Gün Batımında: Yeni Bir Hayat

Küçük bir kasabada, Yeşilırmak’ın sakin kıyılarında yaşayan Ayşe’nin ömrü mahalledeki matbaada geçmişti. İşini severek yapıyordu, ancak ellisine geldiğinde yorgunluk omuzlarına bir kaya gibi çökmüştü.

Eşi Mehmet’le birlikte iki kız yetiştirmişlerdi. İkisi de evlenip büyük şehirlere taşınmış, Ayşe’yi neşeli kahkahalarından ve seyrek torun ziyaretlerinden mahrum bırakmışlardı. Hemen her akşam onları arar, haberlerini dinlerdi ama son yıllarda kendi anlattıkları gitgide kasvetleniyordu. Yorgunluk kalbini sıkıştırıyor, neşesi parmaklarının arasından kum gibi kayıp gidiyordu.

Mehmet, Ayşe’den on yaş büyük olduğu için emekli olmuştu. Bu, onun ikinci evliliğiydi ve başlarda hayatları sakindi. Ancak son yıllarda Mehmet’in içkiye düşkünlüğü arttıkça, Ayşe’nin sabrı tükeniyordu. Öyle anlarda Mehmet tamamen yabancılaşıyor, ona bakmak bile acı veriyordu. Mehmet ise içtikçe sinirleniyor, sağlıklı yaşam önerilerini duymazdan geliyordu.

Ayşe’nin tek tesellisi, komşuları Fatma ve Emine’ydi. İkisi de birkaç yıl önce emekli olmuş, yıllardır gezilerle dolu bir hayat sürüyorlardı. Fatma dul kalmış, Emine ise yıllar önce boşanmıştı ve çocukları uzak şehirlerdeydi. Fakat bu iki kadın, yaşlarına rağmen seyahat tutkusuyla yanıp tutuşuyordu.

*”Nasıl bu kadar gezebiliyorsunuz?”* diye sordu Ayşe, onların gözlerindeki ışıltıyı görünce.

*”Tutumlu yaşıyoruz Ayşecim,”* dedi Fatma. *”Biz hep böyle yaşadık. Ekonomik uçak bileti alıyor, lüks otellerde kalmıyoruz. Bahar ya da sonbaharda gidiyoruz, fiyatlar daha uygun. İkimiz gittiğimizde daha hesaplı oluyor. Kendi yemeğimizi yapıyoruz; salata, balık… Böylece idare ediyoruz.”*

*”Aynen öyle,”* diye ekledi Emine. *”Çocuklar da arkadaşlar da bize hediye olarak para veriyorlar. Pasta, çiçek değil, seyahat bütçemize katkı! Her şeyi planlıyoruz: rotalar, turlar, masraflar…”*

*”Ne güzel!”* dedi Ayşe iç çekerek, ama sesinde bir hüzün vardı. *”Ben evden dışarı çıkamıyorum. Mehmet, bir fırtına bulutu gibi koltuğa yığılıyor, işten gelmemi bekliyor. Ona yemek yap, derdini dinle… Ben de mesaimden sonra bitap düşüyorum.”*

*”İzin al, onu ikna et,”* diye önerdiler. *”Bizimle Kapadokya’ya gel! Orada balonlar var, havası şifalı. Belki Mehmet de gelir?”*

*”Ne münasebet!”* diye güldü Ayşe. *”Mehmet hiçbir yere gitmez. Arkadaşı da yok, hareket etme isteği de. Emekli olduğu günden beri koltukta kök saldı. Yiyor, uyuyor, televizyon izliyor.”*

*”Gene de sor,”* diye ısrar ettiler. *”Onun adına karar verme.”*

Ama Ayşe’nin bu konuşmayı yapmasına gerek kalmadı. Annesinin kalp krizi geçirmesiyle dünyası başına yıkıldı. Bütün düşüncesi annesiydi. Anne-babası aynı kasabada yaşıyordu, seksenindeki babası da annesinin yanındaydı. Ama Ayşe her gün hastaneye koşuyor, annesindeki en ufak iyileşme belirtisine seviniyordu.

Mehmet ise destek olacağına sinirleniyordu. Ayşe’nin geç gelmesi kafasını bozuyordu. Ayşe, annesi taburcu olduktan sonra bir süre onların yanında kalacağını söyleyince Mehmet patladı:

*”Baban var, o baksın! Sen niye gidiyorsun ki? Kendini düşün biraz!”*

*”Ben hasta olsam, sen koltuğundan kalkıp bakacak mısın bana?”* diye çıkıştı Ayşe. *”Yapabilir misin bunu?”*

Mehmet sustu ve bu sessizlik bir bıçak gibi onu kesti.

Ayşe bir ay boyunca ailesinin yanında kaldı, hafta sonları eve uğruyordu. Mehmet de kontrol edeceğini bildiği için içkiyi azaltmıştı. Ayşe ise eve her geldiğinde temizlik yapıyor, yemek hazırlıyordu.

*”Ye, ısıt, kuru kuru oturma,”* diyordu, ama Mehmet onu “ailesi için kendini harcadı” diye suçluyordu.

Annesinin durumu düzelmiş, yürümeye başlamıştı. Ayşe eve döndü ama sevinci uzun sürmedi. Üç ay sonra annesi ikinci bir krizle vefat etti.

*”İşte, annen seni kurtardı,”* diye soğuk bir tavırla söylendi Mehmet. *”Artık rahat ederiz.”*

Bu sözler Ayşe’nin yüreğini paraladı. Kanepede hıçkıra hıçkıra ağladı.

*”Rahat mı?”* diye titreyen bir sesle sordu. *”Ben ömrümü bu aile için verdim! Kızları büyüttüm, iki işte çalıştım, gece yarılarına kadar dikiş dikip onları okuttum. Şimdi emekliliği bekliyorum ki biraz kendim için yaşayayım, gezeyim, komşularım gibi!”*

*”Hep kendini düşünüyorsun!”* diye bağırdı Mehmet. *”Ben de çalıştım, yoruldum. Emekli olunca kaplıcalara gider, tedavi oluruz diye düşünmüştüm. Benim de tansiyonum var, başım ağrıyor! Ama sen beni yaşlılar için terk ediyorsun.”*

*”İçmeyi bırakmayı denedin mi?”* diye sertçe yanıt verdi Ayşe. *”Taksi çağır, doktora git, kaplıcaya git—kim engelliyor? Seni hep şımarttım ben, elinden tuttum, evde bile bana yardım etmedin. Ben demirden değilim! Babam da perişan halde, cenazede gördün onu. Annem onunla ilgilenmemi istemişti…”*

*”Yine mi onun yanına gideceksinMehmet bir an duraksadı, sonra yavaşça Ayşe’nin elini tutarak, **”Haklısın, geç kaldım ama artık değişmek istiyorum,”** dedi.

Rate article
Lifequest
Gün Batımında: Yeni Bir Hayat