İhanetin Bedeli: Bir Kadının Her Şeyi Kaybedip Hayatının Anlamını Bulması

İhanetin Bedeli: Bir Kadının Kaybettikleri ve Bulduğu Hayatın Anlamı

Erken döndüm eve bugün. İş yerindeki arkadaşımla nöbet değişimi yapmıştık. Anahtarı sessizce masanın üstüne bıraktım, mutfağa geçtim. Lavaboda bulaşıklar yığılmıştı, masada kırıntılar… Midem bulandı. Ne kocam ne de gelinim temizlemişti. Hiçbir şey söylemeden hepsini yıkadım, toparladım, yatak odasına doğru ilerledim. Vedia’nın odasına baktım, boştu. Kaşlarımı çatsam da üzerinde durmadım. Ama yatak odasına girdiğimde, sanki yıldırım çarpmış gibi donakaldım—yatakta Vedia ve… Vedat vardı. Sarılmışlardı, üstleri başları dağınıktı. Hem de hamileliğine rağmen…

Oysa her şey aşkla başlamıştı. Erdem, Vedia’yı görünce kendini göklere çıkmış sanıyordu. Evet, biraz hafifmeşrepti, davranışları fazla serbestti ama bunu gençliğine veriyordu—daha yirmi yaşındaydı. Kendisi iki yaş büyüktü ve annesi, Sevil Hanım, onu terbiyeli, ahlaklı bir adam olarak yetiştirmişti. Tek başına büyütmüştü onu, tüm sevgisini vermişti.

Vedia hamile olduğunu söylediğinde, Erdem korkmadı—evlenmeyi, çocuğu birlikte büyütmeyi teklif etti. Ama Vedia alaycı bir gülüşle, “Hayır, nikâh masasına oturmayacağım. Ama paraya ihtiyacım var. Bunu çözmemiz gerek,” dedi. Erdem şok oldu ama hepes vermedi. İkna etti: doğursun, bebeği ona versin, o büyütecekti. Vedia düşündü, kabul etti. Sade bir nikâhla evlendiler. Erdem’in annesi ve üvey babası Vedat’la aynı evde yaşamaya başladılar. Ama iki ay sonra Erdem’i kaybettik—işten dönerken geçirdiği kaza… Sevil Hanım adeta aklını yitirdi. Oğlu gitmişti. Tek umudu, Vedia’nın karnında büyüyen torunuydu.

Ama Vedia yas tutmadı. Sevil’e sadece çıkar gözüyle bakıyordu. Onun evinde yaşıyor, elinden yiyor, ayrı odasında uzanıyor, hiçbir şey yapmıyordu. Vedat önce öfkelendi: “Bu yüzsüzü görmek istemiyorum!” dedi. Ama sonra öfkesi garip bir ilgiye dönüştü. Hamile Vedia’ya bakışları giderek daha fazla rahatsız edici olmaya başladı. Sevil fark etti ama kendini kandırdı. Ta ki o geceye kadar…

Onları yatağında gördüğünde her şey yıkıldı. Sessizce, buz gibi bir sesle Vedat’a gitmesini söyledi. Tartışmadı bile. On dakika sonra gitmişti. Vedia sessizce odasına çekildi. Sevil yatakta tek başına oturdu, başını ellerinin arasına aldı. Vedia’yı kovmalı mıydı? Hayır. Torununa ihtiyacı vardı. Onun için her şeye katlanacaktı.

Sabah olduğunda, “Doğurana kadar burada kal. Sonra istersen cehenneme git. Seni görmek bile istemiyorum,” dedi. Vedia itiraz etmedi—umrunda değildi. Önemli olan sonuca ulaşmak ve payını almaktı.

Doğum zor oldu. Ama bebek sağlıklı, güçlü bir erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. Sevil gözyaşları içindeydi. Vedia ise… resmi vazgeçme belgesini imzalayıp gitti. Bir öpücük bile yok, bir bakış bile… Sadece kayboldu.

Sevil ona Deniz adını verdi. Evlat edindi. İlk zamanlar korkuyordu—yaşı, yalnızlığı, acısı… Ama Deniz onun nefesi oldu. Anlamı. Hayatı. Kaybettiği oğlunun yerine, kader ona bir şans daha vermişti.

Vedia’nın izi kayboldu. Vedat boşanma belgelerini gönderdi. Sevil tereddüt etmeden imzaladı. Artık ne onu ne de evini yıkan o kadını düşünüyordu. Şimdi Deniz vardı. Ve onun için yaşayacaktı.

Rate article
Lifequest
İhanetin Bedeli: Bir Kadının Her Şeyi Kaybedip Hayatının Anlamını Bulması