Emine başka bir şehre kızını görmeye gelmişti. Ayşe, annesini usulüne uygun, ama fazla sıcaklık göstermeden karşıladı. Emine, yalnızlıktan ve ebeveynleriyle gergin ilişkilerden yorulmuş, birkaç gün daha kalmaya karar verdi. Akşam yemeğinde, kızı aniden sordu:
“Anne, ne zaman eve dönmeyi düşünüyorsun?”
“Birkaç gün daha kalmak istiyordum,” diye tereddütle cevap verdi Emine.
“Bence vaktin geldi,” dedi Ayşe, kararlı bir şekilde.
“Demek şimdi öz annem bile yük oluyor,” diye homurdandı Emine içerleyerek.
“Anne, yaptıklarından sonra seni görmek istemiyorum,” diye çıkıştı Ayşe beklenmedik bir anda.
“Ne? Ne yaptım ki ben?” Emine şaşkınlıkla donup kaldı.
Ama Ayşe çok iyi biliyordu.
Henüz yedi yaşındayken, ailesi boşanmıştı. O günden sonra büyükannesi ve dedesiyle yaşamış, onlar ailesi olmuştu. Annesi ise… annesi başka bir hayat seçmişti — erkekler, talipler, yeni aşklar. Küçük kız, boşanmadan ve dedesinin yaşlılığında çalışıp büyükannesinin sürekli ocak başında olmasından dolayı hep suçlu hissetmişti. Emine’nin her şey yolunda giderken bir telefon açtığı, hatta bazen pasta getirdiği olurdu. Ama işler kötü gidince odasına kapanır, herkese bağırır ve ortadan kaybolurdu.
Hayatında pek çok erkek olmuştu, ama biri — Murat — bardağı taşıran son damlaydı. Kaygan, kendini beğenmiş, itici biriydi. Emine, onu ailesinin evine taşımaya kalktığında, kızına bir seçenek sunmuşlardı: ya o, ya aile. Emine, Murat’ı seçti.
“Artık annen şehrin öbür ucunda yaşıyor,” demişti büyükanne, on üç yaşındaki Ayşe’ye kısaca.
“Ya ben?”
“Sen bizimle kalıyorsun. Endişelenme yavrum, halledeceğiz.”
Ama Ayşe biliyordu: annesi onu terk etmişti.
İlk zamanlar hiç görünmedi Emine. Sonra mutfağa uğrar, turşu kavanozlarını alır ve yine kaybolurdu. Kız büyüyordu, ama kimseyle konuşacak biri yoktu. İlk aşk, ilk gözyaşları — büyükanne anlamazdı, dede sessizdi. Peki ya anne… o yeni bir hayat yaşıyordu ta ki Murat onu terk edene kadar. Kırık dökük geri döndü, ve kızını kucaklamak yerine odasında kendi başına ağladı. Hatta yeni bir erkek, Ahmet, bulduğunda bile aynı şeyler tekrarlandı. Adam sıkıcı, işe yaramaz ve küstah biri çıktı. Emine’nin ailesinin evine yerleşti, hiçbir işe yardım etmiyor, hatta evin yükünü tek başına çeken dededen bile kaçıyordu.
Ayşe giderek uzaklaştı. Başka bir şehirde üniversiteye girdi, ailesini nadiren ziyaret etti. Annesi erkek değiştirmeye, yeni bir hayattan bahsetmeye ve kızının arkasından planlar yapmaya devam etti. Sonra Ayşe öğrendi ki, babasının tarafından büyükannesi ona bir daire bırakmıştı. Beklenmedik ama kesin bir karardı. Her şeyi üstüne yaptı ve tereddüt etmeden taşındı.
Emine bunu tesadüfen öğrendi. Hemen atıldı:
“Harika! Ben de yanına taşınırım, tadilata yardım ederim, büyük şehirde iyi bir iş de bulurum.”
“Benden izin almıyorsun bile,” dedi Ayşe sakin bir sesle. “Seninle yaşamayacağım.”
“Nankörlük bu! Ben olmasaydım sen var olamazdın bile!” diye öfkelendi Emine.
Ama Ayşe sessiz kaldı. Küçük, yalnız, terk edilmiş halini hatırladı. Annesi o zaman gitmişti — artık ona ihtiyacı yoktu.
Emine gücendi ama denemekten vazgeçmedi. Aradı, “sadece bir günlüğüne” geldi, bir hafta kaldı. Ayşe dayandı, ta ki bir gün şunu söyleyene kadar:
“Anne, artık gitmelisin. Kendi hayatım var. Büyükanneme ve dedeme yardım etsen daha iyi edersin.”
“Yolun mu kesiyorum?” dedi Emine alaycı bir tonla. “Tabii. Büyürken ihtiyacın vardı, şimdi sadece engel oluyorum.”
“Hayır anne. Sen, o erkeği seçip beni bıraktığında kararını vermiştin. Ben büyüdüm. Kimseye bağımlı olmamayı öğrettiğin için teşekkürler.”
Emine gitti. Anne babasına şikayet etti, onlar anlayış gösterdi ama torunlarını da anlıyorlardı. Ayşe geceleri ağlarken onlar yanındaydı. Peki ya anne… O kendi kendini uzaklaştırmıştı. Yeni bir talibi çıktı — Mehmet. Ciddi, görünüşte düzgün biriydi. Kızıyla tanıştırmak istedi.
“Gelin,” dedi Ayşe.
Onları kibarca karşıladı. Mehmet’le konuştu, diğerlerinden farksız olduğunu anladı. Dört ay sonra araları bozuldu. Emine yine taşınma konusunu açtı. Ve yine ret cevabını aldı.
“Bu konuyu bir daha açma,” dedi Ayşe. “Ne evimde ne hayatımda sana yer yok.”
Ve böylece iletişimleri kesildi.
Ayşe şimdi kendi evinde yaşıyor. Tadilatı arkadaşlarıyla yaptı. Çalışıyor, kendi hayatını kuruyor. Drama yok, kırgınlık yok, anne yok.
Çünkü sana hayat veren herkes, o hayatta kalamaz.




