Kendiyle Konuş, Yoksa Başkasıyla mı?

“Konuş onunla, Elif… Yoksa onunla mı? Belki de sadece kendinle.”

“Elif, lütfen ya… O orada ölecek!” annesinin sesi gözyaşlarıyla titriyordu.

“Anne, nerden çıkardın bunu?”

“Biliyorsun ya! O daha bir çocuk!” neredeyse çığlık atarcasına konuştu Aylin Hanım.

“Yirmi beş yaşında. Bir ay sonra. Çocukmuş…” Elif kendini tuttu, telefona bağırmamak için sessizce içini çekti. “Tamam. Onu ararım…”

Aramayı kapattı ve dudağını ısırdı.

“Ardacığım, Ardacığım… Hep ondan bahsediyorsunuz. Ya ben? Ben sadece bir figüranım, başkasının dramında sessiz bir rol. Elif olgun, Elif kendi ayakları üzerinde durur, Elif ağlamaz, demek ki acı çekmez. Annem hiç sormuyor; nasılım, ne yapıyorum…”

“Babası öldükten sonra böyle oldu,” diye anlatıyordu Elif arkadaşı İdil’e, kahve fincanında kaşığı döndürerek.

“Acı, stres, hüzün,” diye onayladı İdil. “Ama iki yıl geçti…”

“İşte bu yüzden! Sanki Arda’ya, son can simidine sarılmış gibi. Onun hayatı şimdi sadece o. Annem adeta sıfırlandı.”

“Ya sen?”

“Ben mi?” Elif acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Yanındayım ama sayılmıyorum. Erkek kardeşiyle bambaşka bir bağı var. Sorun değil, keşke bu saplantıya dönüşmeseydi. Benden sadece iki yaş küçük, ama annem ona bir bebekmiş gibi davranıyor; besliyor, örtüyor, düşüncelerini okuyor…”

“Galiba babasına benziyor?”

“Evet, ikisi de ona benziyordu; hem Arda, hem babamın eski okul fotoğrafları. Sanırım bana farklı bir DNA gelmiş.”

Elif yirmi yedi yaşındaydı. Bir hukuk firmasında çalışıyor, Üniversite metro çevresindeki eski bir binada tek odalı bir daire kiralıyordu. Özel hayatı ise… durağandı. Birkaç başarısız ilişkinin ardından aile kurma fikrini ertelemiş, kendine odaklanmıştı.

Arda farklıydı. Çocukluğundan beri tembel, dalgın, çaba göstermeyi sevmeyen biriydi. Okulu zar zor bitirdi, “matematik olmayan” bir bölüme girdi. Babası o zamanlar hayattaydı, onunla erkek erkeğe konuştu ve Arda, isteksiz de olsa, bir yol çizdi.

Sonra babasının ölümü geldi. Ağır, beklenmedik. Anne adeta ikiye bölündü. Hastalandı, doktor doktor gezdi, gözyaşları, ilaçlar, dualar… İşi neredeyse elden gidiyordu. Ve bu kaosun ortasında Arda, tek tesellisi oldu.

Avuntu çocuğu. Oysa çocukluğunu çoktan geride bırakmıştı.

Bir işe girdi. Eve pek para getirmiyordu ama akşam yemeklerine hep katılıyor, sonra koltuğa uzanıp bilgisayar başına geçiyordu. Hayatı oradaydı. Ta ki hayatına Selin girinceye kadar…

Yılbaşında Elif annesini ziyarete gitti. Arda, gözleri telefonda, mesajlaşıyordu. Gülümsüyor, kendi kendine mırıldanıyordu. Elif anladı; aşk. Hatta sevindi bile.

Annesi ise gergindi.

“Onu görmeliydin!” diye sızlandı Aylin Hanım, mutfakta yalnız kaldıklarında. “Eskiden yataktan kaldıramazdın, şimdi at gibi çalışıyor. Hafta sonları ek iş, akşamları ofiste. Hep Selin için! Hep ‘gelecek’ için. Yüzük almak istiyormuş, çiçekler, restoranlar… Bir de para biriktirmeye başladı! ‘Boş elle gitmek istemiyorum’ diyor…”

“Anne, büyümek istemesinde kötü ne var?” diye şaşkınlıkla baktı Elif. “Sen hep bunu istemiştin.”

“Ama bu şekilde değil! Nerelere gitmiyorlar ki! Dağlar, nehirler… Sürekli macera! Ya bir şey olursa? Ben tek başıma kalırım…”

“Anne, bir insanı cam fanusta yaşatamazsın,” diye başını salladı Elif. “O yaşıyor. Bu normal.”

Zaman ilerledi. Elif, öğle yemeğinde bir kafede çorbasını karıştırırken telefonu çaldı — “Anne”. İçini çekti ve açtı.

“Bu gece evde kalmadı, Elif! Anlıyor musun?! Selin’e gitti, haber verdi tabii, ama umuyordum ki geri döner…”

“Anne, neredeyse yirmi beş yaşında. Yetişkin bir adam. İlişkisi olması normal…”

“Benim için o hâlâ çocuk! Bütün gece uyuyamadım. Onunla konuş, yalvarırım. Bana kulak asmıyor. Ama seni dinler.”

Elif derin bir nefes aldı. Söz verdi, tabii. Ama düşündü; gerçekten gerek var mıydı? Belki ona abla gibi değil, bir yetişkin gibi konuşmalıydı. Ya da hiç konuşmamalıydı — kendi başının çaresine bakardı.

Sonra yeni konular başladı. Atlar. Binicilik. Annenin hayal gücünden çıkan felaket senaryoları.

“Boynunu kıracak!” diye ağlıyordu anne telefonda. “Ya da belini! Bırak Selin kendi bineyO gün akşam olurken, Elif pencereden dışarı bakıp derin bir nefes aldı ve kendine söz verdi: “Artık kendi hayatımı yaşamanın zamanı geldi.”

Rate article
Lifequest
Kendiyle Konuş, Yoksa Başkasıyla mı?