Beklenmedik Yerde

Beklenmedik Yerde

Elif apartmandan çıktığında, yüzüğünü takmayı unuttuğunu fark etti. Acele ettiği için değil, dalgınlığından da değil—sadece takmamıştı. Sanki parmakları kendi kendine, sessizce, girişteki rafta bırakmıştı onu. Farkına ise otobüste, tutunmak için koltuğa yapıştığında vardı. Boş bir parmak. Yabancı. Hikâyesiz.

Yüzük—evlilik yüzüğü, ortasında mat bir çizgi olan—evde kalmıştı. Kocasından. Murat’tan. Hep onunlaydı. Geç saatlere kadar “toplantılar” bahanesiyle eve gelmediği günlerde bile. Haftalarca konuşmadıkları, aynı evin içinde yan yana yaşayan yabancılar gibi hissettikleri o günlerde bile. Özellikle o günlerde—çünkü yüzük onları birbirine bağlayan son iplik gibiydi. Peki şimdi? Banka broşürleri ve eski fişlerin arasında öylece duruyordu. Ama hiçbir şey yıkılmamıştı.

Sabah ağır ağır ilerliyordu. Paltosu kurşun gibi ağırdı, sanki omuzlarına çökmüş, onun kadar yorgundu. Hava yapış yapıştı, sisli, ne kış ne bahar. Asansördeki komşusu alışıldık bir baş hareketiyle selam verdi, yüzüne bile bakmadan telefonuna gömüldü. Durakta nem ve sıcak asfalt kokusu vardı. Yanındaki biri yüksek sesle simit yiyor, çıtır çıtır sesiyle herkesin alanını ihlal ediyordu. Elif kulaklığında müzik dinliyordu ama duyduğu tek şey bir uğultuydu, sanki bir odada eski bir televizyon açık unutulmuştu.

Birkaç durak erken indi. Öylece kalktı ve yürüdü. Kuru otların ve soluk bankların terk edilmiş bir film setini andırdığı parkın içinden. Ayaklarının altında çıtırdayan dallar, hafif bir rüzgârın önüne kattığı kağıt parçaları ve yapraklar… Sanki birini arayarak bakıyordu. Sanki biliyordu ki, birden ağaçların arasından biri çıkacak. Kimse çıkmadı. Sadece bir kadın, elinde minik bir sokak köpeğiyle, ona başıyla selam verdi. Ve kulaklıklı bir genç, etrafındaki dünyayı görmüyordu.

Köşedeki kafede huzur vardı. Tarçın, sıcak süt ve taze kavrulmuş kahve kokusu doluydu içeri. Kapıdaki zil ince bir ses çıkarıp sustu. Hava onu yumuşak bir battaniye gibi sardı. Elif bir latte sipariş etti. Pencerenin yanındaki masaya oturdu, eski bir ısıtıcının mırıltısı ninniler söylüyor gibiydi. Camın ardında sokak düz, ıslak, bir rüya gibi uzanıyordu. Defterini açtı. Çizmeye başladı—çizgiler, yuvarlaklar, oklar. Metro haritasına benziyordu. Ama hiçbir yere varmıyordu. Sadece elinin hareketiydi, amacı olmayan, rotasız.

Sonra birden fark etti—niye bu yöne gittiğini hatırlamıyordu. Düşünceleri yağmurdan dağılmış mürekkep gibi dağılmıştı. Ve bu onda endişe değil, bir rahatlama hissi uyandırdı.

Yan masada bir çocuk oturuyordu. Tek başına. Altı yaşlarında. Yeşil montlu. Kruvasan yiyor, kırıntıları saçıyordu. Pencereye bakıyordu. Elif’in göğsüne bir şey battı. “Acaba kayıp mı?” diye geçirdi aklından. Kalbi sıkıştı. Ama çocuğa hemen bir kadın yaklaştı—yorgun, sırt çantalı. Yanına oturdu. Çocuk birden gülümsedi.

“Anne, şu teyze bana baktı! Ciddi ciddi!”

“Hangi teyze?”

“İşte, şu yandaki. Bana baktı, sonra birden döndü. Belki üzgündür?”

“Belki de dalıp gitmiştir,” dedi kadın bir peçete çıkarıp çocuğun ağzını sildi. “İnsanlar çok dalar, kendi düşüncelerine giderler.”

“Ama onun gözleri gerçekti. Sanki beni tanıyordu,” fısıldadı çocuk ve tekrar Elif’e baktı.

Kadın döndü. Göz göze geldiler. Elif hafifçe gülümsedi. Çekingence. Kadın başıyla selam verdi. Çocuk el salladı. Eski bir tanıdığına bile. Sonra yeniden kruvasanına döndü.

Elif başını çevirdi. Ve o sabah ilk defa derin bir nefes aldı. Burnuna kahve, sıcak ekmek ve yeni bir şeyin kokusu doldu. Pencerenin ardında hayat her zamanki gibi akıyordu—insanlar koşuşturuyor, esniyor, poşetler taşıyordu. Ama içinde bir şey değişmişti. Fark edilmez, sessizce. Bir pusula iğnesi gibi, kuzeyi bulmuştu.

Bazen gök gürültüsüne gerek yoktur. Ne kavga, ne kapı çarpma sesi. Bazen yüzüğünü takmayı unutmak yeter. Veya camdan bir bakış. Veya başka bir çocuğun masasındaki kırıntılar.

Anlamak için—bir eşikte durduğunu. İçinde bir şey uyanmıştır. Ve bir daha uyumayacaktır.

Geri kalanı… yetişir zaten. Hemen değil. Ama yetişir. Sözlerde. Davranışlarda. Ya da sessizlikte. O anlaşılır, berrak sessizlikte. Ve onda en önemli şey belli olur: devam edebilirsin.

Rate article
Lifequest
Beklenmedik Yerde