Bugün sabahın erken saatlerinde, güneşin ilk ışıkları İzmit’teki evimizin perdelerinden süzülürken uyandım. Kocam hâlâ yatakta uyukluyordu, ben ise sessizce mutfağa geçip kahvaltı hazırladım – incecik, neredeyse pamuk gibi gözlemeler. Yarımı kıymalı, yarısı kaşarlı. Evin içine yayılan mis gibi kokular her yeri sarmaladı. Murat, bu kokuyla birlikte uyandı. Yüzünü yıkıyor, ardından masaya oturup afiyetle yemeğini yiyor, yanında da demli yaptığım Türk kahvesini yudumluyordu. Son lokmayı da bitirdikten sonra bana baktı ve dedi ki:
*”Aylin, seninle ciddi bir konuşmam var.”*
Bulaşıkları yıkarken döndüm, ellerimi havluyla kuruladım.
*”Konuş,”* dedim içimde büyüyen bir endişeyle.
*”Senden ayrılıyorum. Boşanma davasını ben açacağım,”* dedi sakin ama kararlı bir sesle.
*”Nasıl ayrılıyorsun? Neden? Nereye?”* Donup kalmıştım, gözlerim şokla büyümüştü.
Cumartesi sabahı her zamanki gibi başlamıştı. Aylin saat dokuzda, Murat’ı uyandırmamak için sessizce kalkmış, gözleme yapmaya koyulmuştu. Bu anları çok severdi – sabahın sessizliği, yemek kokusu, evlerinin sıcaklığı.
Murat, gözleme kokusu her yeri sarınca ortaya çıktı. Sessizce masaya oturdu, kahvesini içerken bir anda bomba gibi patlattı:
*”Aylin, senden ayrılıyorum.”*
Duymamışım gibi oldum. Arkamı döndüm, gözlerini dikmiş ona bakıyordum.
*”Kötü davrandığımı biliyorum,”* diye devam etti Murat, gözlerini kaçırarak. *”Yirmi beş yıl birlikteydik, şimdi her şeyi yıkıyorum. Ama kendime yapacağım bir şey yok. O… O inanılmaz biri. Yanında kendimi yeniden genç, yeniden canlı hissediyorum. Seviyorum, Aylin, bu delicesine bir mutluluk!”*
*”Bu mutluluğun kaç yaşında peki?”* diye soğuk bir sesle sordum, kendimi tutmaya çalışarak.
*”Yirmi sekiz.”*
*”Yani bizim Elif’ten sadece beş yaş büyük. Ve senden yirmi yaş küçük. İlginç. Ailesiyle tanıştın mı? Kızlarının seçimine sevindiler mi? Bizim Elif senin yaşında birini getirseydi, ben hiç sevinmezdim.”*
*”Sevgi varsa yaş ne önem taşır?”* diye coşkuyla atıldı Murat, sesi duygulardan titriyordu. *”Senin içinde Defne’nin yaktığı ateş yok. Sen hâlâ eski kafalarla yaşıyorsun.”*
*”Harika,”* diye kestim. *”Boşanıyoruz ve malları paylaşıyoruz.”*
*”Bir şey paylaşmayacağız,”* diye itiraz etti. *”Evi sana bırakıyorum – Defne’nin zaten iki odalı bir dairesi var. Arabayı alacağım, sana pek gerek yok.”*
*”Hayır, olmaz,”* diye başımı iki yana salladım. *”Şimdi evi bana bırakıyorum diyorsun, sonra iki yıl sonra gelip her bardağı paylaşmaya kalkarsın. Ben avukatım, bu ‘asalet’ gösterilerini çok gördüm. Hemen paylaşalım: hem evi, hem arabayı. Para yok – hepsini Elif’in ev kredisine verdik.”*
Murat, bu soğukkanlılığım karşısında şaşkına dönmüştü. Gözyaşları, bağırışlar bekliyordu, ama ben ona eşyalarını toplarken yardım ettim. Vedalaşırken ona iyi şanslar diledim, ama kapı arkasından kapanır kapanmaz gözyaşlarıma boğuldum. Yirmi beş yıl – sevinçle, acıyla geçen yıllar. Hep yanımda sağlam bir insan olduğunu biliyordum. Şimdi ise bir boşluk.
*”Yalnızlık da neymiş?”* diye düşündüm, gözyaşlarımı silerek. *”Benim Elif’im, damadım ve torunum Can var.”*
Yatak odasında, Murat’ın aceleyle topladığı dağınık eşyaların arasında oturuyordum. Hatıralar bir dalga gibi üzerime çöktü. Düğünümüz – ben ikinci sınıftayken, o dördüncü sınıftaydı. Kısa süre sonra Elif doğdu. Yurt odasında yaşıyor, derslere yetişmek için kızımızı birbirimize devrediyorduk. Sonra, fakültenin yardımıyla onu kreşe yazdırdık.
İlk evimiz – komünal bir dairenin küçücük odası. Yatak odası, çocuk odası ve minicik bir mutfak köşesi, hepsi on sekiz metrekarede. Tuvalet koridorun sonunda, banyo bodrum katındaydı. O zamanlar Murat’ın “ateş” eksikliğinden şikâyet ettiği yoktu.
Boşanma işlemleri çabuk bitti. Mal paylaşım davası da uzun sürmedi. Arabayı hemen sattık, üç odalı daireyi ise ancak üç ay sonra satabildik – alıcı bulmak zor olmuştu.
Aylin, aynı semtte küçük, şirin iki odalı bir daire aldı. Küçük bir kredi çekmek zorunda kaldı, ama üstesinden geldi. Zamanı daha boldu: işten sonra kendine ne yapacağını bilemediği anlar oluyordu. Eski hobisini hatırladı – örgü örmeye başladı, kitaplar okudu.
Bir gün yıllardır görüşmediği arkadaşı Sevda aradı, birlikte havuza gitmeyi önerdi. Su gerçekten işe yarıyordu. Aylar geçtikçe Aylin’in içine huzur ve güven dolmaya başladı. İşi keyif veriyordu, hayat düzeltiyordu.
Murat’ı gittikçe daha az düşünüyordu. Ara sıra arıyordu, ama rahatsız etmemek için uyardı.
Üç yıl geçti. Aylin, doğum gününü bir kafede iki arkadaşıyla kutluyordu.
*”Boşandığına pişman mısın?”* diye sordu Pınar.
*”Seçme şansım var mı?”* diye hafifçe gülümsedi.
*”Onu sAylin, Murat’ın arabasının uzaklaşan sesini duyduğunda bir kez daha içini çekti, ama bu sefer gözyaşları yerine yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.




