Yabancı Bir Ruhun Ait Olma Yolculuğu: İsimsiz Adam ve Ona Kendini Geri Veren Kadının Hikayesi

Bir Zamanlar Yabancı Olan: İsmini Kaybeden Adam ve Ona Kendini Bulduran Kadın

“Hiçbir belge yok mu? Ne pasaport, ne de bir isim?” diye sordu Ayşe Hanım, tıbbi dosyaya derin bir bakış atarken. Sesi sakindi ama gözlerindeki endişe okunuyordu.

“Hiçbir şey yok,” diye başını salladı yaşlı hasta bakıcı. “Onu parkta bir bankta buldular. O gece hava eksi yirmi dereceydi, vücut sıcaklığı neredeyse kritik seviyedeydi. Kafasında da bir yara var — galiba düşmüş. Ama asıl önemlisi, yaşıyor olması.”

Ayşe, yatağındaki hastaya baktı. Kırklı yaşlarında, solgun yüzlü, sakallarında aklar belirmiş biri. Serumuna bağlı, düzenli nefes alıyordu. Sokakta yaşayan biri gibi durmuyordu. Tertemiz eller, kesilmiş tırnaklar — kesinlikle evsiz değildi.

“Beş gündür burada. Polis bütün veritabanlarını kontrol etti, hiçbir eşleşme bulunamadı. Kim olduğunu anlayamazsak, haftaya sosyal hizmetlere aktarılacak,” dedi nöbetçi doktor iç çekerek.

“Onunla konuşabilir miyim?” diye sordu Ayşe, kendine bile şaşırarak. İçinde bir şeyler ona bu adamla ilgilenmesini söylüyordu. Sezgi mi, yoksa başka bir şey mi?

“Günaydın. Nasıl hissediyorsunuz?” diye gülümsedi, odaya girerken.

“Teşekkürler, daha iyiyim. Bilir misiniz, bu gece rüyamda… bir tarlada yürüyordum. Bitkiler tuhaf, alışılmadık türdendi. Yapraklarına dokunuyor, inceliyordum…” Sesi yumuşak ve sakindi.

“Bu iyi bir işaret,” dedi Ayşe, tansiyonunu ölçerken. “Belki hafızan yavaş yavaş geri gelmeye başlar. Sana nasıl hitap etmemi istersin?”

Adam bir an düşündü.

“Mehmet… Sanırım adım Mehmet.”

Birkaç gün sonra, yatağında oturmuş, gözlerini yere dikmişti.

“Yarın taburcu ediyorlar. Ve biliyor musunuz, asıl korkutucu olan ne? Geçmişimi hatırlamamam değil… Nereye gideceğimi bilememem. Kimim ben, neden varım, yerim neresi?”

Ayşe, o gri ve sessiz gözlere uzun uzun baktı, sonra birden:

“Evimde boş bir oda var. Bizde kalabilirsin. Kendine gelene kadar.”

“Kimi eve getirdin böyle!” diye isyan etti oğlu Emre. “Anne, o bir hiç! Kendini bile tanımıyor!”

“Bazen sadece inanmak gerek,” diye fısıldadı Ayşe. “İçimden bir ses, tehlikeli biri olmadığını söylüyor. Aksine, onun korkusu bizimkinden daha büyük.”

Mehmet, rahatsız etmemek için elinden geleni yaptı. Erken kalktı, ayrı yemek yedi, bulaşıkları yıkadı, tamirat yaptı. Evdeydi ama bir gölge gibiydi. Neredeyse bir hayalet.

Ta ki, bir gün Emre okuldan asık suratla dönene kadar…

“Matematik sınavını berbat ettim,” diye mırıldandı.

“Yardım etmemi ister misin?” diye sordu Mehmet. “Matematik bir dildir. Anladığında, her şey netleşir.”

Emre’nin şüphesi içinde bir umut kıvılcımı belirdi. İki saat sonra Mehmet’i hayranlıkla dinliyordu:

“Siz öğretmen misiniz?”

“Bilmiyorum… Ama teşekkür ederim.”

Sonra, Ayşe’nin arkadaşı Selma şaşkınlıkla anlattı:

“Senin Mehmet, işimi kurtardı! Müşterinin ofisindeki bütün çiçekler soluyordu — iki günde nedenini buldu. Sudaki mineral dengesi bozukmuş. Sanki bitkilerle konuşuyor!”

“Belki de botanikçidir?” diye merak etti Ayşe.

“Kendisi bile bilmiyor. Ama onlardan bahsederken… sanki canlılarmış gibi. Sadece bakmıyor, hissediyor.”

Bir akşam, Emre koşarak geldi:

“Anne, piyano çalıyor! Oturup başladı, ‘Ay Işığı Sonatı’nı çaldı. Hiç böylesini duymamıştım!”

“Daha önce çalmamıştım,” dedi Mehmet mahcupça. “Sadece parmaklarım hatırladı.”

Geceleri odasında dolaşıyor, huzur bulamıyordu.

“Her şey çok yakın gibi. Yüzler, yerler, kokular… ama sessiz bir film gibi. Sesi eksik. Işığı da.”

Üç ay geçti.

Bir gün pazardan dönerken bir yabancı onlara seslendi:

“Ahmet! Bu sensin! Ahmet Yılmaz!”

“Yanılıyorsunuz,” diye cevap verdi Ayşe hemen. “Onun adı Mehmet.”

“Hayır! Bu Ahmet Yılmaz, botani”Ve o günden sonra, artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı.”

Rate article
Lifequest
Yabancı Bir Ruhun Ait Olma Yolculuğu: İsimsiz Adam ve Ona Kendini Geri Veren Kadının Hikayesi