Her Şey Yerli Yerine Oturduğunda: Meryem Kendini Seçiyor
“Anne, bugün biraz geç kalacağım, Zeynep’in doğum günü. Arkadaşlarla sinemaya gidiyoruz,” dedi Emre, Meryem’in yanağına bir öpücük kondurup banyoya koştu. Kapının ardından mutlu bir şarkı mırıldanışı ve su sesi duyuldu.
Meryem pencerenin önünde durmuş, hayatın yanı başında yeniden çağıltısını dinliyordu. Emre mutluydu. Hafif. Özgür. Onun hiçbir zaman olamadığı gibi…
Bir zamanlar, on sekizinde, o da basit mutluluklara inanırdı. Mehmet hayallerindeki adam gibi gelmişti ona: cesur, yakışıklı, özgüvenli. Âşık olmuşlar, evlenmişler, yeni bir başlangıç yapmışlardı. Ama birkaç yıl sonra Meryem anlamıştı ki hayatı yalnızca ev işleri, sessizlik ve yalnızlıktan ibaretti.
Mehmet giderek daha sık “iş” nedeniyle geç geliyor, suratı asık ve uzak duruyordu. Sonra o bebek maması kutusu çıkmıştı çantasından. Ve bezler. Bunlar, bir kanıt gibi, hafızasına kazınmıştı.
“Bu… sandığın gibi değil,” diye mırıldanmıştı o gün.
“Öyleyse ne, Mehmet? Ne bu?!” diye bağırmıştı Meryem, kutuya son bir gerçeklik ipucu gibi yapışarak.
Ondan sonra her şey yıkılmıştı. Zor olmuştu ama dayanmıştı. Emre’yi tek başına büyütmüştü. Desteksiz. Sadece kaynanası yanında durmuştu, ona yardım etmişti.
Emre büyümüş, akıllı, iyi kalpli, olgun bir genç olmuştu. Onunla gurur duyuyordu. Ama bazen… Boşluk hissi geri dönüyordu. Şimdi olduğu gibi…
Koltuğa oturdu, telefonunu eline aldı ve bir bildirim gördü: “Murat size arkadaşlık isteği gönderdi.” Murat… Lisedeki flörtü. Bir zamanlar okul kapısında papatyalarla onu bekleyen çocuk. Onun gülüşünü hâlâ hatırladığını bilmiyordu bile. Ama kalbi ansızın sıkıştı.
“Ayşe, inanmayacaksın,” diye atıldı hemen en yakın arkadaşını arayarak. “Murat, hani şu 10-C’nin Murat’ı, beni Facebook’ta bulmuş!”
“Ciddi misin? Sana deli gibi âşık olan oğlan mı? Mehmet onu her gördüğünde çenesi titrerdi. Kabul et! Şimdi iyi bir işi var diyorlar, yakın zamanda boşanmış üstelik.”
Kabul etti. Ve her şey başladı. Mesajlar. Şakalar. Ortak anılar. Yanaklarını kızartan tatlı bir flört… Murat ilgili, kibar, samimiydi. Yeniden canlandığını hissediyordu.
“Emre, seni biriyle tanıştırmak istiyorum,” dedi bir gün oğluna.
“Murat’la mı?” diye gülümsedi Emre. “Anne, her şeyi görüyorum. Ve senin adına seviniyorum.”
Meryem’in içi ışıl ışıl olmuştu. Uzun zamandır ilk kez. Ama bu uzun sürmedi. Murat daha seyrek yazmaya başladı. Sonra soğuk. Ardından boğazında bir yumru bırakan bir mesaj geldi:
“Meryem, üzgünüm. Başka biri var. Sen o zaman Mehmet’i seçmiştin, bu çok acıtmıştı. Şimdi nasıl bir his olduğunu anlıyorsun.”
Şaşkınlıkla ekrana bakakaldı. Elli yaşını geçmiş bir adam… ve böyle bir kindarlık? Bütün bunlar bir oyun muydu? Gençlik kırgınlığının intikamı mı?
“Ne adammış be,” diye iç çekti Ayşe olayı duyunca. “Yaz ona! Onurlu bir şekilde.”
Birlikte ironi dolu, ölçülü, güçlü bir mesaj yazdılar:
“Sevgili Murat! Çok teşekkür ederim! Son ne zaman bu kadar güldüğümü, flört ettiğimi, kadın gibi hissettiğimi hatırlamıyorum. Bana gençliğimi geri verdin. Sanki yirmi yıl birden silinmiş gibi. Umarım seçtiğin kişi senin bu sanatçı kişiliğini takdir eder. Bol şans. Öpüyorum (platonik olarak). Meryem.”
Cevap anında geldi: kırgınlık, suçlamalar ve sızlanmalar… Ama Meryem artık gülüyordu. İlk kez… gerçekten.
Bir hafta sonra marketin önünde sarışın bir kadın onu durdurdu:
“Sen misin? Benim aşkımı mahveden? Murat’la aramızı bozan senmişsin!”
Meryem dondu kaldı, sonra kendine bile şaşırarak gülümsedi:
“Yanlış adrestesiniz. Asıl ayrılıkçı olan Perihan. Orman Sokak, No: 15. O hem kocamı aldı, hem de Murat’a uzandı. Uzman yani.”
Kadın şaşkınlıkla donakaldı, Meryem ise gülmemek için kendini zorlayarak eve doğru yürüdü.
Güneş yüzünde geziniyordu. Ve birden fark etti: mutluydu. Erkekler olmadan. Dramasız. Kanıt aramadan.
Telefonuna bir mesaj geldi, Emre’den:
“Anne, Zeynep’le birlikte yaşamaya karar verdik. Bakalım, nasıl gidecek.”
Meryem gülümsedi. İşte gerçek mutluluk buydu: çocuğunun doğru seçimler yaptığını görmek.
Peki ya o?.. O nihayet kendini seçmişti…




