misin? Başvuru için onu alır, üniversiteye götürür müsün? Gece de sizde kalabilir mi? Murat sabah alır…”

Uzun bir sessizlik oldu.

— Üzgünüm, hiç uygun değil,— dedi Neşe.

— Niye ya?— Zeynep kulaklarına inanamıyordu.

— Kuaför randevum var, sonra Elif’le alışverişe çıkacağız—kamp için eşya almalıyız.

— Neşe, senden hiçbir şey istemedim. Sadece bir gün…

— Gerçekten yapamam,— diye kesip attı.

— Peki gece kalmasına? Yerde bile yatabilir!

— Zeynep, o artık büyük bir delikanlı. Nereye koyacağım? Odama mı? Elif’in yanına mı? İkisi de ergen, garip olur. Mutfağımız zaten küçük—bilirsin…

Zeynep burnunun direği sızladı. Yıllarca kardeşine bir kez bile “hayır” dememişti. Hep ağırlamış, yardım etmiş, yedirip içirmişti. Karşılığında bu mu?

— Tamam. Anladım,— dedi sessizce.

Sonunda yardım, Murat’ın pek görüşmediği uzaktan kuzeni Mehmet’ten geldi. Emir’i götürdü, belgelerde yardımcı oldu, hatta evinde ağırlayıp şehri gezdirdi.

Emir üniversiteyi kazandı. Ailesi ona ev tuttEmir üniversiteyi bitirip iyi bir iş buldu, ama Zeynep’in kalbindeki kırgınlık hiçbir zaman tam olarak iyileşmedi.

Rate article
Lifequest
Zor Anımda Yanımda Olmayan Kardeşimle Bağlarımız Koptu