Kırk Yılın Kanatlarında: Islak Yavru Kedi Yeni Bir Hayatın Başlangıcı Oldu

Kırk Yıl Kanatlar Altında: Islak Bir Yavru Kedinin Yeni Bir Hayatın Başlangıcı Oluşu

Zehra kırk yaşına bastığında her şey bir anda altüst oldu. Ebeveynleriyle İstanbul’un geniş, dört odalı bir dairesinde yaşıyordu. Özel bir şirkette avukat olarak çalışıyor, akşamları eve gelince yemek, diziler, babasıyla nadiren politika, annesiyle komşular hakkında kısa sohbetler… Her şey düzgün, tertipli, sakin görünüyordu. Ama bu özenle kurulmuş düzenin tek bir çatlağı vardı: kendi mutluluğu hiç gelmemişti.

Annesiyle babası yıllardır aynı şeyi tekrarlıyordu: “Kendine bir hayat kur, Zehracığım! Mutlu ol!” Ama sonra her çıktığı adamı didik didik ediyorlardı—biri kaba, öteki fazla sessiz, diğerinin eğitimi yetersiz… Hepsi de “şefkatli sevgi” maskesi altında, alaycı bakışlarla, iğneleyici sözlerle. Zehra ise susuyordu. Çünkü seviyordu. Çünkü üzmek istemiyordu. Çünkü başkasına ait, ama tertemiz silinip parlatılmış bir hayatın içinde yaşıyordu.

Bir sonbahar akşamı, eve dönerken apartmanın önünde ıslak bir top gördü. Bir yavru kedi. Minik, titreyen, kulakları yapış yapış, patileri çamur içinde. Gözlerinde korku. Zehra onu kucağına aldı, göğsüne bastırdı ve eve taşıdı. Paltosunun altında, yağmur altında. Eve gelince bir kâse süt verdi, yavru açlıktan ölmüşçesine içti. Ebeveynleri yaklaştı. Sessizce. Sonra—sanki bir baraj yıkıldı.

Bağırıyorlardı artık, konuşmuyorlardı. “Her yeri pisletecek!”, “Duvarları tırnaklayacak!”, “Koltuk paramparça olacak!” diye haykırıyorlardı. Babası elini kalbine götürdü, annesi başına yapıştı. “Derhal çıkar şunu!” dediler. Ya da bir barınağa bırak. Babası internetten bir adres bulup zaferle bir kâğıt uzattı. Sonra ikisi birden, neredeyse zorla, Zehra’yı bir taşıma çantasıyla kapı dışarı ettiler. Avucuna da bir yüz lira sıkıştırdılar—”mama parası” diye.

Zehra arabasına bindi. Kedi ona sokuldu, top oldu ve hemen uyudu. Camdan dışarı bakarken aklına bir düşünce düştü: “Kırk yaşındayım. Ve bana ait hiçbir şey yok. Kendi odam bile. Her şey onların. Ben bu hayatta sadece bir misafirim.” Gözleri yandı, içindeki bir ses yalvardı: “Bir şey yap.” Zehra tablete uzandı—bir ilan buldu. İş yerine yakın, uzun süreli kiralık bir stüdyo. Aradı. Anlaştı. Gitti. Kapora verdi. Anahtarı aldı. Oraya gitti—barınağa değil.

Zehra kediyi çıkardı—artık adı Pofuduk’tu—ve yastığa bıraktı. Yanına oturdu. Uzun yıllar sonra ilk kez hissetti: Evindeydi. Anne babasının dairesinde değil. Pırıl pırıl bir dekorun içinde değil. Kendi alanında. Küçük, yabancı, kiralık—ama onun. Kimse kiminle çıktığını, nereye gittiğini, niye geç kaldığını sormuyordu. Önemli olan kiranın zamanında ödenmesiydi. Ve o ödüyordu. Sevincini hissederek.

Sonra—hiç beklemediği bir şey oldu. Pofuduk’u gezdirmek için apartmandan çıktığında bir adamla çarpıştı. Kemal. Elektrikçi, iyi kalpli, sade, açık yüzlü ve sakin gözleri olan biri. Söz sözü açtı. Konuşma bir kahveye dönüştü. Kahve uzun akşamlara. Ve birden her şey—alaylar, sorgulamalar, dayatmalar olmadan—akmaya başladı.

Ebeveynlerini aradı. Her şeyin iyi olduğunu söyledi. Bağırmaya başladıklarında telefonu kapattı. Belki sonra daha sık görüşürlerdi. Belki anlarlardı. Belki de anlamazlardı. Önemli olan, artık Zehra’nın bir hayatı vardı. Pofuduk’la—şimdi kocaman ve küstah bir kedi olmuştu—Kemal’le, yeni alışkanlıklarla, sessizlik ve özgürlükle. Ve hepsi bir soğuk akşam ve kurtarılan bir yavru kediyle başlamıştı.

Bazen hayat tam da böyle başlar. Bir damla merhametle. Başkasına. Kendine. Ve o boğucu yerden çıkıp, nefes alınabilecek yere doğru atılan ilk adımla.

Rate article
Lifequest
Kırk Yılın Kanatlarında: Islak Yavru Kedi Yeni Bir Hayatın Başlangıcı Oldu