Burak rahatça kanepesine uzanmış, bir dizi izliyordu ki babası odaya girdi. Sesinde hiç tereddüt yoktu:
“Oğlum, konuşmamız lazım.”
“Konuş hadi,” diye cevap verdi Burak, gözünü ekrandan ayırmadan.
“Gelinin yanıma geldi. Son zamanlarda garip davrandığını söylüyor. Bir sorun mu var?”
“Her şey yolunda,” diye savuşturdu Burak.
“Yolunda mı?” diye sordu Ahmet Bey ve sessizce masadan tableti aldı, bir fotoğraf açıp ekranı oğluna çevirdi. Burak baktı ve donakaldı.
Bir zamanlar Ahmet ve Aylin aşkın timsaliydi— beraber bir iş kurdular, hayatı beraber yürüdüler, ama ancak otuz sekiz yaşında uzun zamandır bekledikleri oğulları oldu. Burak’ı şımarttılar, sevdiler, disiplinsiz büyüttüler. Sonunda şımarık, bencil ve tembel bir adam oldu.
Üniversiteyi zar zor bitirdi— ki bu da ailesinin parası sayesinde oldu— ve “zaten yeterince paramız var,” diyerek çalışmayı reddetti.
Ahmet oğlunun kendi ayakları üzerinde durmasında ısrar etti, ama Aylin her zaman onu savundu:
“Bırak biraz dinlensin. Hayat boyu çalışacak zaten.”
Babası elinin tersiyle işareti yaptı, çünkü oğlunun işe yaramaz olduğunu biliyordu.
Burak boş bir hayat sürdü. Partiler, yurtdışı gezileri, sürekli değişen kızlar. Hediye edilen pahalı arabayı kaza yaparak mahvetti— kendisi kurtuldu, ama annesi şoktan hastaneye kaldırıldı ve bir yıl sonra öldü. Annesinin ölümüyle Burak’ın hayatındaki son disiplin de yok oldu. Annesinin hesabını boşaltmaya başladı, bunu saklamaya bile çalışmıyordu.
Sonra eve yeni sevgilisini getirdi— Aslı. Genç, parlak, küstah. Babası hemen işlerin kötüye gideceğini anladı. Oğlunu uyardı:
“Elif, senin için doğru insan. Akıllı, sakin, evine bağlı. Seni çocukluğundan beri seviyor.”
“Elif sıkıcı,” diye cevapladı Burak. “Aslı ise bir şenlik.”
Ama şenlik çabucak bir felakete dönüştü. Evde gürültülü bir parti oldu, her yer dağıldı, hizmetçi ağlıyordu, babası öfkeden kıpkırmızıydı.
“Ya aklını başına alırsın, ya da çıkarsınız bu evden.”
Burak küstahça karşılık verdi:
“Yani kendi evimde misafir ağırlayamaz mıyım?”
“Bu benim evim,” diye sakinlikle cevapladı Ahmet Bey. “Sana ait olan sadece o daire. Git orada istediğin kadar eğlen.”
Oğlu gitti, ama annesinin hesabından para çekmeye devam etti. Aslı’nın onunla aşk için olmadığı çok geçmeden ortaya çıktı. Birkaç yıl içinde parasız kaldılar ve borçlarını ödemek için dairelerini bile sattılar. Sonra Aslı başka bir adamla kayboldu, arkasında bebek yaşındaki Deniz’i Burak’a bırakarak.
Böylece Burak geri döndü— altı aylık Deniz’i kollarında, solgun, bitkin, aşağılanmış.
“Gidecek başka yerim yok,” diye fısıldadı.
Babası onu içeri aldı. Ama üç şart koştu: kendine çeki düzen vermek, bir iş bulmak ve… Elif’le evlenmek.
Ve Elif kabul etti. Geçen yıllar boyunca duygularına sadık kalmıştı. Deniz’i öz evladı gibi sevdi ve DNA testi de gösterdi ki— Deniz, Ahmet Bey’in gerçek torunuydu.
Üç yıl boyunca evde huzur hakim oldu. Burak değişmiş gibiydi. Çalışıyor, gezmiyor, ailesine zaman ayırıyordu. Ama sonra tuhaf davranmaya başladı. Akşamları kayboluyor, ruh hali değişiyordu. Bir gün babası gerçeği öğrenmek için güvenlik ekibini devreye soktu. Ve gelen fotoğraflarda Burak’ın Aslı’yla buluştuğu görüldü.
“Niye onunla görüştün?” diye sordu Ahmet, tableti oğlunun önüne fırlatarak.
“O, oğlumun annesi,” diye cevapladı Burak.
“O, senin tüm belalarının kaynağı. Yaklaşma ona. Bu eve bir daha adım atmasın. Onun tüm haklarını kaybetmesini sağlayacağım.”
Bir hafta sonra Burak ortadan kayboldu. Son görüldüğünde Aslı’yla bir arabaya biniyordu.
Ahmet Bey ihanetin yükünü kaldıramadı. Son günlerinde Elif ve Deniz yanındaydı. Ama Burak… Dört ay sonra çıkageldi— bronzlaşmış, bakımlı, Aslı kolunda.
“Merhaba,” diyerek gülümsedi Elif’e. “Sen hâlâ aynısın. Miras için geldik.”
“Zahmet etmeyin. Her şey çoktan belli,” diye cevapladı Elif. “Deniz, yukarı çık lütfen. Babamla konuşmamız gerekiyor.”
Çocuk usulca odasına çıktı. Elif ise sakinliğini bozmadan konuştu:
“Tüm mal varlığı bana ve Deniz’e ait. Yasal olarak ben onun annesiyim.”
“Ne?” diye şaşırdı Burak ve Aslı.
“Her şey resmi. Sizin haklarınız iptal edildi. Hiçbir şey alamazsınız.”
“Ama biz ebeveyniz!” diye bağırdı Aslı.
“Hayır. Ebeveyn, yanında duranlardır,” diye sessizce söyledi Deniz merdivenden. “Elif benim annem. Siz ise hiçbir şeysiniz.”
Güvenlik sessizce istenmeyen misafirleri kapıya kadar geçirdi. Burak anladı— kaybetmişti. Her zamanki gibi.




