— Neden hâlâ hazır değilsin? — Esra kapı eşiğinde durmuş, öfkesini zorlukla kontrol ediyordu. — Bugünün ne olduğunu unuttun mu?
— Ne var bugün? — Emre, televizyona bakmaya devam ederek kanalları geçiyordu. — Yine bir yere mi gideceğiz?
— Hastaneye gitmemiz lazım! Sibel doğum yaptı, duymadın mı? Arkadaş grubumuzdan ilk anne o oldu. Onu tebrik etmeliyiz!
— Neyle tebrik edeceğiz? — Adam uzaktan kumandayla oynarken alaycı bir gülümseme yayıldı yüzüne. — Uykusuz gecelerle mi? Bebek ağlamalarıyla mı? Artık hayatın sana ait olmadığı gerçeğiyle mi? Kutlanacak bir şey olduğunu sanmıyorum.
— Ne saçmalıyorsun? Sen çocuk istiyordun! Evde küçük ayak seslerinin koşuşturmasını hayal ettiğini söylüyordun. Seni boynundan saracak minik elleri beklediğini… En az üç çocuk istediğini söylemiştin! Yoksa bunları ben mi uydurdum?
— Evet, dedim. Ama kabul et, böyle konuşmak kadınları etkiliyor. Sen de hemen yumuşadın, — diye cevapladı rahat bir tavırla.
Esra sessizce koltuğa oturdu. Yüzündeki şok ifadesi donup kalmıştı.
— Çocuk istemiyorum, ne var bunda? Çoğu erkek istemez zaten. Kendin için yaşamayı hiç düşünmedin mi? Seyahatler, hobiler, özgürlük… Ama siz hemen çocuk, aile, bez peşinde koşarsınız.
— Beni götürecek misin? — Sesindeki buz gibi soğukluk hissediliyordu. Kırgındı, çünkü tam bugün ona hayatındaki en önemli haberi vermeyi planlıyordu.
— Bizsiz yapamazlar mı? O saçma sevgi gösterilerini, ağlamaları görmek istemiyorum. Sonra gidersin. Belki sen de doğurmaktan vazgeçersin.
Esra tek kelime etmeden yatak odasına gitti. Çeyrek saat sonra şık, zarif bir görünümle çıktı. Taksi çağırmıştı zaten — şükür ki Emre’nin kasvetli yorumlarını dinlemeyecek.
Oysa mutluluğa bu kadar yakındı… Daha sabah testte o iki çizgiyi görmüştü. Bu haberi akşam ona vermek istiyordu. Ama şimdi… Şimdi bilme hakkı olup olmadığından emin değildi.
Esra her zaman istikrar peşinde koşmuştu. Öğrencilik yıllarında çalışmaya başlamış, üniversiteyi onur derecesiyle bitirmiş, iyi bir işi, düzenli geliri, ailesinin hediyesi olan bir evi vardı. Her şeyi doğru yapmıştı. Çocuğa hazırdı. Ama geleceğinin babası sandığı adam, sadece iyi bir aktör çıkmıştı.
Emre ona olgun, güvenilir, ciddi görünmüştü. Yaşı, sözleri, bakışları her şey güven veriyordu. Ama bugün ilk kez maskesini düşürmüştü.
— Artık kararımı verdim, — diye fısıldadı boş taksinin içinde. Yaşlı ve sessiz taksici başını çevirip ona baktı, bir an düşündü ve beklenmedik şekilde, — Tebrik ederim, — dedi.
Esra şaşırdı. Teşekkür edip hastanenin girişine koştu. Orada, mutluluktan ışıl ışıl parlayan Sibel, kucağında minik bir bebekle duruyordu. Babanın kolları bebeği sarmıştı. Ortam sevgiyle doluydu.
— Tebrikler canım! — Esra arkadaşına sarıldı. — Adını ne koydunuz?
— Efe, babasının adını verdik. Senin vaftiz annesi olmanı istiyorum.
— Memnuniyetle, — diye gülümsedi Esra ama yüreği burkuldu. İstediği her şey tam önündeydi, yalnız ona ait değildi.
— Bir şey mi oldu? — diye sordu Sibel biraz uzaklaşınca.
— Emre bu zamana kadar yalan söylemiş. Çocuk istemiyormuş. İstiyorum demişti. En kötüsü de ben hamileyim. Bugün öğrendim. Şimdi… şimdi bir seçim yapmak zorundayım.
— Esra, erkekler nadir değil. Ama anne olma fırsatın öyle. Mesela benim ablam doğuramıyor. Hamile olduğumu öğrendiğinde hem mutluluktan hem kederden ağlamıştı. Hayalinden vazgeçmemelisin.
— Ben de öyle düşünüyorum. Fikrini değiştirmezse gideceğim. Ailem büyükanne ve büyükbaba olmaktan mutluluk duyarlar.
Emre fikrini değiştirmedi. Çocukların yük olduğunu, zaman ve para kaybı olduğunu söyledi. Esra tartışmadı. İçinde her şey çoktan karara bağlanmıştı.
Üç yıl sonra…
— Hah, Emre! — Eski komşusu havalimanında ona çarpmış gibi durdu. — Oğlunun doğumu kutlu olsun!
— Yanlış biliyorsun, benim çocuğum yok, — soğuk bir ifadeyle cevapladı.
— Nasıl yok? Esra’yı gördüm, bebek arabasındaydı. Bebek dört aylık falandı. Hesap yapmayı bilirim ben.
Emre’nin yüzü bembeyaz oldu. Bilmiyordu. Ya da bilmek istememişti. Artık… artık çok geçti.
— Nerede? Nerede gördünüz onu?
— Söylemem. Rastgele karşılaştık. Demek sen de öylesin… Kendi çocuğunu reddedenlerden.
Emre olduğu yerde kaldı. Kaybettiği şeyi ancak şimdi anlamaya başlıyordu. Fakat üç yıl sonra Esra’yı bulduğunda çok geçti. Çocuk başka birini baba olarak biliyordu. Emre onunla yarışamazdı. Ne sevgiyle, ne davranışlarıyla, ne de yüreğiyle.
Son belliydi zaten. Esra doğru olanı seçmişti… **Hayat bazen en sert derslerini en sessiz anlarda verir. Gerçekler geç anlaşıldığında, pişmanlık en derin izi bırakır.**




