Dairede Yalnızlığın Özgürlüğü

Evinin Anahtarı Yalnızca Ayşe’nin Elinde

Ayşe bulaşıkları yıkarken kapı çaldı. Kapıda, gök gürültüsü gibi ansızın beliren kaynanası duruyordu.

“Merhaba, Ayşecim,” diyerek yapmacık bir şefkatle konuştu Neriman Hanım. “Sizi özlemiştim, bir uğrayayım dedim.”

Ayşe onu mutfağa davet etti, çaydanlığı ocağa koydu ve seslendi:

“Mehmet, annen geldi!”

Birkaç dakika sonra hep birlikte masadaydılar. Kaynanası çayındaki şekeri karıştırırken, gelinine öyle bir bakış attı ki Ayşe bu bakışın arkasındaki numarayı anlamakta gecikmedi.

“Biliyor musun, Mehmet,” diye söze başladı Neriman Hanım, “Serkan, Esra’ya evlenmeden önce birlikte yaşamayı teklif etmiş! Düşünebiliyor musun?”

“Vay haline Serkan’ın,” diye güldü Mehmet. “Bizim Esra ona rahat vermez. Huzur yüzü görmez o!”

“Yanılıyorsun!” diye atıldı kaynana gururla. “Esra öyle mi! O terbiyeli, akıllı bir kız, bazıları gibi değil…”

Ayşe bu bakışı yakaladı. Taş yine ona doğru fırlatılmıştı. Yine duymazdan geldi.

“Peki Serkan’ın bir şey daha yaptığını biliyor musun?” diye parmağını kaldırdı Neriman Hanım. “Ona ev alacakmış! Düşünsene! Nikâh hediyesi olarak! İşte gerçek erkek!”

Mehmet suratını ekşitti.

“Görelim bakalım nasıl bir ev alacakmış. Tapuyu görmeden inanmam ben.”

“İşte doğru seçim budur!” diye diretmedi Neriman. “Senin hanımının evi var ama senin adına bir karış bile yok.”

Ayşe odadan çıktı. Yüreği sıkıştı. Yine aynı şarkı: “yarısını devret”, “adalet nerede”, “ailece paylaşın”. Bir yıldır evliydiler ve Neriman Hanım, damadına Ayşe’nin evinden bir pay koparmak için uğraşıp duruyordu.

Mehmet de baskı yapmaya başlamıştı: “İnsanlar bana gülüyor, evi olmayan adama bak,” diyordu. Arabayı o almış, tadilatı o yaptırmış, mobilyaları o seçmişti—ama her şey “başkasının” malıydı.

“Seni kimse kandırmadı, Mehmet,” diye cevap verdi Ayşe. “Sen benimle evlendin, evimle değil. Yoksa öyle mi?”

Susardı. Ta ki annesi tekrar gelene kadar.

Mehmet’in otoriter halası ziyarete geldiğinde, bu kez o masallar anlatmaya başladı:

“Evet, evi aldık. Parasının çoğunu ben ödedim,” diye atıldı kendinden emin.

Ayşe’nin boğazına çay kaçtı. Yalanlar sel olup akıyordu. Sustu. Onun için değil, kendisi için.

Sonra arkadaşı Murat geldi. Mehmet yine kabarmıştı:

“Buyur, burası bizim ev sayılır! Ayşe’yle birlikte aldık!”

“Aferin!” diye hayranlıkla cevap verdi Murat. “Evlenmişsin, ev almışsın. Bir de araban var, harika!”

Ayşe bakakaldı. Tanıştıkları o dürüst, samimi delikanlı neredeydi şimdi?

Eşyalarını toplayıp ailesinin yanına gitti.

“Anne, artık dayanamıyorum. Kendimi eş gibi değil, bir yatırım gibi hissediyorum. O bana değil, evime evlendi…”

“Düşün kızım. Ama o evden kimseye bir santim verme, anlıyorsun değil mi? Asla!”

Ayşe geri döndü. Kısa süre sonra kaynanası yine çıkageldi. Habersiz, perişan, gözlerinde yaşlarla.

“Mehmet, felaket! Esra’yı Serkan terk etti. Düğün yok artık. Üstelik Esra kredi çekmiş; araba, elbiseler, telefon…”

“Bize ne bundan?” diye şaşırdı Mehmet.

“Yardım etmeliyiz. Ayşe evin yarısını sana devretsin. Bankaya ipotek eder, borcu öderiz. Sonra geri alırız!”

Ayşe donakaldı. Ama hemen kendini topladı.

“Hayatta olmaz! Bu evi ailem bana hediye etti. Bir gramını bile vermem!”

“Taş kalpli!” diye bağırdı Neriman.

Ayşe odasına çekildi, ama kapının arkasındaki fısıltıları duydu:

“Elimden geleni yaptım oğlum. Ama o kesin reddetti…”

“Başka bir yol bulmaya çalışacağım,” diye karşılık verdi Mehmet sinirle.

Ayşe kapıyı hızla açtı:

“Bulun! Başka bir numara bulun! Ama şunu bilin ki bu evden size bir köşe bile yok. Kendi paranızla almak istiyorsanız, herkes gibi çalışın!”

Ertesi gün Mehmet, annesinin yanına taşındı.

Ayşe boşanma davası açtı. Geç anlamıştı, ama geç olsun, onlara bir şey vermemekten iyiydi. Çünkü açgözlülüklerinin sonu yoktu. Onurun ise bir taneydi.

Rate article
Lifequest
Dairede Yalnızlığın Özgürlüğü