Kırık Sera ve Kadın Zekası: Tek Bir Plan İki Aileyi Nasıl Dağıtabilirdi?

Sabahın erken saatlerinde Nergis’in bahçesine, gözleri yaşlı, saçları dağınık, elleri titreyerek bir komşu girdi. Bu, İpek’ti.

“Her şey bitti!” Hıçkırarak mırıldanıyordu. “Bütün sera, bütün mahsulüm — birisi gece gelip her şeyi kırmış! Bu domates ve salatalara o kadar umut bağlamıştım… Çocuklara, kendime, biraz da satıp geçinecektim… Şimdi hepsi kül oldu!”

“Bu kadar üzülme, İpek,” diye teselli etmeye çalıştı Nergis. “Dünyanın sonu değil. Hepsini yeniden yaparız. Murat yardım eder, o elinden her iş gelir zaten!”

“Hangi Murat,” diye patladı İpek, “kocam üç gündür kendinden geçmiş, durmadan içiyor. Her şey benim üstümde. Şimdi bir de bu sezonun son şansı elimden kaydı…”

Nergis düşündü. Yardım etmek istiyordu ama komşusunun tavırlarındaki bir şey onu şüphelendirmişti. Son zamanlarda çok sık evlerinin etrafında dolanıyordu. Ya tuz istemeye geliyordu, ya fide, ya da sırf sohbet etmek için. Üstelik her seferinde süslü püslü — sanki bahçeye değil de randevuya gidiyordu.

Aslında İpek’in aklında çoktan kurnaz bir plan vardı. Kocasının ihanetleri ve bitmek bilmeyen kavgalarından sonra, gözlerini başka bir erkeğe, sakin, becerikli, ayık Murat’a çevirmişti. Nergis’ten ne eksiği vardı ki? O, İpek, daha güzeldi, daha hareketliydi, daha iyi bir ev hanımıydı. Ama Nergis gibi bir duvarı yerinden oynatmak kolay değildi — ustalık gerekiyordu.

Tüm riski göze alarak harekete geçmeye karar verdi. Mahallenin avaresi Ali’yi kandırıp geceleyin kendi serasını parçalattı. Para konusunda cimri olmayan İpek, bolca ödedi. Mahsulüne yazık mı oldu? Elbette. Ama bu, kendi mutluluğunun kapısını aralayacaksa, neden olmasın?

İşte sabah olduğunda — ağlama sahnesi, Nergis’e koşuş, şikayetler ve imalar. Tek bir amaç için: Murat’ın gelip yardım etmesi, yanında olması.

Fakat Murat, iyi yürekli olsa da, aptal değildi. İpek’in bir şeyler çevirdiğini anlamıştı. Reddetse gücenirdi, gitse fırsat verirdi. O da alışılmadık bir hamle yaptı.

Direkt İpek’in kocası Selim’in yanına gidip açık açık konuştu:

“Kardeşim, sen karını bir gözden geçir,” dedi. “Mahallenin müteahhidi Ahmet ona göz koymuş. Para uzatıyor, geziler teklif ediyor. O ise reddediyor — hep seni bekliyor. Sen ona değerlisin, yuvasını yıkmak istemiyor…”

Selim’in gözlerindeki perde ansızın kalktı. Evet, içiyordu, bağırıyordu, ailesine zaman ayıramıyordu. Ama karısı — güzeldi, sadıktı, sabrediyor, seviyordu… Peki ya o? Her şeyi kendi elleriyle yıkıyordu. Hakikaten bir gün alır götürürlerdi, o zaman iş işten geçmiş olurdu…

Ertesi sabah Selim bizzat kalkıp serayı tamir etti. Sonra gizli hesabındaki birikimleri çekip İpek’e verdi. Kadın şaşkınlıkla ağzını açtı — beklemiyordu.

“Tatile gidelim,” dedi, “eskisi gibi dinleniriz. Yıllardır birlikteyiz, ama yabancı gibi olduk.”

İpek canlandı. Alışverişe koştu, yeni kıyafetler aldı, tüm arkadaşlarına hava attı. Nergis’in yanına da uğradı — yeni hayatını ballandıra ballandıra anlattı.

Nergis gülümsedi. Her şeyi anlamıştı. Ama sustu. Onun Murat’ını kimse alamazdı. Ne hediyelerle, ne gözyaşlarıyla, ne kurnazlıklarla…

Sadece kapıyı İpek’in arkasından kapattı ve kocasının yanına gitti — sarılmak, teşekkür etmek ve dürüst olmak gerekirse, biraz da gurur duymak için. Kocası için, ailesi için. Ve başkalarının aksine, asla mutluluğunu başkasının mutsuzluğu üzerine kurmadığı için…

Rate article
Lifequest
Kırık Sera ve Kadın Zekası: Tek Bir Plan İki Aileyi Nasıl Dağıtabilirdi?