Kucaklayışı Yabancı Nine

Mutfaktan köfte kokuları yayılırken, kapı açıldı—kızları, Yeliz’in evine dönmüştü. Büyükannelerinde misafir olmuşlar ve mutlu gelmeleri gerekiyordu. Ama yüzlerinde neşe yerine kırgınlık vardı.

“Anne, büyükanne bizi sevmiyor!” dedi bir ağızdan Elif ve Aylin.

Yeliz, elinde havluyla koridora çıktı.

“Neden böyle düşünüyorsunuz?”

Kızlar birbirine baktı, sonra biri usulca anlatmaya başladı. Büyükanne, hala’nın çocukları olan Tolga ve Aslı’ya koşma, zıplama, her şeyi yeme izni veriyordu. Ama onlara… ne gürültü yapmaya izin vardı, ne şeker, ne çikolata. Üstelik diğerlerini otobüs durağına kadar geçiriyordu, oysa onlara kapıyı çarpıp öylece bırakmıştı.

Yeliz dondu kaldı. Kayınvalidesi Nermin Hanım’ın pek sıcak biri olmadığını biliyordu ama bu kadar ileri gittiğini tahmin etmemişti.

Ona karşı hep mesafeliydiler: ne yakın, ne de düşman. Ama kayınbiraderinin kız kardeşi Serpil’in çocukları doğunca, büyükanne âdeta sevgiyle kör oldu. Saatlerce herkese onların ne zeki, annelerine ne çok benzediklerini anlatıyordu.

Yeliz ve kocası Murat’ın ikizleri doğduğunda ise Nermin Hanım omuz silkti:

“İkisi birden mi? Vay be… İkisiyle birden başa çıkamam ben.”

“Kimse senden çıkmanı istemiyor,” diye kesti Murat.

“Serpil’e yardım etsem daha iyi olur… Onunki ardışık, sonuçta…”

“Bizimkiler çocuk değil mi?” diye çıktı Yeliz.

“Erkek kardeşin, kız kardeşine destek olmalı,” dedi kayınvalide buz gibi bir sesle.

İşte Yeliz, o an desteği başka yerden araması gerektiğini anladı. Neyse ki kendi annesi yanındaydı, şehrin bir ucundan diğerine gelir, elinden geleni yapardı.

Nermin Hanım ise Tolga ve Aslı’yı övmeye devam etti, her fırsatta vurguluyordu: “İşte kızımdan olan torunlarım!”

Oğlunun çocuklarına gelince… Soran olursa, el sallardı: “Şey, idare ediyorlar…”

Zamanla bu durumu çevredekiler bile fark etti. Bir gün Nermin Hanım öfkeyle, “Kim bilir, bunlar benim torunlarım mı, üstüne oğlumun adını taşıyorlar,” deyince, bu sözler Murat’a ulaştı. Çılgına döndü. Annesinin evine gitti, açıklama istedi. Kadın kendini savundu ama bu bahaneler uzun sürmedi.

Her ziyaretten sonra Yeliz ve Murat ağır bir yükle ayrılıyordu. Sürekli şikâyetler: Kızlar gürültü yapıyor, şeker yiyor, büyükannenin tansiyonu çıkıyor. Ve hemen ardından — “mükemmel” torunlarla kıyaslama.

Tolga ve Aslı giderken, büyükanne onları bizzat uğurlar, hediyeler verirdi. Ama Elif ve Aylin’i terk edilmiş bir arsadan, sokak köpeklerinin gezdiği yerden yolladı. Altı yaşındaydılar. Tek başlarına. Uyarmadan. Bu son damla oldu.

Murat annesini aradı.

“Anne, rahatsız mısın?”

“Ne alaka?”

“O zaman çocukları neden tek başına gönderdin? Orada köpekler var!”

“Çocuklara küçük k”Nermin Hanım, artık yalnızlığınla yüzleşmek zorunda kalacaksın.”

Rate article
Lifequest
Kucaklayışı Yabancı Nine