Kayınvalide ve Damat Müttefik Olunca

“Nereler onlar?” diye endişeyle fısıldadı Ayşe, önce mutfağa, sonra salona baktı. Ev bomboştu. Alışılmadık bir sessizlik vardı, tüyleri ürperten cinsten.

Sabahın ilk saatlerinden beri her şey dayanılmazdı. Annesi—sert, inatçı, keskin bakışlı ve bitmek bilmeyen eleştirilerle dolu. Kocası ise içine kapanık, sinirli, en ufak ricaya kulak tıkamış. Annesiyle birlikte yaşamayı “sadece bir haftalığına” kabul etmişlerdi. Bir hafta geçti, sonra bir diğeri… Şimdi üçüncü haftaydı.

“Anne! Mehmet!” diye seslendi yüksek sesle. Cevap yoktu. Kalbi hızla çarptı.

Hemen montunu giyip garaja koştu. Kocası genellikle orada saklanırdı—eski mobilyaları tamir ederek günlük hayatın sıkıntılarından kaçardı. Kapı aralıktı ve içeriden konuşma sesleri geliyordu.

“Yüzeyi doğru şekilde zımparalarsan, cilâ pürüzsüz tutar,” diyordu annesi. Ses tonu yumuşak, neredeyse şefkatliydi.

“İlk katı biraz inceltiyorum ben,” diye cevap verdi Mehmet. “Böylece ahşap daha iyi emiyor.”

Ayşe kapının eşiğinde donup kaldı, sanki bu kırılgan uyumu bozmaktan korkuyormuş gibi. Önünde neredeyse imkânsız bir sahne vardı: sürekli tartışan annesi ve kocası, bir masanın etrafında oturmuş, birlikte eski bir ayna çerçevesini restore ediyorlardı. Annesinin dizinde lekeli bir önlük, Mehmet’in elinde ise zımpara kâğıdı ve fırça vardı.

“Bunu görmeliydim,” diye mırıldandı Ayşe ve sessizce bir köşeye oturup izlemeye başladı.

Birkaç hafta önce, annesinin taşınması konusunda ısrar etmişti. Babasının vefatından sonra kaldığı huzurevinde tadilat başlamıştı. Geçici bir süre için yer değiştireceklerdi. Ama annesi kesin bir dille, “Kızımın yanına giderim. Hem yardım ederim, hem de yük olmam,” demişti.

Mehmet hiç memnun değildi. Zaten kayınvalidesiyle arasının iyi olmadığını saklamıyordu. Çok farklıydılar. O—otoriter, talepkâr, tavizsiz bir karakterdi. Mehmet ise sakin görünümlü ama kin tutan biriydi.

İlk günden itibaren küçük çatışmalar başlamıştı: çatal-bıçakları yanlış yere koymuştu, gömlekleri ütülerken özen göstermemişti, kapıyı sertçe çarpmıştı. Akşamları Ayşe, ikisinin de sessiz öfkelerini dinlemek zorunda kalıyordu. Aynı evde iki güçlü, inatçı, sözünün geçmesine alışkın insan…

Evliliğinin dayanamayacağından korkuyordu.

Ama şimdi, bu ikisi aynı masada oturuyordu. Meğer annesi gençliğinde bir mobilya fabrikasında çalışmış. Mehmet ise kendini yetiştirmiş bir restoratördü, hep bir profesyonelle tanışmayı hayal etmiş.

“Eliniz çok hünerli,” dedi Mehmet. “Her usta böyle ince iş çıkaramaz.”

“Senin de yeteneğin varmış,” diye karşılık verdi annesi. “Sezgin kuvvetli.”

Sonra birlikte çay demlediler, eski bir dolaptan reçel kavanozunu çıkardılar. Ayşe dayanamayıp araya girdi:

“Annemi mi değiştirdiniz?”

Annesi hafifçe güldü:

“Daha önce konuşacak ortak bir şey bulamadık. Şimdi bir işimiz var. Ben onun beceriksiz olduğunu sanıyordum. Meğer ne güzel iş yapıyormuş!”

Mehmet de güldü:

“Ben de sizin benden nefret ettiğinizi düşünmüştüm.”

“Anlamsızlıktan nefret ederim. Sen ise anlayışlı çıktın.”

Ayşe onlara bakakaldı. Sonra yüzünde bir gülümseme belirdi.

Gece yatak odasına döndüklerinde, Mehmet’in fısıldadığını duydu:

“Annemiz burada olduğu için teşekkür ederim. Ortak bir dil bulabileceğimizi hiç düşünmemiştim.”

Ertesi sabah annesi kesin bir ifadeyle açıkladı:

“Kararımı verdim. Huzurevine dönmeyeceğim. Burada kalacağım. Size bir atölye açmanızda yardım edeceğim.”

Ayşe itiraz etmedi. Birbirlerinin yüzüne bakmakta bile zorlanan iki insan, anlamaya, takdir etmeye ve yardımlaşmaya başladıysa, bu bir felaket değil, bir mucizeydi.

Belki de bu evde huzur yeniden sağlanacaktı. Hatta belki, sıcaklık bile…

Rate article
Lifequest
Kayınvalide ve Damat Müttefik Olunca