Alt Komşu – Yukarıdan Gelen Aşk
Murat sinirle saatine baktı – sabah yeni başlamıştı, ama gün şimdiden berbat olmuştu. Biletler, valizler ve Leyla’yla uzun zamandır beklediği deniz tatili yerine, yine o eski, küflü beş katlı binanın merdivenlerindeydi. Her zamanki gibi. Ablası Sevgi, gözyaşları, ateş ölçer ve “çocuklarla biraz ilgilenir misin, başvuracak kimse yok…” yalvarışları.
İstemiyordu. Gerçekten. Tatil yapan, yanında sevgilisi olan, elinde kokteyliyle güneşin keyfini çıkaran bir adam olmak istiyordu. Ama yerine iki çığlık atan yeğen, oyuncak dolu bir sırt çantası ve kapıyı açıp şaşkınlıkla,
“Murat, bu minikler de kim? Evlendin sen mi?” diyen komşunun ağzındaki alkol kokusu vardı.
Deniz – alt kattaki komşu. Kızıl saçlı, hareketli, tilki gibi parlak gözleri olan biri. Ev sahibi musluğu değiştirene kadar iki kez onun evini su bastırmıştı. Annesi iyi bir kadındı, tek kuruş talep etmemişti, ama Deniz o günden sonra hep göz kırpmıştı. Gerçi Murat onun daha okula gittiğini sanıyordu.
“Derslerine gitmiyor musun? Annene söylerim!” diye alay etti, Deniz’in yüzünün kızardığını görünce.
“Ben üniversiteyi bitirdim bile! İşe giriyorum!” diye çıkıştı, çantasını omzuna atarken.
“Tabii, tam okul kaçağına benziyorsun. Bir de aynaya baksan!”
Gülüştüler, Deniz içeri kayboldu, Murat ise arabasına yöneldi – eskiydi ama onundu, krediyle almıştı. Leyla tabii ki burun kıvırmıştı: “Daha iyisini alabilirdin.” Ama o bundan bile gurur duyuyordu. İnatçıydı. Her şey olacaktı – ev, araba, statü, Leyla.
Ama bugün değil.
Bugün trafik, terli koltuklar, arkada çığlık atan çocuklar ve ağlayan ablası vardı:
“Affet beni Murat, gerçekten başvuracak kimse yok…”
Sevgi hastanedeydi, anneleri de üzüntüden hasta düşmüştü. Babalarına gelince… Oğuz sadece kağıt üstündeydi. İçmek, gezmek, kaybolmak – bunları iyi beceriyordu.
Çocuklar boynuna sarıldı: “Murat Amca!” Onları kucakladı, dondurma sözü verdi ve kiralık tek odalı dairesine götürdü.
Merdivende yine Deniz’e rastladı.
“Bunlar da senin mi?” gözleri faltaşı gibi açıldı.
“Evet, durağa bırakılmışlardı,” diye dalga geçti. “Dönüp bakmaya vaktim olmadı, işte yapıştılar.”
Çocuklar güldü, Deniz mahcup baktı. Düzeltme yaptı:
“Şaka yapıyorum. Yeğenlerim. Ablam hastanede, ben bakıyorum.”
Evde çocuklar anında kargaşa çıkardı. Murat onlara omlet yaptı, parka götürdü, fast food ve balon aldı. Çok mutluydular. Ama üçüncü gün huysuzlanmaya başladılar: Defne boğazının ağrıdığından, Umut da karnının ağrıdığından şikayet etti. Ağlama, gözyaşları, “annemizi istiyoruz…”
Kapı çaldı. Murat açtı – Deniz.
“Ağladıklarını duydum… Yardım edebilir miyim? Sağlık okulunu bitirdim.”
İçeri girdi, eski oyuncaklarını getirdi, sessizce çocukları yatırdı, Defne’nin boğazına atkı sardı, Umut’un karnını okşadı. O ise “teşekkür” bile diyemeden, Deniz’in kollarında uyuyakaldı.
“Mutfağa geçelim, sana en azından tost yapayım,” diye mırıldandı Murat, oda kapısını kapatırken.
Mutfakta oturdular. Deniz çayını yudumlarken sordu:
“Peki senin… eşin ne zaman alacak çocukları?”
“Eş mi? Ne eşi! Bu ablam. Benim çocuğum yok. Ve şimdilik de olmayacak.”
Deniz gülümsedi, o an anladı – o gerçekti. Samimi. Sıcak. Leyla gibi değil, daha önce tanıdığı hiç kimse gibi değil.
Deniz bir gün daha kaldı. Sonra iki. Sonra – sonsuza kadar. Birlikte çocuklarla gezdiler, yemek yaptılar, güldüler. Parkta baloncu kadın, “Ne güzel bir ailesiniz!” deyince Murat’ın içi burkuldu. Deniz’e, çocuklara baktı ve bunun bitmesini istemediğini hissetti.
Leyla bir hafta sonra aradı. Sesi buz gibiydi:
“Neredesin? Senden haber yok. Artık seni anladım.”
Ve hissettiği tek şey – hiçbir şey.
Sevgi taburcu olunca yeğenler yalvardı:
“Murat Amca, Deniz bizimle kalabilir mi? Sen onu seviyor musun?”
Defne cevap beklemeden atıldı:
“Sevdiğini biliyorum. O da seni seviyor. Düğünde gelin tacını biz taşıyacağız.”
Deniz’in yüzü kızardı, utangaçça çocukların saçlarını okşadı, Murat ise aynaya baktı ve düşündü: “Tanrım, bana bu kızıl kızı gönderdiğin için sana şükürler olsun.”
Eve geldiklerinde Sevgi ve annesi karşıladı, Deniz’i görünce ellerini çırptı:
“Sonunda birini buldun! Ne güzel kız! Deniz mi? Aileye hoş geldin!”
Murat sadece gülümsedi.
Dönüşte sessizdiler. Sonra Deniz aniden,
“Araban çok sıcak. Hem… senin yanında güvende hissediyorum insan.”
O ise sadece sordu:
“Yarın parka gidelim mi? Öğle yemeği de bende olsun, senin çorban kaldı – sensiz yemek bile zevk vermiyor.”
Üç ay sonra evlendiler.
Bazen kader mutluluğu beklemediğin yere koyar. Bazen bir alt katta yaşar. Kızıl saçlı, sırt çantalı, çocukların gözyaşlarını bile dindiren iyi yürekli biri.
Ve Murat biliyordu: bu – onun ailesiydiMurat, Deniz’in gülüşüne bakarken, hayatın ona en güzel sürprizi yaptığını bir kez daha anladı.




