**Çantası Her Şeyi Değiştirdi: Boşanma Sonrası Tesadüfi Bir Buluşma**
Ayşegül, arkadaşlarıyla geçirdiği küçük bir buluşmanın ardından evine dönüyordu. Kafede biraz sohbet etmişler, hayattan bahsetmişlerdi. Hepsi evliydi, sadece o değildi. Bu yüzden erkenden dağılmışlardı. Kimse Ayşegül’ün özel hayatına burnunu sokmamıştı—henüz yakın zamanda acı bir boşanma yaşamıştı. İyi ki çocukları olmamıştı…
Parkın sessiz, neredeyse ıssız bir yolundan yürüyordu. Hava tam kararmamıştı, lambaların altın rengi ışıkları yolu aydınlatıyordu. Birden arkasından ayak sesleri duydu. Hızlandı, ana caddeye çıkmak istiyordu. Ama fırsat bulamadı.
Birisi ani bir hareketle çantasını omuzlarından çekip aldı. Çanta kaydı ve karanlıkta kayboldu. Ayşegül durdu… ve nedensizce gülmeye başladı.
— Kızım, iyi misin? — diye şaşkınlıkla sordu karşısına çıkan adam. — Yardım lazım mı? Ambulans çağırayım mı?
Onun soyulduktan sonra neden güldüğünü anlayamamıştı.
— Sorun yok, — dedi Ayşegül. — Az önce çantamı çaldırdım.
— Çaldırdın mı? Polis çağırmalıyız! Güvenlik, bir şey!
— Gerek yok. İnsanlar işine baksın. Çantada bir şey yoktu zaten—bir ayna ve ruj. Telefonum cebimde. Haydut ne kadar hayal kırıklığına uğramıştır, düşünebiliyor musun?
Bu sefer o da güldü.
— Çantanın kendisi pahalı mıydı?
— Yok canım. Ucuzdu. Yeğenime on beşinci doğum günü için almıştım, bugün kendim kullanayım dedim. Demek ki yeni bir hediye bakacağım…
— Çıkışa kadar size eşlik edeyim mi? Ben de başka bir yoldan gitmeliyim—ne olur ne olmaz, aynı hırsız bana da sürpriz yapabilir.
— Birlikte gidelim. Zaten birkaç adımlık mesafe.
— İşte geldik, görüşürüz.
— Bir daha karşılaşacak mıyız?
— Umarım. Ben Emre.
— Ayşegül. Eşlik ettiğin için teşekkürler.
İkisi de yeniden güldü—ve ayrıldılar.
— Emre, nerede bu kadar kaldın? Merak ettim, — dedi annesi, eve adım atar atmaz.
— Anne, bundan sonra biraz geç gelebilirim. Yaklaşık bu saatlerde.
— Bir şey mi oldu?
— Hayır, her şey yolunda. Sadece biraz oyalandım. İstediklerini getirdim.
— Sağ ol. Her gün gelmesen de olur, Meryem mutlaka rahatsız oluyordur…
— Endişelenme. Dışarı çıkamıyorsun, ben de elimden geleni yapıyorum. Hastaneye ne zaman gideceksin? İzin almalıyım.
— Şu alçı bir çıksa…
— Henüz kendini zorlayamazsın. Ben hallederim. Hadi yemek yiyelim.
— Ben hazırlarım—
— Otur anne. Ben yaparım.
Yemekten sonra Emre evden çıktı. Yolda hep Ayşegül’ü düşündü. O tesadüfi karşılaşmayı, parktaki o kahkahayı…
Meryem’le artık kimse onu beklemiyordu. Bir ay önce annesi düşmüş, bacağını kırmıştı—tam o gün, Meryem’in kuzeninin düğününe başka bir şehre gideceklerdi. Ama planları suya düştü—annesinin acil yardıma ihtiyacı vardı. Hastane, alçı, bakım… Meryem arayıp bağırmış, boşanmayla tehdit etmişti. Emre ilk başlarda cevap verip onu sakinleştirmeye çalıştı. Sonra telefonu kapattı. Sabahın köründe eve döndüğünde Meryem kavga çıkardı:
— Annen bilerek bu günü seçti! Baştan beri bana karşı!
— Bu doğru değil!
— Ona kristal bir vazo gibi davranıyorsun!
— O benim annem. Altmışını geçti. Tek başına.
— Benim ailem daha ellisinde genç! Seninkiyse yaşlı! Ben kendim için yaşamak istiyorum! Sen engel oluyorsun!
— Tek başına gidebilirdin. Sensiz düğün yıkılmazdı.
— Doktorlar onu götürebilirdi! Senin gitmen gerekmiyordu!
Laf lafı açtı—sonunda boşanmaya vardı. Emre annesinden vazgeçmedi. Meryem eşyalarını topladı… daha doğrusu, onun yerine Emre topladı. Meryem, artık bir evi olmadığını düşünmemişti.
Ayşegül küçük bir stüdyo daireye döndü. Ailesi, üniversiteye başladığında bu evi almıştı. Bir yıl kocasıyla burada yaşamıştı. Altı ay masal gibi geçmişti. Sonra her şey değişti.
Kocasının bir kumarbaz olduğunu hemen anlamamıştı. Maaş buharlaşıyor, ruh hali değişiyordu. Kaynanası gelip oğlunu nüfusa kaydettirmek istediğinde gerçek ortaya çıktı:
— Bizim oğlan her şeyi sattı, — itiraf etmişti kaynana. — Artık senin sorumluluğunda.
Ayşegül reddetti. Boşanma mahkeme ile, kavgalarla sonuçlandı. Ancak kilitleri değiştirip eşyaları kapıya koyduktan sonra rahat bıraktılar.
Emre o tesadüfi buluşmayı unutamadı. Aynı parka farklı saatlerde gidip onu tekrar görmeyi umuyordu.
Ve bir gün:
— Hanımefendi, parkta çantanızı mı kaybettiniz?
— Evet! Buldunuz mu?
— Buldum. Ama çanta değil…
Her şey böyle başladı. Ayşegül, Emre’nin annesinin evine yakın bir yerde çalışıyordu. Aynı binada, farklı dairelerde yaşıyorlardı. Tesadüf müydü?
Emre, annesine boşanmayı anlattı. Sonra onu Ayşegül’le tanıştırdı. Üçü o günkü karşılaşmayı hatırlayıp güldüler.
Sade bir düğün yaptılar. İki kızları oldu. Ayşegül, kaynanasıyla iyi arkadaş olduVe yıllar sonra, o parktaki tesadüfün hayatlarının en güzel başlangıcı olduğunu her kahkahalarında yeniden hatırladılar.




