Kedilerle Dolu Bir Kalp: Her Şeyi Değiştiren Karşılaşma
Ayşe, doğduğu köye nadiren uğrardı. Sakarya Nehri’nin kıyısındaki bu köy, Adapazarı’ndan bir saat uzaktaydı. Okuldan sonra şehre taşınmış, yıllar içinde köyüne yaptığı ziyaretler bir elin parmaklarını geçmemişti. Hayat hep bir bahaneydi; ya iş vardı, ya da başka mazeretler. Son gidişleri ya anne-babasının cenazesi içindi, ya da küçük kardeşi Zehra’nın doğum gününe. Zehra, aile evinde kalmıştı. Telefon konuşmalarında Zehra’nın sesi, Ayşe’de özlem uyandırırdı; gençliğine, kaygısız günlerine… Bu yaz nihayet karar verdi. Çocuklar ve torunlar kendi hayatlarına dalmışken, yalnız bir emekli olarak çocukluğunun havasını solumak, çıplak ayakla yumuşak çimene basmak, o duvarların içinde bir süre yaşamak istedi.
Zehra uzun süredir onu çağırıyordu: “Gel, biraz nefes al!” Yaz, meyve doluydu, yakında mantarlar çıkacaktı—kış hazırlığı yapılsın diye. Misafirlere ikram edecek bir şeyler olsun, hem de köyünü hatırlasın diye. Köydeki evler sağlamdı, sokak iki daireli tuğla evlerle doluydu—bir zamanlar kooperatifin güçlü olduğu günlerden kalmaydı. Köyün muhtarı, bir gazi ve kahraman, burasını örnek bir yer yapmıştı: bir kültür evi, bir sağlık ocağı, bölgenin en iyi okulunu inşa ettirmişti. Hâlâ onu sevgiyle anıyorlardı.
Ayşe, sokakta ağır adımlarla ilerliyordu. Bir elinde eski valizi, diğer omzunda hafif bir yağmurluk. Köylüler selam veriyor, o da gülümseyerek karşılık veriyordu, yüzlerini tanımasa bile. Köyde böyleydi—yabancıyı görmezden gelmezlerdi.
“Ayşe! Sen misin?” Köy bakkalının önünden bir ses yükseldi.
Ayşe valizini bırakıp kadına baktı.
“Fatma! Yılmaz!” Gözleri parladı, çocukluk arkadaşını tanıyınca.
“Ben de diyorum, sen misin değil misin?” Fatma çenesi düşmüş, konuşuyordu. “Daha sokağın başından tanıdım seni! Uzun kalacak mısın?”
“Bakalım ne olacak,” diye cevapladı Ayşe omuz silkerek.
“Aman, o kadar çok şey oldu ki! Gel de bir çay içelim, anlatayım!” Fatma’nın gözleri parlıyor, neşesi bulaşıcıydı.
“Seninle konuşmak bitmez ki!” diye güldü Ayşe, onun enerjisine kapılarak.
Bakkaldan yaşlı bir adam küçük bir poşetle çıktı. Yanlarından geçerken hafifçe eğilerek selam verdi. Ayşe başıyla karşılık verdi. “Temiz ama buruşuk bir gömlek, düzgün kesilmiş gri sakal… Belli ki yalnızlığa yenik düşmemiş daha,” diye düşündü.
“Bu kim?” diye sordu Fatma’ya, adam uzaklaşınca.
“O Ahmet, köyün veterineriydi,” diye elini salladı Fatma. “İyi adamdır, ama emekli olunca biraz tuhaf oldu. Karısı onu terk edip şehre gitti. O da şimdi kedilerle yaşıyor, emekli maaşını onlara harcıyor. Sokak kedilerini topluyor, hastaları, sakatları… İyileştiriyor, ameliyat bile ediyor, öyle derler!”
Bir hafta sonra Ayşe, Ahmet’le yine aynı bakkalda karşılaştı. Pasta için un alıyordu, ama beş kiloluk çuval beklediğinden ağırdı. Dinlenmek için bir banka bıraktı.
“Yardım edeyim,” diye yumuşak bir ses duydu. Ahmet yanında duruyordu. “Aynı yöne gidiyoruz. Siz benim bebek bezi poşetimi taşıyın, ben un çuvalınızı alayım.”
“Bebek bezi?” diye şaşırdı Ayşe. “Size mi lazım?”
“Bana değil,” diye mahcup oldu Ahmet. “Pamuk için. Kedim. Bel kemiği zedelenmiş, yürüyemiyor, sadece sürünüyor. Gururlu bir hayvan, pis olmaktan utanıyor. Ona bakıyorum…”
“Vay canına!” dedi Ayşe şaşkınlıkla. “Peki çok var mı böyle kedileriniz?”
“Omurilik sorunlusu mu? Sadece Pamuk. İki tane üç ayaklı, biri tek gözlü, biri de kuyruksuz. Gülmeyin! Kedi için kuyruk, denge ve güzellik demektir!”
“Size mi anlattı bunları?” diye güldü Ayşe, kendini tutamayarak.
Ahmet kaşlarını çattı, gülüşünü alay sanmıştı.
“Affedersiniz Ahmet Bey,” diye toparlandı. “Onların hislerinden o kadar emin konuşuyorsunuz ki, sanki sizinle sohbet ediyorlar. Bu arada, bana Ayşe diyebilirsiniz.”
“Evet Ayşe Hanım, inanmazsınız ama ne çok şey anlatıyorlar!” diye canlandı Ahmet. “Yüz ifadeleri her şeyi ele veriyor: sevinci, kırgınlığı, sevgisini…”
“Neden özellikle kediler? Veterinerdiniz, her türlü hayvanla çalıştınız. Daha akıllı, daha faydalı olanlar yok mu?”
“Yok,” diye sertçe başını salladı Ahmet. “Kediler, insanlardan daha insancıl.”
“Kedilerinizi ziyaret edebilir miyim?” diye tebessüm etti Ayşe.
“Bekleriz,” dedi Ahmet, elini kalbine götürerek.
Aynı akşam Ayşe, yanına yeni yapılmış vişne reçeli alarak Ahmet’in evine gitti. Zehra sıcak böreklerle dolu bir paket uzattı:
“Ahmet Bey benim böreklerime bayılır, daha lezzetlisini yemedim der!”
“O sizin eve gelir mi?” diye şaşırdı Ayşe.
“O her evin misafiridir! İnek aşılamak, domuz tedavi etmek… Kimseyi geri çevirmez. Yüreği temiz insan! Kedileriyle dalga geçseler de saygı duyarlar.”
Ahmet’in evi sokağın sonunda duruyordu. SağlamAhmet’in evinin önündeki merdivenlerde birkaç kedi güneşleniyordu, içeri girince onlarca gözün sıcak bakışlarıyla karşılaştı.




