Geç Gelen Annelik: Baharın Unutulmaz Günahı Hatırlatışı

Geç Kalmış Annelik: Baharın Hatırlattığı Unutulmaz Günah

Sibel hiç ikinci çocuk istememişti. Oğulları Can, yedi yaşında bir afacan olduğu için uykusuz gecelere, bebek bezlerine, gaz sancılarına geri dönmek ona hiç cazip gelmiyordu. Hele kariyeri nihayet yoluna girmişken, yükselme şansı, seyahatler ve aile hayatından uzak, keyifli insanlarla tanışma fırsatları varken… Ama hamile kaldı. Beklenmedik bir anda, her zamanki gibi.

Eşi Emre ise hemen bir kız çocuğu istediğini söyledi. “Belki daha sakin olur,” diye gülümsedi. Sibel başını salladı. İçinde öfke, korku ve huzursuzluk vardı. Ama kız doğduğunda minik, sarışın, masmavi gözlü ve düğme burunlu bir bebek olunca, Sibel ilk kez ne yapacağını şaşırdı. Yüreğine bir şey saplandı. Ancak tam o sırada, doktorlar bebeğin doğuştan kalp rahatsızlığı olduğunu söyledi. Ciddi bir durumdu. Tedavi, ameliyat gerekiyordu.

Bu onun hayat planının bir parçası değildi. Spor salonu, iş etkinlikleri, arkadaşlarıyla Antalya’da tatil, kariyer basamakları… Şimdi bunların hepsi mi? Hayır. Şimdi olmazdı. Onun başına gelmezdi.

Emre durumu dinledi ve vazgeçti. Omuzlarını silkti. İkisi de sessizce, konuşmadan bir karar verdiler. Akrabalarına ve tanıdıklarına kızlarının öldüğünü söylediler.

Yetimhanede masmavi gözlü kızı Zeynep Hanım karşıladı. Yirmi beş yıldır orada çalışıyordu. Acıya ve daha hayata başlamadan kırılmış çocuk kaderlerine alışması gerektiğini düşünebilirdiniz. Ama olmamıştı. Her yeni “terkedilmiş çocuk”, yüreğine işliyordu. Özellikle de bu kız. O kadar sessiz, o kadar dokunaklıydı ki… Öyle bakıyordu ki, sanki tek bir yakınını arıyordu.

Zeynep Hanım, her boş anını onunla geçirmeye başladı. Kız ona gülümsüyor, ellerini uzatıyor, sevgi dolu sözlerine cevap veriyordu. Zeynep Hanım dayanamadı. Kocasına açıldı.

— Mehmet, onu orada bırakamam.

— Tedavi olacak. Başa çıkabilecek misin?

— Çıkarım. O bizim olsun. Adını Umut koyalım.

Evlat edindiler. Altmış yaşına yaklaşmışlardı, sağlıkları pek iyi değildi, paraları da azdı. Mehmet köyde sabah akşam çalışıyordu. Zeynep ise Umut’la hastanelerde, muayenelerde, rehabilitasyon merkezlerindeydi. Üç saat uyku, ne bulurlarsa yiyorlardı. Ama Umut’un bir gülüşü, Mehmet’e yirmi yıl gençlik veriyordu.

Umut büyüdü, iyilik dolu, merhametli, hayat doluydu. Ev işlerine yardım ediyor, insanlara sevgiyle yaklaşıyordu. Beş yaşındayken komşu yaşlı kadına mısır taşırken, “Nine, ben iki koçak taşırım, siz yorulmayın!” diyor, minik elleriyle ağır mısırları gururla taşıyordu, sanki birer taç taşıyordu.

Ameliyat zamanı geldiğinde bütün köy dua ediyordu. Kimi para, kimi yiyecek, kimi moral desteği verdi. Ameliyat başarılı oldu. Umut hayatta kaldı. Daha da ötesi, hastalığı yendi.

Büyüdü, güzelleşti, akıllı bir genç kız oldu. Üniversiteyi kazandı, yurtta kaldı, tatillerde köye dönüp nine ve dedesini sevgiyle kucaklıyor, onlarla sofraya oturuyordu.

Bir nisan günü Umut parkta yürüyordu. Hava sıcak, güneş dallara vuruyor, kuşlar cıvıldıyor, toprak uyanışın kokusunu taşıyordu. Aklında mayıs tatili, köye dönüş, bahçe işlerinde dedesine yardım etmek, geceleri balkonda oturup ninesinin anlattığı masalları dinlemek vardı.

Aniden bir şey bacaklarına çarptı. Peluş bir tavşandı. Umut başını kaldırdı, bankta oturan bir kadın ve dört yaşlarında bir çocuk gördü. Oyuncağı alıp nazikçe uzattı:

— Tavşanını düşürdün.

— İstemiyorum! O hasta! Ölecek zaten! diye hırçınca bağırdı çocuk.

— Aldırmayın, dedi kadın yorgun bir sesle. Hastalığı var. Doğuştan kalp rahatsızlığı. Ailesi… onunla ilgilenmek istemedi. Ben aldım. Torunum. Ama zor.

Umut kadına baktı. Bakımlı, şık bir kadındı. Ama gözleri… Boştu. Sönmüştü. Sanki bahara rağmen içinde kış yaşıyordu. O bakışta bir şey Umut’un yüreğine dokundu.

Konuşmaya başladı. Kendisinin de aynı durumda olduğunu, annesinin—gerçek annesinin—onu kurtardığını anlattı. İnanmanın, sevginin her şeyi aşabileceğini söyledi. Onların kazandığını, bu kadının da kazanabileceğini…

Kadın sustu. Yüzü giderek soldu. Çünkü karşısında kendi yüzünü, kendi gözlerini taşıyan bir kız duruyordu. O masmavi gözler… Yıllar önce reddettiği gözler.

Oydu. Kızıydı. Başka türlü olamazdı.

— Olamaz… diye fısıldadı.

— Olur, dedi Umut kararlılıkla. Önemli olan inanmak. Ben inandım. Siz de inanın.

Umut yürüdü gitti. Güneşli, mutlu, hayat dolu.

Sibel ise olduğu yerde kaldı. Gözleri yanıyor, içi parçalanıyordu. Bağırmak, peşinden gitmek, sarılmak, özür dilemek istiyordu. Ama… ona bunun hakkı var mıydı?

Yoktu. Korkusundan, rahatından vazgeçmişti kızından. Sonra hayatı dağılmıştı. Emre başka bir kadın için onu terk etmiş, oğlu Soğuk ve ilgisiz büyümüştü, şimdi de torununa bakıyordu—oğSibel yavaşça banka çöktü ve bahar güneşinin altında, kaybettiği kızının gölgesiyle baş başa kaldı.

Rate article
Lifequest
Geç Gelen Annelik: Baharın Unutulmaz Günahı Hatırlatışı