Tekerleklerdeki Hayal: Acı ve Özgürlüğe Yolculuk

Tekerleklerdeki Hayal: Acı ve Özgürlük Arasında Bir Yolculuk

Emine ve Cemal, Konya’nın ufak bir kasabasında yaşayan çift, sonunda yıllardır biriktirdikleri hayali gerçekleştirmişti. Küçük büyük demeden her şeyden kısıp, bahçelerindeki sebzeleri satarak, ek işler yaparak biriktirdikleri parayla güvenilir bir araba almışlardı. Hayalleri, evlendikleri günden beri planladıkları o büyük yolculuğa çıkmaktı.

Ve işte oldu! Garajda, yorgun “Şahin”in yanında, pırıl pırıl bir siyah SUV duruyordu. Cemal gururla etrafında dolanıyor, cilalı kaputuna özenle dokunuyor, sanki bu mucizeyi korkutup kaçırmaktan çekiniyormuş gibi. Emine ise yolcu koltuğunda oturmuş, gözlerini kapatmış, uzak ufukları hayal ediyordu.

Yolculuk planları çoktan hazırdı. Cemal yakıt hesaplarını yapmış, mola yerlerini işaretlemiş, her günün rotasını detaylarıyla çizmişti. Teknik işler onundu: yollar, araba bakımı, güzergâh. Emine ise gidecekleri şehirlerin meşhur lokantalarını, çarşılarını, müzelerini araştırmıştı. Sanki ömürlerinin seferine hazırlanıyorlardı.

Bu hayallerini ne kızlarına ne de damatlarına açmışlardı. Bu sadece onlara ait, saklı bir arzuydu. Çocukları neden karışsındı ki?

Yaz sona yaklaşıyordu. Bahçedeki son işleri de bitirince yola koyulacaklardı. O gün suyu kapatıp, aletleri toplayıp, kavanozları ve sebzeleri Şahin’in bagajına yerleştirdiler. Kasabaya giden yirmi kilometre hiç bitmeyecekmiş gibi gelmemişti. Cemal mırıldanıyor, Emine ise pencereden bakarak büyük maceralarını düşünüyordu.

Aniden Cemal’in şarkısı kesildi. Direksiyona yapıştı, yüzü beş karış bir hal aldı ve frene asıldı. Araba savruldu, kemer Emine’nin göğsüne battı. Cemal direksiyona yığıldı. Emine donup kaldı, sonra çığlık atarak ona sarıldı. Nefes almıyordu. Parmakları titriyor, kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.

Hemen ambulansı aradı, su döktü, mendille yüzünü silmeye çalıştı ama cevap yoktu. Gelen doktorlar en kötü haberi verdi: Cemal ölmüştü. Kalpten mi, tansiyondan mı bilmiyordu. Kelimeler kulağına ulaşmıyordu. Polis geldi, kızları Selma ve damat sorular sordu, taziyeler sundular. Selma hıçkırıklara boğulurken, Emine arabanın içinde taş kesilmiş, Cemal’in götürülüşünü izliyordu.

Sonraki günler sis altındaydı. Emine bir otomat gibi hareket ediyor, konuşmuyor, ağlamıyordu. Sanki ruhu da Cemal’le beraber gitmişti.

Dokuz gün, kırk gün, üç ay geçti. Selma geliyor, yiyecek getiriyor, konuşmaya çalışıyordu ama Emine hep uzak, hayalet gibiydi.

Bir gün Selma sordu: “Anne, garajdaki araba kimin?”

“Cemal al—” dedi Emine ama sesi kırıldı.

O an her şey gözünün önüne geldi: Arabanın alınışı, Cemal’in sevinci, kahkahaları, planları… Boğazı düğümlendi, gözleri yandı. Aylar sonra ilk kez hıçkıra hıçkıra ağladı. Selma’nın soruları duyulmuyordu: “Baba mı aldı? Nasıl? Neden söylemediniz?”

Emine cevap veremedi. Sadece ağladı. Artık onun gülüşünü duyamayacaktı, ellerinin sıcaklığını hissedemeyecekti.

Sabaha karşı uyudu. Uyandığında bir karar vermişti: Devam edecekti. Onsuz, zor da olsa.

Bahar gelince bahçeye gitti. Belki alışkanlıktan, belki de boşluğa kapılmamak için. Cemal’in çantasında, o günden beri dokunmadığı siyah dosyayı buldu. İçinde hayalleri vardı.

Açtı, kalbi hızla çarptı, sonra sanki bir yumruk yedi. “Hayal mi kaldı?” diye düşündü acıyla. Dosyayı kapadı, kenara atmak istedi ama çantasına koydu.

Bahçeye trenle gitti. Damat SUV’la götürecekti ama işleri çıkmıştı. Emine alınmadı. Gençlerin kendi hayatı vardı. Arabayı da alsınlardı; ona gerek yoktu.

Akşam, bahçe evinde otururken dosyayı hatırladı. Açtı, kapadı. Acıydı. Ertesi gün tekrar baktı. Sonra okumaya başladı. Her akşam Cemal’in notlarını, titiz hesaplarını okudukça acı hafifliyordu. Sanki yanındaydı, yolculuğu beraber planlıyorlardı.

Yaz sonunda Emine yeniden canlanmıştı. Ne yapacağını biliyordu. Şehre dönüp direksiyon kursuna yazıldı. Normal değil, ileri sürüş kursu. Tek başına yola çıkmak ciddi işti. Genç hoca şaşırmıştı ama Emine inatla öğrendi, elleri titreyene kadar direksiyonu sıktı.

Ve başardı! Ehliyet cebindeydi.

Bir akşam kızlarının evine gitti. SUV apartmanın önünde duruyordu. Hafifçe dokundu, çizikleri görünce içi burkuldu. Selma’yı arayıp anahtarları ve belgeleri istedi. Kontrol ettikten sonra direksiyona geçti.

Motoru çalıştırdı, elini vites koluna koydu. Selma’nın şaşkın bakışları altında apartmandan ayrıldı. Üç gün sonra, Cemal’le planladıkları ilk ülkeye doğru yola çıkmıştı.

Selma ile sonra konuşurdu. Anlayacaktı.

Rate article
Lifequest
Tekerleklerdeki Hayal: Acı ve Özgürlüğe Yolculuk