O, Kalmak İçin Geldi
Murat Demir, çok uzun bir süre sonra ilk kez birine misafirliğe gidiyordu. Gittiği kadın, son zamanlarda zihnini giderek daha çok meşgul ediyordu. Oysa kendine bir zamanlar söz vermişti: artık aile yok, aşk yok, evlilik yok, acı yok.
Eşinden boşandıktan sonra hayatı altüst olmuştu. Eşi, üç yaşındaki oğlunu alıp başka bir şehre taşınmıştı. Murat mücadele etmişti. Ona fısıldanan ihanet söylentilerine inanmak istememişti. Ta ki gözlerinin içine bakarak, “Seninle hiç hissetmediğim aşkı, duyguları onunla yaşıyorum,” deyip gitmesine kadar…
Murat onu durdurmamıştı. Ama oğlu olmadan yaşayamazdı. Oğlunu doğduğu günden beri tek başına büyütmüştü—geceleri kalkıp biberonla beslemiş, bezlerini yıkamış, yürümeyi öğretmişti. Onlar bir bütündü. Şimdi ise hayatından silinmişti. Oğlu binlerce kilometre öteye götürülmüştü. Bir gün dayanamayıp oraya gittiğinde, küçük oğlu, getirdiği hediyelere bakmadan kucağına tırmanmış, elini sıkıca tutup sessizce durmuştu. Murat ayrılacağı sırada ise çocuk hızla giyinip kapıya dikilmişti:
“Babamla gitmek istiyorum. Babamla gideceğim.”
Onu durdurdular. Murat’ı kapıdan dışarı attılar. Çocuğun sesi merdiven boşluğunda uzun süre yankılandı: “Babamla gitmek istiyorum!”
Son. Artık görüşme yok. Sadece nadir telefonlar, para göndermeler ve paketler… Oğlu için bir hayalete dönüşmüştü. Var gibiydi ama yoktu sanki…
Murat içine kapandı. Kadınlar vardı hayatına ama iş ciddiye binince hemen uzaklaşırdı. Korkuyordu. Kendi için değil. Onun elinden alınan o küçük çocuk için.
Sonra onu gördü: Elif’i. Bir davetteydi. Sade siyah bir elbise, bakır rengi saçlar, derin bakışlar… Uykusundan uyanmış gibi oldu. Onun hakkında her şeyi öğrendi: bekar, üç yaşında bir oğlu var, annesiyle yaşıyor, erkeklerle görüşmüyor. Güzel, zeki, prensipli.
Buluşma bahaneleri aramaya başladı. “Tesadüfen” ofisinin önünde, marketin yanında beliriyordu. Elif itmiyordu ama mesafeli duruyordu. İlişkileri yavaş ilerliyordu. Derken, onu eve davet etti. Oğlu ve annesiyle tanıştırmak için. Bu bir işaretti.
Murat özenle hazırlandı: paltosunu giydi, atkısını taktı, parfüm sıktı, hediye aldı—büyük bir Lego seti. Endişeliydi: Çocuk onu kabul eder miydi? Aralarında bir bağ kurabilirler miydi?
Kapıyı çaldı.
“Kim o?” diye bir çocuk sesi duyuldu.
“Murat Demir,” diye cevapladı.
Kapı açıldı. Eşofman üstü ve papyon takmış ciddi bir çocuk duruyordu karşısında.
“Merhaba. Buyurun! Annem markete gitti, birazdan gelecek. Sizi karşılamamı söyledi. Ama sessiz olalım, lütfen—nine uyuyor. Başı ağrıyor. Buyurun! Ama… pantolonunuzu çıkarın.”
“Ne?..” diye şaşırdı Murat.
“Üstünüzde sokak kıyafetleri var! Annem diyor ki, sokak kıyafetlerinde mikroplar olur. Sonra hepimiz hastalanırız. Hemen girişte çıkarmalıyız. Evimiz sıcak—üşümezsiniz.”
Çocuk son derece ciddiydi. Belli ki büyüklerinin sözlerini tekrarlıyordu. Murat tereddüt etti.
“Çıkarmasam olur mu? Yeni ve temizler. Arabalarla oynamadım. İstersen fırçayla süpüreyim. Benim adım Murat, seninki?”
“Efe. Dedemin adını taşıyorum. Memnun oldum. Tamam, pantolonla girebilirsin ama annem kızacak. İşte terlikler. Mutlaka giy!”
“Mutlaka. Yerler önemli.”
“Annem bunları senin için aldı. Ben de ayakkabıyla gezemem. Çok acilse duvar kenarından giderim, halının üstünden atlarım. Bizim evimiz temizdir çünkü silinir değil, kirletilmez. Nine öyle diyor.”
Murat gülümsedi. Çocuk zeki, neşeli ve belli ki etki bırakmaya çalışıyordu. Murat’ın gözlerine baktı, o saf çocuk masumiyetiyle—içinde sıcak bir şeyler hissetti.
“Sana bir hediye getirdim. Lego seti. Sever misin?”
“Severim ama çok iyi yapamıyorum. Annem öğrenirsin diyor. Yakında dört olacağım.”
“O zaman beraber yaparız. Hallederiz, değil mi?”
“Sen sadece misafir misin? Yoksa… kalacak mısın?”
Murat çömelerek Efe’nin gözlerine baktı.
“Kalmak istiyorum. Kabul eder misin?”
“Tabii ki.”
“O zaman annenle kesin evlenirim.”
“İyi düşün! O seni kapıda pantolonunu çıkarmaya zorlar. Çok huysuzdur!”
“Anlaşırız. Belki senin için de bir kolaylık ayarlarız.”
Güldüler. Bir erkek eli küçük bir çocuğun avucuna sarıldı. Aramızdaki güven bir anda oluşmuştu.
Elif eve döndüğünde hemen odaya girmedi. Oğlunun sesini duydu:
“Buraya vidasını sıkıyoruz, araba hazır!”
Elif gülümsedi—kapıda annesi durmuş, bu sahneyi izliyordu.
“Ne diyorsun kızım…” diye fısıldadı annesi. “İyi biri. Belli oluyor. Her çocuk ilk dakikada böyle güvenmez. Hadi, sofraya çağır. Her şey yoluna girecek. Yeniden canlanmanın zamanı geldi. Erken dul kalmak bitti. Geçmişte kalan her şey orada kalsın. Haydi kızım. Önünde ışık var.”
Elif başını salladı ve gözyaşlarını sildi. Önünde gerçekten sıcak bir şeyler parlıyordu. Hayat devam ediyordu. Ve yeni bir hayat başlıyordu—kalmakİçeri girdiğinde, Murat’ın ve Efe’nin birlikte gülen yüzlerini görünce, yüreğine bir umut düştü—belki de bu sefer her şey yoluna girecekti.




