Bir seçim kaçınılmazdı.
Ayşe, sert bir sesle irkildi:
— Hey, pislik! — Vedat, kucağındaki çantayı küçük köpek yavrusunun üzerine kaldırdı, sonra Ayşe’ye döndü: — Sen kafayı mı yedin? Sokak köpeklerini benim aldığım yiyeceklerle mi besliyorsun?
Bir bahar günü, Ayşe ansızın aşkın özlemiyle doldu.
Aynanın karşısında durmuş, kendi yansımasını düşünceli düşünceli seyrediyordu. “Zaman ne çabuk geçiyor,” diye iç çekti. “Daha dün bir papatya kadar taze hissederken, şimdi… artık olgun bir kasımpatıyım. Güzel, ama üzerinde sonbaharın izleri var. Kış yaklaşıyor, sonra da… hayatı kendi ellerime almanın vakti geldi!”
Otuz yediş yaş… Bilgelik birikmiş, güzellik henüz solmamış. Kararlı adımların tam zamanı! Peki bu aşk nerede saklanıyordu? İş yerinde sadece kadınlar vardı, sokakta rastgele tanışmalar ona göre değildi, internet ise güven vermiyordu.
Ama derler ya, arayan bulur.
Ve şans gülümsedi: İnsan kaynaklarına yeni bir çalışan geldi — Mehmet Bey. Uzun boylu, hafif tombul, gözlüklü ve sıcak bir gülümsemesi vardı. Yaklaşık onun yaşındaydı. Ayşe, onun sakin mizacını ve güven veren duruşunu hemen fark etti.
Tabii rekabet kolay değildi. Özellikle de genç ve çekici olan Gizem, insan kaynaklarında stajyerdi: genç bir ceylan gibi, uzun bacakları, dolgun dudakları ve bir bakışıyla fırtına koparabilecek kadar gür kirpikleri vardı.
Ayşe başta umudunu kaybetti. Nasıl mücadele edebilirdi ki? Mehmet, Gizem’in büyüsüne kapılıp onu görmezden gelecekti elbet.
Ama yanılmıştı. Gizem, Mehmet etrafında bir tavus kuşu gibi dönüyor, dekoltelerini, bacaklarını sergiliyordu. Ama Mehmet hiç oralı olmadı:
— Gizem, benden bir şey mi istiyorsun? Şu an meşgulüm, ama bitince yardımcı olurum.
Ve gözlerine bakarak konuşuyor, başka hiçbir şeye ilgi göstermiyordu.
Oysa bir gün Ayşe işe elmalı turta getirdiğinde, Mehmet birden canlandı:
— Ayşe, sen tam bir büyücüsün! Dedemin yaptığı gibi bir tat… Çocukluğuma döndüm resmen.
Bu tuhaf bir iltifattı. Ayşe, bir erkeğe babaannesini hatırlatmak istemiyordu. Onun bir erkek değil, geçmişe özlem duyan bir çocuk olduğunu düşündü. Ama daha sonra bunun kötü bir başlangıç olmadığına karar verdi. Hiç iltifat görmemekten iyiydi.
Üstelik anladı ki Mehmet, ev yemeklerine düşkündü. Ayşe de yemek yapmayı seviyordu, ancak bu yüzden kilo almıştı. Artık kıyafetleri bir numara büyüktü. Bu yüzden işe sık sık yaptığı lezzetli yemekleri götürmeye başladı. Hem kendisi daha az yiyor, hem de arkadaşlarını mutlu ediyordu.
Böylece, tatlılar ve yemekler sayesinde Mehmet’in kalbine giden yolu buldu. Basit, klişe, ama işe yarayan bir yol: midesinden geçiş. Kısa sürede ilişkileri çiçek açtı: çiçekler, iltifatlar, uzun sohbetler…
— İnanamıyorum Mehmet, dedi bir gün Ayşe. Tam aşkı arzulamaya başlamıştım ki sen çıktın karşıma. Öylesine… gerçek. İtiraf ediyorum, başta şansım olmadığını düşünmüştüm. Hele ki Gizem gibi biri varken.
— Gizem mi? diye şaşırdı Mehmet. Onun gibilerden milyon tane var: takma kirpikler, uzun tırnaklar, sürekli bacak gösterisi. Her erkeğin kendilerine âşık olacağını sanıyorlar. Hayır, teşekkürler, böyle bir şey istemiyorum. Bir kadın gerçek olmalı: şefkatli, evine bağlı, becerikli. Tıpkı senin gibi, Ayşe.
“İşte mutluluğum!” diye sevindi içinden Ayşe. “Belki geç geldi, ama nihayet buldu beni.”
Mehmet’in hiçbir kusuru yok gibiydi. Ama ne yazık ki mükemmel insan yoktur…
Altı aydır birlikteydiler ve evlilik yolunda ilerliyorlardı. Ta ki o kasvetli kasım akşamına kadar…
Hava o gün deliye dönmüştü: bir yağmur, bir kar, rüzgâr insanlarla oynuyordu. Ayşe ile Mehmet, şemsiyenin altında, sıkı sıkıya sarılmış eve koşuyorlardı.
— Bak, bir kedi yavrusu! diye bağırdı Ayşe, durarak.
Bir sokak lambasının altında, üşümüş, titreyen minik siyah bir yavru oturuyordu. Islak, kirli, zavallı…
— Boş ver onu, Ayşe, hadi gidelim! Üşüdüm ve acıktım, diyerek kolundan çekiştirdi Mehmet.
— Bir dakika, diyerek eğildi Ayşe. Gel buraya, küçük dostum.
— Ciddi misin? diye tersledi Mehmet. Neredeyse nişanlın aç ve üşümüş, sen sokak kedileriyle mi uğraşıyorsun!
— Onu alıyoruz, dedi kararlılıkla Ayşe, yavruyu montunun altına saklayarak. Söylenme Mehmet, o bizden daha kötü durumda.
— Manyak kedic
Ayşe, kediyi kucağına alıp eve götürdü, ama Mehmet bir daha hiç geri dönmedi.




