Fırtınalar Arasında Kalbe Yolculuk

**Fırtınaların Ardındaki Kalbe Yol**

Marina’nın hayatı bir kart evi gibi çökmüştü. Kocasından boşanması ayaklarının altındaki zemini kaydırmış, o da geçmişinin kırıntılarını toplayıp memleketi olan Van’ın bir köyüne dönmüştü. Yanında tek dayanağı vardı—büyükannesi Ayşe Hanım, torunu Marina ve oğlu Deniz’e sevdalanmış gibiydi.

“Deniz, babası Murat’ın tıpatıp aynısı,” diye iç çekti Marina, oğluna bakarak. “O karanlık evlilikten geriye kalan tek ışık o.”

“Ben demedim mi sana, o serseriyle işin olmasın diye?” diye söylendi büyükanne, başını sallayarak. “O kadar belliydi ki… Havai, bir de içkiye düşkün. Gençliğinden beri böyleyse, daha da kötüleşir. Ama sen dinlemedin, ‘Aşk, aşk!’ diye tutturmuştun—sanki aklını kaybetmiştin.”

“Bü, artık bunları konuşmanın anlamı var mı?” diye derin bir nefes aldı Marina. “Hayatım boyunca bunu yüzüme vuracak mısın? En azından Deniz var, o en önemlisi.”

“Üzülme benim güzel kızım,” diye sarıldı büyükanne torununa, sıkıca kucaklayarak. “Bir daha ağzıma almam. Bir bak kendine, ne güzelsin! Nerde bulacak senin gibi birini o Murat? Aptalın teki, hepsi bu.”

“Okulda sınıfın yarısı peşimden koşardı,” diye düzeltti saçlarını Marina, “ama şimdi aşk maceralarına sıra değil. Kimseye güvenemiyorum. Başta hepsi tatlı, sonra…” diye elini savurdu.

“Herkes senin eski kocan gibi değil,” diye itiraz etti Ayşe Hanım. “Mesela Serhat. Hatırlıyor musun, sana deli gibi âşıktı? Altın gibi çocuk: çalışkan, kötü alışkanlığı yok. Hâlâ da bekar. Sınıfınızdan evlenmeyen tek o kaldı,” diye kurnazca göz kırptı.

“Aman bü, başlama yine,” diye savuşturdu Marina. “Kimseyi düşünmek istemiyorum. Deniz’i okula hazırlamam, evi düzene sokmam lazım. Annemle babam şehre taşınalı beri fabrikada çalışıyorlar. Artık bu evin hanımı benim. Sana da yardım etmeliyim…”

“Yardım iyidir,” diye başını salladı büyükanne, “ama acele etme. Önce kendini topla. Ben neyim? Ayaktayım, koşuyorum, yetmiş yaş ölüm değil. Seni ve Deniz’i görmek bile mutluluk. Ailen de seni bırakmaz, yardım eder. Belki emekli olunca buraya dönerler. O zaman hep beraber yaşarız: siz büyük evde, ben de yan taraftaki küçük evimde.”

“Aman bü, sen bizim anaç tavuğumuzsun,” diye sıkıca sarıldı Marina, yanağına bir öpücük kondurdu.

“Yine de Serhat’ı bir düşün,” diye hafifçe çimdikledi büyükanne torununu, tıpkı çocukken yaptığı gibi. “Onun gibileri her yerde bulunmaz.”

Marina köye döneli üç ay olmuştu. Serhat, köyün traktörcüsü, onu gözden kaçırmıyordu. Tıpkı Ayşe Hanım gibi, Marina’nın evliliğini bir hata olarak görüyor, onun hâlâ yaralarını sardığına inanıyordu. Büyükannenin onunla nasıl anlaştığı belli değildi, ama sürekli bakkalda ya da postanede karşılaşıyorlardı. Ayşe Hanım, fısıltıyla Marina ve Deniz’den haber verir, torununun hâlâ yalnız olmasına üzülürdü.

Serhat kızarır, iç çeker, ama reddedilmekten korkardı. Ayşe Hanım, tereddütlerini görünce onu cesaretlendirirdi:

“O değişti, Serhat. Çok şey öğrendi. Güzellik her şey değil, yüzüne su içilmez. Ama sen hayat arkadaşı için biçilmiş kaftansın: güvenilir, elinden her iş gelir, şefkatlisin…”

“Ve yakışıklı değilim,” diye gülümsedi Serhat, ama hemen ciddileşti. “Hâlâ onu seviyorum, Ayşe Hanım. Bütün bu yıllar boyunca sadece onu düşündüm.”

Büyükanne gözleri doldu ve her türlü yardımı yapacağına söz verdi.

“Ama yavaş ol, canım. Ona baskı yapma. Boşanmanın üzerinden daha bir buçuk yıl geçti. Zaman ver ona,” diye öğütledi.

“Ya başka biri kaparsa?” diye telaşlandı Serhat. “Bir kez kaybettim onu. Daha fazla dayanamam. Onu benim olması için her şeyi yaparım.”

“O zaman beni dinle,” diye kurnazca gülümsedi büyükanne. “Ev işlerine yardım et, ama belli etme. Duygularını gösterme, mesafeni koru. Sonra görürüz.”

“Vay canına, ne psikologsunuz siz, Ayşe Hanım!” diye güldü Serhat. “Bu işe yarar mı sizce?”

“Tabii ki!” diye temin etti büyükanne. “Ben de arada bir ağzını araya sokarım. Ama unutma: eğer onu üzersen, benim kalbimi kırarsın.”

Serhat başını salladı, içi ısınmıştı, sanki Marina’nın rızasını ve büyükannenin duasını almış gibiydi.

Bahar güçleniyordu. Bahçelerde kara topraklar tazelenmiş, leylekler tarlalarda dolaşmaya başlamıştı. Bir sabah Marina evinin önünde traktör sesi duydu. Üstüne eski bir hırka geçirip terliklerle dışarı fırladığında şaşkınlıktan dondu:

“Serhat, bu ne? Kimin bu?” diye baktı kamyonetin arkasındaki torbalara.

“Senin tabii ki!” diye homurdandı Serhat, traktörden inerken. “Büyükannen istedi. Getir dedi, başka seçenek yok. Kapıyı aç. Dur bekle, ne terlikle çıkmışsın öyle? Git giyin, üşütürsün!” diyerek kendisi kapıyı açtı, traktörü içeri sürdü ve torbaları duvar dibine yığdı.

“Ne kadar borcum var?” diye c”Artık hiçbir şey seni bu köyden alıp götüremez,” diye fısıldadı Serhat, Marina’nın elini sıkıca tutarken.

Rate article
Lifequest
Fırtınalar Arasında Kalbe Yolculuk